- Adalet Bölümü Nedir? Mezunları Ne İş Yapar? Kaç Puanla Giriliyor? Okuması Zor mu?
- GİRİŞ: Adalet programının amacı hakim ve savcılara yardımcı elemanlar yetiştirmektir. Mezunlar, mahkemelerin yazı işleri müdürlüğü veya yardımcılığı; icra memurluğu veya yardımcılığı görevlerine atanmaktadırlar. Ayrıca infaz kurumlarında müdürlüğe kadar yükselebilen görevlere getirilebilirler. Yüksekokul mezunları resmi veya özel bankalarda, çeşitli kamu ve iktisadi kuruluşlarında, özel iktisadi işletmelerde oldukça kolay iş bulabilmektedirler.
- Programın Amacı: Adalet programının amacı, hakim ve savcılara yardımcı elemanlar yetiştirmektir.
- Programda Okutulan Belli Başlı Dersler: Adalet yüksekokullarında öğrencilere adalet hizmetlerinin gerektirdiği nitelikler göz önünde bulundurularak teorik ve uygulamaya yönelik bilgiler verilir. Yüksekokulda kamu hukuku ve özel hukuk bilgisi, hukuk bilgisi, hukuk usulü bilgisi, ceza ve ceza usulü bilgisi, icra-iflas bilgisi, avukatlık ve noterlik mevzuatı, mali mevzuat, hukuk dili, adli tıp, infaz bilgisi, kalem mevzuatı gibi hukuk bilgilerinin yanı sıra, daktilografi, Türkçe, yabancı dil, muhasebe,işletme yönetimi, arşiv ve dosyalama teknikleri gibi teorik ve uygulamalı dersler okutulmaktadır.
- Gereken Nitelikler: Sosyal Bilgiler Adalet Yüksekokulunda okumak isteyen bir öğrencinin hukuk alanına ilgi duyan, Türkçe, derslerinde başarılı, titiz, dikkatli ve sorumluluk duygularına sahip bir kimse olması bu alandaki başarısını artıracaktır.
- Mezunların Kazandıkları Ünvan ve Yaptıkları İşler: Adalet programını bitirenlere “Adalet Meslek Elemanı” ünvanı verilir. Adalet meslek elemanı mahkemelerde, icra dairelerinde, infaz kurumlarında, vatandaşların başvurularının mahkemelere iletilmesi ve yargıçların aldıkları kararın uygulanması gibi konularda gerekli işlemleri yürütürler.
- Çalışma Alanları: Adalet yüksekokulu mezunları mahkemelerin yazı işleri müdürlüğü veya yardımcılığı; icra memurluğu veya yardımcılığı görevlerine atanmaktadırlar. Ayrıca infaz kurumlarında müdürlüğe kadar yükselebilen görevlere getirilebilirler. Yüksekokul mezunları resmi veya özel bankalarda, çeşitli kamu ve iktisadi kuruluşlarında, özel iktisadi işletmelerde oldukça kolay iş bulabilmektedirler.
Adalet
Adalet Bölümü Hakkında Bilgi
9 Şubat 2012 Perşembe
Adalet
İdare Hukuku Ders Notları
İDARE HUKUKU DERS NOTLARI
- İdare teşkilatı soyuttur.
- Teşkilat idarenin ana hattını oluşuturur.
- Teşkilat kurulurken belli bir sistematik izlenir.
- İdarenin kuruluşu, görev ve yetkilerinin kanunlarla düzenlenmesine Kanuni idare ilkesi denir.
- Bu ilke keyfiyeti ortadan kaldırır düzenli bir şekilde idarenin işlemesini sağlar.
- İdare işlevini yerine getirirken yasalara saygılı davranır.
- İdarenin kuruluşu kanunlarla sağlanır.
- İdarenin üslendiği görevler kanunla gösterilir.
- İdarenin yaptığı işlemler aksi ispat edilinceye kadar muteber(geçerli) kabul edilir.
- Ülke idaresinin merkezi idare tarafından tek başına yürütülmesine Merkezden Yönetim yada İdari Merkeziyet denir. Bu çerçevede tüm kamu hizmetleri devlet adına yürütülür.
- Merkezi idare hizmet türlerine göre bakanlıklara ayrılmıştır ancak bunların devletten ayrı bir inisiyatifi yoktur.
- Bakanlıklarda işlerini yürütürken yine devlet namına bu işleri yaparlar.
- Teşkilat ikiye ayrılır Birincisi Başkent Teşkilatı İkincisi Taşra Teşkilatıdır.
- Merkezden yönetmenin faydaları: Merkezden yönetmek birliği sağlar. Sivil iradenin üstünlüğü merkezileşmeyle sağlanır. Mali kaynaklar daha sağlıklı sağlanır. Kamu hizmetlerinin maliyeti azalır. Kamu görevlileri yerel etkilerden uzaklaşır. Kaynakların eşit kullanılması sağlanır.
- Merkezden yönetimin zararları: merkezi yönetimin en büyük zararı bürokrasiye neden olmasıdır. Bürokrasinin uzadığı yerlerde de bildiğiniz üzere işler yavaşlar. Bugün git yarın geller çoğalır. Bir de iktidar kaynakları kendi bölgesine harcama olanağı bulur. Şuan gündemde yer alan ‘’mali özerklik’’ tartışmalarıda bu yöndedir kendi kaynaklarını yönetmek istiyor diğer partiler.
- Bu gibi olumsuz işleri önlemek için yetki genişliği uygulaması geliştirilmiştir. Yani merkez adına karar alamaya yetkili kılınmış kişilerin Mesela siz AÖF ye kaydolurken size öğrenci belgesi verildi onu imzalayan kişinin adının altında DEKAN A. Yani Dekan Adına imzaladı anlamı taşır her AÖF öğrencisi için Dekan imza atmaya kalksa tabi ki işler çok uzayacak ve içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Bakanın Başbakanın görevi de böyle devredilir bi nevi Bunu, illerde valiler, başkentte müsteşar, yurtdışında ise büyükelçiler yapar. kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi bakımından, icrai kararlar almak yetkisinin merkez teşkilâtına dahil olmayan bağımsız idarelere verilmesine denmektedir.! yer bakımından ve hizmet bakımından olmak üzere ikiye ayrılır.! bir yöre halkının yerel hizmetlerini görmek için örgütlenmelerine yer bakımından yerinden yönetim, belirli bir hizmetin merkez teşkilâtından ayrı, kamu tüzel kişileri tarafından idare edilmesine ise hizmet bakımından yerinden yönetim denir. (ekşi sözlükten alıntı)
- yerinden yönetim ya yer açısından yada hizmet açısından uygulanabilir.
- Belli bir coğrafyada yaşayanları kapsıyorsa yer açısından örnek belediyeler. Bunun tersi yerinden yönetim ilkesi belirli bir yerin kendisine tanınmışsa hizmet açısından yönetim idareleri ortaya çıkar mesela üniversiteler.
- Yerinden yönetim demokratik devlet olmanın hukuki bir sonucudur.
- Bu ilkeyle halk yönetime katılır.
- Kamusal ihtiyaçların saptanması yerinden yönetim ilkesinde daha iyi işler.
- Yerinden yönetim bürokrasiyi azaltır mesela tayin için Van’dan kalkıp Ankara’ya gelmek zorunda kalmazsınız.
- Yerinden Yönetimin Olumuz Tarafı: Yerinden yönetime göre kurulan kurumlar mali sıkıntı çeker. Kötü yönetim şekilleri ile kalıcı bir olumsuz yönetim tarzı oluşur. Yerinden yönetim üniter devletlerde tehtit unsuru olabilir.
- Kanunun veya kanunun açıkça verdiği bir yetkiye dayanarak bir idari işlemle kurulan üstün ve ayrıcalıklı yetkilerle donatılmış devlet tüzel kişiliğinden ayrı tüzel kişiliğe Kamu Tüzel Kişiliği denir
Adalet
Bu dersin amacı resmi yazışma kurallarını belirlemek ve bilgi-belge alışverişinin sağlıklı, hızlı düzenli ve güvenilir olmasını sağlamaktır.
ifade eder.
Adli Yazışmalar Ders Notları
ADLİ YAZIŞMALAR DERS NOTLARI
- Bu dersin içerdiği kurallar tüm kamu kurumlarını kapsar.
- Resmî yazı: Kamu kurum ve kuruluşlarının kendi aralarında veya gerçek ve tüzel kişilerle iletişimlerini sağlamak amacıyla yazılan yazı, resmî belge, resmî bilgi ve elektronik belgeyi, ifade eder.
- Resmî belge: Kamu kurum ve kuruluşlarının kendi aralarında veya gerçek ve tüzel kişilerle iletişimlerini sağlamak amacıyla oluşturdukları, gönderdikleri veya sakladıkları belirli bir standart ve içeriği olan belgeleri, ifade eder.
- Resmî bilgi: Kamu kurum ve kuruluşlarının kendi aralarında veya gerçek ve tüzel kişilerle iletişimleri sırasında metin, ses ve görüntü şeklinde oluşturdukları, gönderdikleri veya sakladıkları bilgileri, ifade eder.
- Elektronik ortam: Belge ve bilgilerin üzerinde bulunduğu her türlü bilgisayarı, gezgin elektronik araçları, bilgi ve iletişim teknolojisi ürünlerini, ifade eder.
- Elektronik belge: Elektronik ortamda oluşturulan, gönderilen ve saklanan her türlü belgeyi, ifade eder.
- Dosya planı: Resmî yazıların hangi dosyaya konulacağını gösteren kodlara ait listeyi, ifade eder.
- Yazı alanı: Yazı kağıdının üst, alt, sol ve sağ kenarından 2,5 cm boşluk bırakılarak düzenlenen alanı, ifade eder.
- Güvenli elektronik imza: Münhasıran imza sahibine bağlı olan, sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli elektronik imza oluşturma aracı ile oluşturulan, nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin ve imzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitini sağlayan elektronik imzayı,
ifade eder.
- Kamu kurum ve kuruluşları arasında yazılı iletişim, kâğıt kullanılarak veya elektronik ortamda yapılır.
- Kâğıtla yapılan resmî yazışmalarda daktilo veya bilgisayar kullanılır. Bu tür yazışmalar, yazının içeriğine ve ivedilik durumuna göre faks ile de gönderilebilir. Faksla yapılan yazışmalarda, yazıda belirtilen hususlarda hemen işlem yapılabilir, ancak bunların beş gün içerisinde resmî yazı ile teyidinin yapılması gerekir.
- Elektronik ortamdaki yazışmalar ilgili mevzuatta belirtilen güvenlik önlemlerine uyularak yapılır.
- Elektronik ortamda yapılan yazışmalar bu ortamın özellikleri dikkate alınarak kaydedilir, dosyalanır ve ilgili yere iletilir. Gerekli durumlarda, gelen yazı kağıda dökülerek de işleme alınır.
- Her kurum kendisi ve gerektiğinde kurum içindeki birimler adına resmî elektronik posta (e-posta) adresi belirler. Bu adreslerin belirlenmesinde koordinasyon Başbakanlık tarafından yapılır. Elektronik ortamdaki resmî yazışmalar bu adresler arasında yapılır.
- Kamu kurum ve kuruluşları elektronik ortamda yapılacak yazışmalarda, bu Yönetmeliğe aykırı olmamak kaydıyla gerekli düzenlemeleri yapabilir.
- Kağıt kullanılarak hazırlanan resmî yazılar en az iki nüsha olarak düzenlenir.
- Bilgisayarla yazılan yazılarda "Times New Roman" yazı tipi ve 12 karakter boyutunun kullanılması esastır. Rapor, form ve analiz gibi özelliği olan metinlerde farklı yazı tipi ve karakter boyutu kullanılabilir.
- Resmî yazışmalarda A4 (210x297 mm) ve A5 (210x148 mm) boyutunda kağıt kullanılır.
- Başlık, yazıyı gönderen kurum ve kuruluşun adının belirtildiği bölümdür. Bu bölümde amblem de yer alabilir.
- Başlık, kağıdın yazı alanının üst kısmına ortalanarak yazılır.
- ilk satıra "T.C." kısaltması, ikinci satıra kurum ve kuruluşun adı büyük harflerle, üçüncü satıra ise ana kuruluşun ve birimin adı küçük harflerle ortalanarak yazılır. Başlıkta yer alan bilgiler üç satırı geçemez.
- Bölge müdürlüklerinde ise bakanlığın adının altına hangi bölge teşkilatı olduğu yazılır.
- Sayı ve evrak kayıt numarası, dosya planına göre verilir, başlığın son satırından iki aralık aşağıda ve yazı alanının en solundaki "Sayı:" yan başlığından sonra yazılır. Bu ifadeden sonra kod numarası verilir. Kod numarasından sonra kısa çizgi (-) işareti konularak dosya numarası, dosya numarasından sonra (-) işareti konularak evrak kayıt numarası yazılır. Genel evrak biriminden sayı verilmesi durumunda araya eğik çizgi (/) işareti konulur.
- Evrak kayıt numarası, yazıyı gönderen birimde ve/veya kurumun genel evrak biriminde aldığı numaradır.
- Resmî yazışmalarda Başbakanlık tarafından belirlenen kodlama sistemine ve dosya planına uyulması zorunludur.
- Yazının yetkili amir tarafından imzalanarak ilgili birimden sayı verildiği zamanı belirten tarih bölümü, sayı ile aynı hizada olmak üzere yazı alanının en sağında yer alır. Tarih; gün, ay ve yıl rakamla, aralarına (/) işareti konularak yazılır.
- Konu, sayının bir aralık altına "Konu:" yan başlığından sonra, başlık bölümündeki "T.C." kısaltması hizasını geçmeyecek biçimde yazılır. Yazının konusu, anlamlı ve özlü bir şekilde ifade edilir.
- Gönderilen makam; yazının gönderildiği kurum, kuruluş ve kişi ile bunların bulundukları yeri belirtir. Bu bölüm; konunun son satırından sonra, yazının uzunluğuna göre iki-dört aralık aşağıdan ve kağıdı ortalayacak biçimde büyük harflerle yazılır. Yazının gönderildiği yerin belirlenmesine ilişkin diğer hususlar parantez içinde küçük harflerle ikinci satıra yazılır.
- Kuruluş dışına gönderilen yazılarda, gerekiyorsa yazının gideceği yerin adresi küçük harflerle ve başlığın ilk satırının hizasında, iki aralık bırakılarak ayrıca belirtilir.
- Kişilere yazılan yazılarda; "Sayın" kelimesinden sonra ad küçük, soyadı büyük, unvan ise küçük harflerle yazılır.
- İlgi, yazılan yazının önceki bir yazıya ek ya da karşılık olduğunu veya bazı belgelere başvurulması gerektiğini belirten bölümdür. "Ġlgi:" yan başlığı, gönderilen makam bölümünün iki aralık altına ve yazı alanının soluna küçük harflerle yazılır. Ġlgide yer alan bilgiler bir satın geçerse, "Ġlgi" kelimesinin altı boş bırakılarak ikinci satıra yazılır. Ġlginin birden fazla olması durumunda, a, b, c gibi küçük harfler yanlarına ayraç işareti ") " konularak kullanılır. Ġlgide, " tarihli ve sayılı" ibaresi kullanılır.
- İlgide yazının sayısı, kurum veya birimin dosya kodu tam olarak belirtilir. Ġlgi, tarih sırasına göre yazılır. Yazı aynı konuda birden fazla makamın yazısına karşılık veya daha önce yazılmış çok sayıda yazıyla ilgili ise bunların hepsi belirtilir.
- Metin, "İlgi"den sonra başlayıp "İmza"ya kadar süren kısımdır.
- Metne, "İlgi"nin son satırından itibaren iki aralık, "İlgi" yoksa gönderilen yerden sonra üç aralık bırakılarak başlanır.
- Metindeki kelime aralarında ve nokta, virgül, soru işareti gibi yazı unsurlarının arasında bir vuruş boşluk bırakılır.
- Paragraf başlarına yazı alanının 1.25 cm içerisinden başlanır. Paragraf başı yapılmadığı durumlarda paragraflar arasında bir satır aralığı boşluk bırakılır
- Metin içinde geçen sayılar rakamla ve/veya yazı ile yazılabilir. Önemli sayılar rakam ile yazıldıktan sonra parantez içerisinde yazı ile de gösterilebilir.
- Metin içinde veya çizelgelerde üçlü gruplara ayrılarak yazılan büyük sayılarda gruplar arasına nokta (22.465.660), sayıların yazılışında kesirleri ayırmak için ise virgül (25,33 -yirmi beş tam yüzde otuz üç) kullanılır.
- Yazı, Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Ġmla Kılavuzu ile Türkçe Sözlük esas alınarak dil bilgisi kurallarına göre yaşayan Türkçe ile yazılır.
- Metinde zorunlu olmadıkça yabancı kelimelere yer verilmez ve gereksiz tekrardan kaçınılır. Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Ġmla Kılavuzu'nda bulunmayan kısaltmaların kullanılmasının zorunlu olduğu durumlarda, kısaltmanın ilk kullanıldığı yerde parantez içinde kısaltmanın açık biçimi gösterilir.
- Alt makama yazılan yazılar "Rica ederim.", üst ve aynı düzey makamlara yazılan yazılar "Arz ederim.", üst ve alt makamlara dağıtımlı olarak yazılan yazılar "Arz ve rica ederim." biçiminde bitirilir.
- Metnin bitiminden itibaren iki-dört aralık boşluk bırakılarak yazıyı imzalayacak olan makam sahibinin adı, soyadı ve unvanı yazı alanının en sağına yazılır. Ġmza ad ve soyadın üzerinde bırakılan boşluğa atılır. Elektronik ortamda yapılacak yazışmalarda, imza yetkisine sahip kişi yazıyı, güvenli elektronik imzası ile imzalar.
- Yazıyı imzalayanın adı küçük, soyadı büyük harflerle yazılır. Unvanlar ad ve soyadın altına küçük harflerle yazılır. Akademik unvanlar ismin ön tarafına küçük harflerle ve kısaltılarak yazılır.
- Yazıyı imzalayacak olan makam, yazının gideceği makama göre kurum/kuruluşun "imza yetkileri yönergesi"ne veya yetkili makamlarca verilen imza-yetkisine uyularak seçilir.
- Yazıyı makam sahibi yerine yetki devredilen kişi imzaladığında, imzalayanın ad ve soyadı birinci satıra, yetki devredenin makamı "Başbakan a.", "Vali a." ve "Rektör a.", biçiminde ikinci satıra, imzalayan makamın unvanı ise üçüncü satıra yazılır.
- Yazı vekaleten imzalandığında, imzalayanın ad ve soyadı birinci satıra, vekalet bırakanın makamı "Başbakan V.", "Vali V." ve "Rektör V." biçiminde ikinci satıra yazılır
- Yazının iki yetkili tarafından imzalanması durumunda üst makam sahibinin adı, soyadı, unvanı ve imzası sağda (Örnek: 6-B); ikiden fazla yetkili tarafından imzalanması durumunda üst makam sahibinin adı, soyadı, unvanı ve imzası solda olmak üzere yetkililer makam sırasına göre soldan sağa doğru sıralanır
- Onay gerektiren yazılar ilgili birim tarafından teklif edilir ve yetkili makam tarafından onaylanır.
- Yazı onaya sunulurken imza bölümünden sonra uygun satır aralığı bırakılarak yazı alanının ortasına büyük harflerle "OLUR" yazılır. "OLUR"un altında onay tarihi yer alır.
- Onay tarihinden sonra imza için uygun boşluk bırakılarak onaylayanın adı, soyadı ve altına unvanı yazılır.
- Yazıyı teklif eden birim ile onay makamı arasında makamlar varsa bunlardan onay makamına en yakın yetkili "Uygun görüşle arz ederim." ifadesiyle onaya katılır. Bu ifade, teklif eden birim ile onay bölümü arasına uygun boşluk bırakılarak yazılır ve yazı alanının solunda yer alır.
- Elektronik ortamda hazırlanan yazıya onay verecek yetkili kişi resmî yazıyı güvenli elektronik imzası ile imzalar.
- Yazının ekleri imza bölümünden sonra uygun satır aralığı bırakılarak yazı alanının soluna konulan "EK/EKLER:" ifadesinin altına yazılır.
- Ek adedi birden fazla ise numaralandırılır. Ek listesi yazı alanına sığmayacak kadar uzunsa ayrı bir sayfada gösterilir.
- Yazı eklerinin dağıtımdaki bazı yerlere gönderilmediği durumlarda, "Ek konulmadı" ya da "Ek-.... konulmadı", bazı eklerin konulması durumunda ise, "Ek-.... Konuldu" ifadesi yazılır.
- Dağıtım, yazıların gereği ve bilgi için gönderildiği yerlerin protokol sırası esas alınarak belirtildiği bölümdür. "EKLER"den sonra uygun satır aralığı bırakılarak yazı alanının soluna "DAĞITIM:" yazılır. Ek yoksa dağıtım EKLER'in yerine yazılır.
- Yazının gereğini yerine getirme durumunda olanlar, "Gereği" kısmına, yazının içeriğinden bilgilendirilmesi istenenler ise "Bilgi" kısmına protokol sırasıyla yazılır. "Gereği" kısmı dağıtım başlığının altına, "Bilgi" kısmı ise "Gereği" kısmı ile aynı satıra yazılır
- "Bilgi" kısmı yoksa, kurum ve kuruluş adları doğrudan "DAĞITIM" başlığının altına yazılır.
- Yazının kurum içinde kalan nüshası, yazıyı hazırlayan ve kurum tarafından belirlenen en fazla 5 görevli tarafından paraf edilir. Paraflar, adres bölümünün hemen üstünde ve yazı alanının solunda yer alır.
- *Elektronik ortamda yapılan yazışmalarda paraflar elektronik onay yoluyla alınır.
- Yazıyı paraflayan kişilerin unvanları gerektiğinde kısaltılarak yazılır, (:) işareti konulduktan sonra büyük harfle adının baş harfi ve soyadı yazılır. El yazısı ile tarih belirtilerek paraflanır.
- Başka birimlerle işbirliği yapılarak hazırlanan yazılarda, paraf bölümünden sonra bir satır aralığı bırakılarak "Koordinasyon:" yazılır ve işbirliğine dahil olan personelin unvan, ad ve soyadları paraf bölümündeki biçime uygun olarak düzenlenir
- Yazı alanının sınırları içinde kalacak şekilde sayfa sonuna soldan başlayarak yazıyı gönderen kurum ve kuruluşun adresi, telefon ve faks numarası, e-posta adresi ve elektronik ağ sayfasını içeren iletişim bilgileri yazılır. Ġletişim bilgileri yazıdan bir çizgi ile ayrılır.
- Yazının gönderildiği kurum ve kişilerin, gerektiğinde daha ayrıntılı bilgi alabilmeleri için başvuracakları görevlinin adı, soyadı ve unvanı adres bölümünün sağında yer alır.
- Ġlgili yönetmeliğin hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
- Yazı gizlilik derecesi taşıyorsa, gizlilik derecesi belgenin üst ve alt ortasına büyük harflerle kırmızı renkli olarak belirtilir. Gizlilik dereceleri; çok gizli, gizli, özel, hizmete özel şeklinde görev alanı ve hizmet özelliğine göre kurum veya kuruluşça belirlenir.
- Öncelik verilmesi gereken durumlarda yazıya cevap verilmesi gereken tarih metin içinde, yazının ivedi ve günlü olduğu ise sayfanın sağ üst kısmında büyük harflerle kırmızı renkli olarak belirtilir. Yazıyı alan bu ivediliğin gereğini yapmakla yükümlüdür.
- Resmî yazılara uygun sürede cevap verilmemesi durumunda ilgili kurum ve kuruluşlara tekit yazısı yazılır.
- Sayfa numarası, yazı alanının sağ altına toplam sayfa sayısının kaçıncısı olduğunu gösterecek şekilde verilir.
- Bir yazıdan örnek çıkartılması gerekiyorsa örneğinin uygun bir yerine "Aslının aynıdır" ifadesi yazılarak imzalanır ve mühürlenir.
- Kurum ve kuruluşlar elektronik ortamdaki belgelerin değiştirilmesini ve aslına uygun olmayan biçimde çoğaltılmasını önleyen teknik tedbirleri alır.
- Gelen evrak, Örnek 13'te yer alan kayıt kaşesi kullanılarak kaydedilir. Kamu kurum ve kuruluşları Örnek 13'te yer alan kaşeyi örnek alarak kendilerine uygun bir kaşe hazırlar ve kullanırlar. Bu
- kaşeler evrakın arka yüzüne basıldıktan sonra evrakın tarih ve sayısı yazılır, ünite içinde hangi bölümü ilgilendiriyorsa o bölümün karşısına gereği yapılmak veya bilgi vermek maksadıyla (x) işareti konulur. Ek olduğunda bunların adedi en alt sütunda rakamla belirtilir.
- Elektronik ortamda yapılan yazışmalarda, doğrulama yapıldıktan sonra yazı ilgili birime gönderilir.
- Yazıyı gönderenin iletişim bilgileri zarfın sol üst köşesinde, yazının gideceği yerin iletişim bilgileri ise zarfın ortasında yer alır. Yazının gizlilik derecesi zarfın üst ve alt ortasına, ivedilik derecesi ise sağ üst köşeye gelecek biçimde kırmızı renkle belirtilir.
- Çok gizli yazılar çift zarf ile gönderilir. Ġç zarfa yazı konulur, zarfın kapanma yerlerine hazırlayanın parafları atılır ve saydam bant ile paraflar örtülecek şekilde zarf kapatılır. Ġç zarfın üzerine de iletişim bilgileri yazılarak, yazının çok gizli olduğu zarfın üst ve alt ortasına, varsa ivedilik derecesi sağ üst köşeye gelecek biçimde kırmızı renkle belirtilir.
- Ġç zarf ve Örnek 14'te gösterilen iki suret evrak senedi dış zarfın içine konularak gizlilik derecesi olmayan yazılar gibi kapatılıp, üzerine gideceği yer ve evrak sayısı yazılır. Dış zarfın üzerinde gizlilik derecesi bulunmaz, varsa ivedilik derecesi kırmızı renkli olarak belirtilir.
- "Çok gizli" gizlilik dereceli yazılarda, dış zarfı açan görevli iç zarf üzerinde yer alan "çok gizli" ibaresini gördüğünde zarfı açmadan yetkili makama sunar. Bu görevli dış zarfın içinde yer alan evrak senedini imzalayarak bir nüshasını gönderen makama iade eder.
Adalet
Adalet Meslek Etiği Ünite 1 Notları
ADALET MESLEK ETİĞİ BİRİNCİ ÜNİTE DERS NOTLARI
- Ahlak Arapçadır. Hulk kelimesinin çoğuludur. Huy, mizaç, seciye, tabiat, fıtrat anlamına gelir.
- Ahlaki veya gayri-ahlaki davranışlar tamamen insanın iradesi sonucu ortaya çıkar.
- Tabiatta yasalar vardır. Olgular ve nesneler bu yasalara tabiidir.
- Ahlakın konusu insanların davranışlarıdır. (Hayvanlar, bitkiler vs. ahlaki ölçüye tabi tutulamaz)
- ‘’Ahlaksız’’ ahlak dışı davranışlarda bulunanları niteler.
- Ahlaksız, kötü huylu olan kötü kişiliğe sahip olanlara verilen sıfattır.
- Ahlaken değerli görülen bir durumun gerçekleştirilmesi için kişinin sahip olması gereken yetenek beceri kapasite ve yeterliliğe Erdem denir. Bu özellik kişilikle alakalıdır ve ancak davranışlarla ortaya çıkar.
- Ahlak insan tarafından var edilmiştir.
- Ahlak kelimesi bir toplulukla veya bir grupla ilişkilendirilerekten de kullanılabilir. Mesela İslam Ahlakı deyimi çevremizde yaygın kullanılır.
- Dürüst olmak için tutarlı bir şekilde ‘’dürüst’’ davranmış olmak lazım.
- Ahlaklı olmakta iyiye yönelmekle ancak elde edilebilir.
- Aklın, nesne ve olgular hakkında neye inanılması gerektiğiyle ilgili yapılan düşünmeyi gerçekleştiren yönüne Teorik Akıl denir.
- Aklın engelle ilgili düşünmeyi gerçekleştiren ne yapılması gerektiğine karar veren yönüne Pratik Akıl denir.
- Ahlaki kurallar toplumdan öğrenilir mesela erkekler kadınlara göre daha fazla şey bilirler çünkü toplumumuzda kadın evde çocuklara bakar erkek ise çalışır(dışarda) daha fazla şey öğrenir. Buna göre kadınlar ahlaksız mıdır? Hayır ! sadece erkekler sokakları caddeleri daha iyi gezer-dolaşır bir çok sosyal ortamla etkileşimde bulunur, daha fazla argo bilir.. yani erkek tabiri caizse ‘’hayatın raconunu’’ daha iyi kavrar.
- Ahlakı ele alan derin düşünme faaliyeti Etik’tir. Etik düşünme sadece feylesoflara özgü bir şey değildir ‘’ne yapmalıyım’’ sorusunu soran adam etik düşünme gerçekleştirmiştir. Bu ne yapmalıyım sorusu Nasıl Davranmalıyım, fikrinin temelidir.
- Ahlak kural koyar, bazı davranışlara izin verir bazılarını yasaklar, normatiftir.
- İnsan eylemlerinin aynen doğa olaylarındaki gibi doğal süreçlerle belirlendiğini savunan görüş Belirlenimcilik görüşüdür.
- Ahlaki yargıların kişilerin duygularına bağlı olduğu salt o kişiye ait olması nedeniyle doğru veya yanlış olmayacağını söyleyen görüş Öznelcilik görüşüdür.
- Bazı ahlaki yargıların herkes için geçerli olduğunu savunan görüş Evrenselcilik görüşüdür.
- Bir görüşe göre de ahlaki değerler kültürel değerlere dayanır ve karşılaştırılamaz aynı anda birden fazla doğru davranış ortaya çıkabilir. Bu görüşün adı Kültürel görelilik’tir. Toplumu ahlaki bir otorite haline getirir.
- Yaşamın anlamını mutlulukta bulan, insan eylemlerinin son ereği olarak mutluluğu gören ahlaki görüş, Mutlulukçuluk’tur. (Mutlulukçuluk Görüşü)
- Duygusal hazlara bağlanan mutlulukçuluk ise Hazcılık görüşüdür.
- Pieper : -Mutluluğa ulaşma her insanın uğraşıdır.
-Mutluluğa ulaşmak somut hedefler üstünden olur.
-Mutluluk kendiliğinden ortaya çıkmaz bir çaba sonucu meydana gelir, ulaşılır.
-Mutluluk etiğin normatif değil betimleyici bir kavramıdır. İnsan her yerde ve herzaman iyiye ulaşmaya çalışmalıdır. Ahlaki açıdan mutluluğu ancak bu şekilde elde edebilir.
Bu bölümdeki notları birbirinden bağımsız olarak çalışınız. Her bir bilgi maddesi çıkabilecek bir soru
potansiyelindedir.
Adalet Bölümü Öğrencileri Ders Notu
Hukuk
Dar anlamda şahsiyet hak ehliyetini ifade eder. Geniş anlamda şahsiyet ise hak ehliyetini, fiil ehliyetini, şahsi halleri ve şahsiyet haklarını içine alır. Şahsi haller bir şahsı diğer şahıslardan ayıran ve hukuk düzeninin kendilerine birtakım sonuçlar bağladığı niteliklerdir.
Örneğin; şahsın cinsiyeti, sahih (düzgün) n ili nesepli olması, küçük, reşit veya mahcur bulunması,
evli, bekar, dul veya boşanmış olması hep birer şahsi haldir. Şahıslar hakiki şahıslar ve hükmi şahıslar olmak üzere ikiye ayrılır
HAKİKİ ŞAHISLAR (KİŞİLER)
Hakiki şahıslar insanlardır. Hayvanlar ve bitkiler şahıs değildir.
HÜKMİ ŞAHISLAR
Belirli gayelerin gerçekleştirilebilmesi için bir kısım insanların bir araya gelmeleri, faaliyetlerini ve mallarını bu gayeye tahsis etmeleri gerekir. İşte böylece kendisini meydana getiren insanlardan ayrı ve bağımsız 'varlıklar ortaya çıkar. Bunlara hükmi şahıslar (tüzel kişiler) denir.
HAKİKİ ŞAHISLARIN EHLİYETLERİ
Hak Ehliyeti: (Medeni haklardan yararlanma ehliyeti) ve fiil ehliyeti (medeni hakları kullanma ehliyeti) olmak üzere başlıca iki ehliyet vardı]
1. HAK EHLİYETİ
Hak ehliyeti hak ve borç sahibi olabilme yani hakların ve borçlanı sujesi (öznesi) olabilme iktidarıdır. Hak ehliyeti ile şahıs kavramları ayn anlama gelmektedir. Hak ehliyeti pasiftir. Yani bir kimsenin hak ehliyetin( sahip olabilmesi için bir şey yapmasına gerek yoktur. Hakiki şahısla bakımından sadece.doğmuş olmak hak ehliyetine sahip olmak için yeterlidir. Sağ doğması şartıyla cenin dahi hak ehliyetine sahiptir. Hak ehliyet hakiki şahıslarda doğumla kazanılır.
Hak ehliyeti ile ilgili iki temel ilke vardır. Bunlar genellik ve eşitlik ilkeleridir. Genellik İlkesi: Her şahsın medeni haklardan istifade etmesidir. Bunun için şahıs olmak gerekir. Şahıs olabilmek
yani hak ehliyeti kazanabilmenin şartı; Hakiki şahıslarda sağ olarak doğmuş olmak Hükmi şahıslarda ise kanunun öngördüğü şekilde kurulmuş olmak yani şahsiyet kazanmış Eşitlik ilkesi; Hak ehliyetine sahip olan şahıslar arasında bir ayrım yapılmamasıdır. Genellik ve eşitli eri sadece medeni haklar bakımından söz konusudur. Kamu hakları alanında bu uygulanmaz.
Örneğin; seçme ve seçilme hakları, memur olma hakkı gibi kamu haklarından herkes yararlanamaz. Bunlardan faydalanmak için Türk vatandaşı olmak gerekir.
Örneğin; Seçilme hakkına sahip olabilmek için 30, seçme hakkına sahip olabilmek için ise 18 yaşını bitirmiş olmak gerekir.
2. FİİL EHLİYETİ
Fiil ehliyeti bir şahsın kendi muameleleriyle lehine haklar aleyhine ise borçlar yaratabilme ehliyetidir. Medeni kanun fiil ehliyeti terimine yer vermiş değildir. Fiil ehliyetine herkes değil ancak kanunun aradığı bazı şartları haiz bulunan şahıslar sahiptirler. Fiil ehliyeti aktif bir ehli yettir.
Fiil Ehliyetinin Şartları
Fiil ehliyetinin olumlu ve olumsuz olmak üzere iki şartı vardır.
1. Olumlu Şartlar: a) Mümeyyiz olmak (temyiz kudretine sahip olmak), b) Reşit olmak
2. Olumsuz Şart; Mahcur (kısıtlı) olmamak.
Kazai Rüşt: Şartları şunlardır;
ı. Reşit kılınacak kişi I5 yaşını bitirmiş olmalıdır.
2. Küçüğün İsteği; Reşit kılınacak küçük reşit kılınmayı istemelidir. Kazai
rüşte karar verilmesi isteminde bulunma şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Bu nedenle istek küçükten gelmelidir.
3. Ana ve babanın muvaffakatı
4. Vasinin Dinlenmesi; Eğer küçük velayet altında değil de vesayet altında ise bu hiilde vasinin mahkeme tarafından dinlenmesi gerekir. Burada vasinin muvaffakatı (onayı) alınmamaktadır.
5. Küçüğün menfaatinin bulunması Kazai rüşte küçüğün ikametgahının bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi Karar verir. Yani kazanılan rüşt geri alınamaz. Kazai rüştüne karar verilen fakat evlenme çağına gelmeyen evlenme rüştünü kazanamaz.
2. Olumsuz Şart (MahcurKısıtlı Olmamak)
Mahcur olmak, hacir altına alınmış olmak demektir. Hacir sebepler şunlardır;
ı. Akıl Hastalığı
2. Akıl Zayıflığı
3. İsraf
4. Ayyaşlık
5. Suihal (Sui=Kötü, suihal=kötü durum)
6. Suiidare (kötü idare)
7. Bir sene yada daha fazla müddetle hürriyet i ortadan kaldıra cezaya mahkum olma
8. Aciz olan kimsenin talebi (ihtiyari hacir)
Bu sebeplerden dolayı hacredilmiş (kısıtlanmış) ve kendisine b vasi tayin edilmiş olan kimseye mahcur (kısıtlı) denir.
HUKUKİ MUAMELE EHLİYETİ
Hukuki muameleler tek taraflı ve çok taraflı hukuki muameleler
olmak üzere ikiye ayrılır. Tek taraflı Hukuki Muamele: Sadece bir tarafın irade açıklama sıyla meydana gelir. Örneğin; Vasiyet, Vakıf Kurma
Çok taraflı Hukuki Muamele: Birden fazla şahsın irade açıklamasıyla meydana gelir. En önemlisi sözleşmelerdir.
Örneğin bedel (semen) karşılığında bir malın mülkiyetini kesin surette karşı tarafa devredilmesi taahhüdünü içeren satım sözleşmesi, bir eşyanın kullanma hakkının bir bedel karşılığında belli bir süre için karşı tarafa devredilmesi taahhüdünü içeren kira sözleşmesi.
Hukuki muamele yapabilme iktidarına sözleşme ehliyeti denir ve bu da fiil ehliyetine dahildir.
Haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti de fiil ehliyetine dahildir.
Dava Ehliveti: Bir şahsın mahkemede usul hukukuna ait işlemleri (muameleleri) tek başına yapabilme
ehliyetidir. Dava ehliyeti taraf ehliyeti demek değildir.
Fiil ehliyetine sahip olup olmamalarına göre hakiki şahıslar dörde ayrılır.
1. Tam ehliyetliler
2. Sınırlı ehliyetliler.
3. Sınırlı ehliyetsizler
4. Tam ehliyetsizler
1. Tam ehlivetliler: Mümeyyiz ve reşit olan aynı zamanda mahcur (kısıtlı) olmayan tüm şahıslardır.
2. Sımrlı Ehliyetliler: Bunlar a) Evli Kadınlar, b) Kendilerine kanuni müşavir atanmış olanlardır. Kendilerine kanuni müşavir atanmış olanlar şu işlemleri kanuni müşavirlerinin onayı olmadan yapamazlar; Dava açma ve sulh, gayrimenkulün alım ve satımı ve onlar üzerinde rehin ve sair ayni bir hak kurma, kıymetli evrak alım satım ve rehni, alelade idare ihtiyaçları dışında inşaat, ödünç verme ve alma, sermayeyi almak, bağışlama, kambiyo taahhütleri altına girmek, kefalet.
3. Sınırlı Ehliyetsizler: Bunlar a) Mümeyyiz Küçükler b) Mümeyyiz Mahcurlardır. Sınırlı ehliyetsizler kendilerini borç altına sokan muameleleri (satım, kira, istisna, hizmet sözleşmeleri gibi) bizzat yapamazlar. Bu tür işlemlerin kanuni mümessilleri tarafından yapılması gerekir. Kanuni mümessiller ise veli ve vasilerdir. Sınırlı ehliyetsizler bu tür muameleleri kanuni mümessillerinin rızası ile yapabilirler. Verilen rızaya izin, hukuki muameleden sonra açıklanan rızaya ise icazet denir. Sınırlı ehliyetsizler kendilerini borç altına sokan hukuki muameleleri . kanuni mümessillerinin izni olmadan yaparlarsa bu muameleler tek taraflı bağlamazlık müeyyidesine tabi olurlar. Bu tür muamelelerin sınırlı ehliyetsizi bağlayabilmesi için kanuni mümessilin sonradan rızasını
açıklaması yani icazet vermesi gerekir. Kanuni mümessil icazet vermezse yapılan muamele hükümsüz olur ve iki tarafı da bağlamaz. Bu durumda taraflar aldıklarını birbirlerine geri verirler.
Sınırlı ehliyetsizler kendilerini borç altına sokmayan ve kendilerine sadece menfaat sağlayan muameleleri (örneğin ivazsız iktisap= karşılıksız kazanma) tek başlarına yapabilirler. Bu durumda kanuni mümessilin izin ya da icazetine gerek yoktur. Örneğin sınırlı ehliyetsize bir kimsenin bir şeyi bağışlaması.
Sınırlı ehliyetsizler yönetimi kendilerine bırakılmış mallar ile ilgili hukuki muameleleri de tek başlarına yapabilirler. Sınırlı ehliyetsizler bazı muameleleri (kanuni mümessilleri rıza gösterse bile) kesinlikle yapamazlar. Bunlara yasak muameleler denir. Yasak muameleler batıldır. Yasak muameleler şunlardır;
1. Bağışlama
2. Vakıf Kurma
3. Kefalet
4. Tam ehliyetsizler: Bunların fiil ehliyetleri hiç yoktur. Gayrımümeyyizler tam ehliyetsizdir. Kanuni
mümessillerinin izin yada icazeti olsa bile bunların yaptıkları bütün işlemler geçersizdir. Tam ehliyetsizlerin
haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti yoktur. Bunun istisnası kusur sorumluluk halleri ve hakkaniyettir. Hakkaniyete örnek; zengin bir akıl hastasının fakir bir köylünün harmanını yakması.
Temyiz kudretinden devamlı olarak değil de geçici olarak yoksun olan kişiler haksız fiillerinden dolayı sorumludurlar. Ancak bu kişiler temyiz kudretini ortadan kaldıran hale kendi kusurlarıyla düşmediklerini ispatlarlarsa sorumluluktan kurtulurlar. Örneğin; Kendi isteği ile içki içmiş bir kimse verdiği zarardan dolayı sorumludur. Fakat arkadaşları eğer onun haberi olmadan meyve suyuna içki karıştırmışlarsa bu halde sorumlu değildir.
ÖZET:
Hukukta şahıs terimi, haklara ve borçlara sahip olabilen, yani hakları ve borçları bulunabilen varlıkları
ifade eder. Başka bir söyleyişle, hak sahibi, borç sahibi olabilen varlıklar hukuk açısından birer "şahıs':tır. Hukuk düzeni biri "hakiki şahıs", diğeri "hükmi şahıs" olmak üzere. iki türlü şahıs kabul etmektedir. Hakiki şahıslar sadece insanlardan ibarettir" Hükmi şahıslar ise, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulmuş ve hukuk düzeninin aradığı şartlara sahip bulunan "şahıs toplulukları" ile "mal toplulukları"dır. Hakiki şahsiyet, çocuğun sağ olarak tamamen doğduğu anda başlar; çocuk ölü doğarsa şahsiyet kazanamaz. Ancak, kendisine gebe kalınan ve doğumu beklenilmekte olan çocuk (cenin) da, sağ doğmak şartıyla kendisine gebe kalındığı andan itibaren hak ve borç 'sahibi olabilir.
Hakiki şahsiyet biri "ölüm", diğeri "gaiplik" olmak üzere iki halde sona erer. Gaipliğe, bir kimsenin ölümüne muhtemel gözle bakılacak bir olayda kaybolması veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamaması halinde, ilgililerin talebi üzerine mahkemece karar verilir.
Hukuka Giriş - Kişi, Kişi Türleri ve Gerçek Kişi
ÜNİTE8: KİŞİ, KİŞİ TÜRLERİ VE GERÇEK KİŞİ
Şahıs terimi haklara ve borçlara sahip olabilen yani haklan ve borçlan bulunabilen varlıkları ifade eder. Bu nedenle şahıs terimi ile hak ehliyeti aynı anlama gelmektedir. İnsanlar, insan toplulukları ve mal toplulukları da şahıs olarak kabul edilmektedir.
Örneğin; şahsın cinsiyeti, sahih (düzgün) n ili nesepli olması, küçük, reşit veya mahcur bulunması,
evli, bekar, dul veya boşanmış olması hep birer şahsi haldir. Şahıslar hakiki şahıslar ve hükmi şahıslar olmak üzere ikiye ayrılır
HAKİKİ ŞAHISLAR (KİŞİLER)
Hakiki şahıslar insanlardır. Hayvanlar ve bitkiler şahıs değildir.
HÜKMİ ŞAHISLAR
Belirli gayelerin gerçekleştirilebilmesi için bir kısım insanların bir araya gelmeleri, faaliyetlerini ve mallarını bu gayeye tahsis etmeleri gerekir. İşte böylece kendisini meydana getiren insanlardan ayrı ve bağımsız 'varlıklar ortaya çıkar. Bunlara hükmi şahıslar (tüzel kişiler) denir.
HAKİKİ ŞAHISLARIN EHLİYETLERİ
Hak Ehliyeti: (Medeni haklardan yararlanma ehliyeti) ve fiil ehliyeti (medeni hakları kullanma ehliyeti) olmak üzere başlıca iki ehliyet vardı]
1. HAK EHLİYETİ
Hak ehliyeti hak ve borç sahibi olabilme yani hakların ve borçlanı sujesi (öznesi) olabilme iktidarıdır. Hak ehliyeti ile şahıs kavramları ayn anlama gelmektedir. Hak ehliyeti pasiftir. Yani bir kimsenin hak ehliyetin( sahip olabilmesi için bir şey yapmasına gerek yoktur. Hakiki şahısla bakımından sadece.doğmuş olmak hak ehliyetine sahip olmak için yeterlidir. Sağ doğması şartıyla cenin dahi hak ehliyetine sahiptir. Hak ehliyet hakiki şahıslarda doğumla kazanılır.
Hak ehliyeti ile ilgili iki temel ilke vardır. Bunlar genellik ve eşitlik ilkeleridir. Genellik İlkesi: Her şahsın medeni haklardan istifade etmesidir. Bunun için şahıs olmak gerekir. Şahıs olabilmek
yani hak ehliyeti kazanabilmenin şartı; Hakiki şahıslarda sağ olarak doğmuş olmak Hükmi şahıslarda ise kanunun öngördüğü şekilde kurulmuş olmak yani şahsiyet kazanmış Eşitlik ilkesi; Hak ehliyetine sahip olan şahıslar arasında bir ayrım yapılmamasıdır. Genellik ve eşitli eri sadece medeni haklar bakımından söz konusudur. Kamu hakları alanında bu uygulanmaz.
Örneğin; seçme ve seçilme hakları, memur olma hakkı gibi kamu haklarından herkes yararlanamaz. Bunlardan faydalanmak için Türk vatandaşı olmak gerekir.
Örneğin; Seçilme hakkına sahip olabilmek için 30, seçme hakkına sahip olabilmek için ise 18 yaşını bitirmiş olmak gerekir.
2. FİİL EHLİYETİ
Fiil ehliyeti bir şahsın kendi muameleleriyle lehine haklar aleyhine ise borçlar yaratabilme ehliyetidir. Medeni kanun fiil ehliyeti terimine yer vermiş değildir. Fiil ehliyetine herkes değil ancak kanunun aradığı bazı şartları haiz bulunan şahıslar sahiptirler. Fiil ehliyeti aktif bir ehli yettir.
Fiil Ehliyetinin Şartları
Fiil ehliyetinin olumlu ve olumsuz olmak üzere iki şartı vardır.
1. Olumlu Şartlar: a) Mümeyyiz olmak (temyiz kudretine sahip olmak), b) Reşit olmak
2. Olumsuz Şart; Mahcur (kısıtlı) olmamak.
Kazai Rüşt: Şartları şunlardır;
ı. Reşit kılınacak kişi I5 yaşını bitirmiş olmalıdır.
2. Küçüğün İsteği; Reşit kılınacak küçük reşit kılınmayı istemelidir. Kazai
rüşte karar verilmesi isteminde bulunma şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Bu nedenle istek küçükten gelmelidir.
3. Ana ve babanın muvaffakatı
4. Vasinin Dinlenmesi; Eğer küçük velayet altında değil de vesayet altında ise bu hiilde vasinin mahkeme tarafından dinlenmesi gerekir. Burada vasinin muvaffakatı (onayı) alınmamaktadır.
5. Küçüğün menfaatinin bulunması Kazai rüşte küçüğün ikametgahının bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi Karar verir. Yani kazanılan rüşt geri alınamaz. Kazai rüştüne karar verilen fakat evlenme çağına gelmeyen evlenme rüştünü kazanamaz.
2. Olumsuz Şart (MahcurKısıtlı Olmamak)
Mahcur olmak, hacir altına alınmış olmak demektir. Hacir sebepler şunlardır;
ı. Akıl Hastalığı
2. Akıl Zayıflığı
3. İsraf
4. Ayyaşlık
5. Suihal (Sui=Kötü, suihal=kötü durum)
6. Suiidare (kötü idare)
7. Bir sene yada daha fazla müddetle hürriyet i ortadan kaldıra cezaya mahkum olma
8. Aciz olan kimsenin talebi (ihtiyari hacir)
Bu sebeplerden dolayı hacredilmiş (kısıtlanmış) ve kendisine b vasi tayin edilmiş olan kimseye mahcur (kısıtlı) denir.
HUKUKİ MUAMELE EHLİYETİ
Hukuki muameleler tek taraflı ve çok taraflı hukuki muameleler
olmak üzere ikiye ayrılır. Tek taraflı Hukuki Muamele: Sadece bir tarafın irade açıklama sıyla meydana gelir. Örneğin; Vasiyet, Vakıf Kurma
Çok taraflı Hukuki Muamele: Birden fazla şahsın irade açıklamasıyla meydana gelir. En önemlisi sözleşmelerdir.
Örneğin bedel (semen) karşılığında bir malın mülkiyetini kesin surette karşı tarafa devredilmesi taahhüdünü içeren satım sözleşmesi, bir eşyanın kullanma hakkının bir bedel karşılığında belli bir süre için karşı tarafa devredilmesi taahhüdünü içeren kira sözleşmesi.
Hukuki muamele yapabilme iktidarına sözleşme ehliyeti denir ve bu da fiil ehliyetine dahildir.
Haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti de fiil ehliyetine dahildir.
Dava Ehliveti: Bir şahsın mahkemede usul hukukuna ait işlemleri (muameleleri) tek başına yapabilme
ehliyetidir. Dava ehliyeti taraf ehliyeti demek değildir.
Fiil ehliyetine sahip olup olmamalarına göre hakiki şahıslar dörde ayrılır.
1. Tam ehliyetliler
2. Sınırlı ehliyetliler.
3. Sınırlı ehliyetsizler
4. Tam ehliyetsizler
1. Tam ehlivetliler: Mümeyyiz ve reşit olan aynı zamanda mahcur (kısıtlı) olmayan tüm şahıslardır.
2. Sımrlı Ehliyetliler: Bunlar a) Evli Kadınlar, b) Kendilerine kanuni müşavir atanmış olanlardır. Kendilerine kanuni müşavir atanmış olanlar şu işlemleri kanuni müşavirlerinin onayı olmadan yapamazlar; Dava açma ve sulh, gayrimenkulün alım ve satımı ve onlar üzerinde rehin ve sair ayni bir hak kurma, kıymetli evrak alım satım ve rehni, alelade idare ihtiyaçları dışında inşaat, ödünç verme ve alma, sermayeyi almak, bağışlama, kambiyo taahhütleri altına girmek, kefalet.
3. Sınırlı Ehliyetsizler: Bunlar a) Mümeyyiz Küçükler b) Mümeyyiz Mahcurlardır. Sınırlı ehliyetsizler kendilerini borç altına sokan muameleleri (satım, kira, istisna, hizmet sözleşmeleri gibi) bizzat yapamazlar. Bu tür işlemlerin kanuni mümessilleri tarafından yapılması gerekir. Kanuni mümessiller ise veli ve vasilerdir. Sınırlı ehliyetsizler bu tür muameleleri kanuni mümessillerinin rızası ile yapabilirler. Verilen rızaya izin, hukuki muameleden sonra açıklanan rızaya ise icazet denir. Sınırlı ehliyetsizler kendilerini borç altına sokan hukuki muameleleri . kanuni mümessillerinin izni olmadan yaparlarsa bu muameleler tek taraflı bağlamazlık müeyyidesine tabi olurlar. Bu tür muamelelerin sınırlı ehliyetsizi bağlayabilmesi için kanuni mümessilin sonradan rızasını
açıklaması yani icazet vermesi gerekir. Kanuni mümessil icazet vermezse yapılan muamele hükümsüz olur ve iki tarafı da bağlamaz. Bu durumda taraflar aldıklarını birbirlerine geri verirler.
Sınırlı ehliyetsizler kendilerini borç altına sokmayan ve kendilerine sadece menfaat sağlayan muameleleri (örneğin ivazsız iktisap= karşılıksız kazanma) tek başlarına yapabilirler. Bu durumda kanuni mümessilin izin ya da icazetine gerek yoktur. Örneğin sınırlı ehliyetsize bir kimsenin bir şeyi bağışlaması.
Sınırlı ehliyetsizler yönetimi kendilerine bırakılmış mallar ile ilgili hukuki muameleleri de tek başlarına yapabilirler. Sınırlı ehliyetsizler bazı muameleleri (kanuni mümessilleri rıza gösterse bile) kesinlikle yapamazlar. Bunlara yasak muameleler denir. Yasak muameleler batıldır. Yasak muameleler şunlardır;
1. Bağışlama
2. Vakıf Kurma
3. Kefalet
4. Tam ehliyetsizler: Bunların fiil ehliyetleri hiç yoktur. Gayrımümeyyizler tam ehliyetsizdir. Kanuni
mümessillerinin izin yada icazeti olsa bile bunların yaptıkları bütün işlemler geçersizdir. Tam ehliyetsizlerin
haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti yoktur. Bunun istisnası kusur sorumluluk halleri ve hakkaniyettir. Hakkaniyete örnek; zengin bir akıl hastasının fakir bir köylünün harmanını yakması.
Temyiz kudretinden devamlı olarak değil de geçici olarak yoksun olan kişiler haksız fiillerinden dolayı sorumludurlar. Ancak bu kişiler temyiz kudretini ortadan kaldıran hale kendi kusurlarıyla düşmediklerini ispatlarlarsa sorumluluktan kurtulurlar. Örneğin; Kendi isteği ile içki içmiş bir kimse verdiği zarardan dolayı sorumludur. Fakat arkadaşları eğer onun haberi olmadan meyve suyuna içki karıştırmışlarsa bu halde sorumlu değildir.
ÖZET:
Hukukta şahıs terimi, haklara ve borçlara sahip olabilen, yani hakları ve borçları bulunabilen varlıkları
ifade eder. Başka bir söyleyişle, hak sahibi, borç sahibi olabilen varlıklar hukuk açısından birer "şahıs':tır. Hukuk düzeni biri "hakiki şahıs", diğeri "hükmi şahıs" olmak üzere. iki türlü şahıs kabul etmektedir. Hakiki şahıslar sadece insanlardan ibarettir" Hükmi şahıslar ise, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulmuş ve hukuk düzeninin aradığı şartlara sahip bulunan "şahıs toplulukları" ile "mal toplulukları"dır. Hakiki şahsiyet, çocuğun sağ olarak tamamen doğduğu anda başlar; çocuk ölü doğarsa şahsiyet kazanamaz. Ancak, kendisine gebe kalınan ve doğumu beklenilmekte olan çocuk (cenin) da, sağ doğmak şartıyla kendisine gebe kalındığı andan itibaren hak ve borç 'sahibi olabilir.
Hakiki şahsiyet biri "ölüm", diğeri "gaiplik" olmak üzere iki halde sona erer. Gaipliğe, bir kimsenin ölümüne muhtemel gözle bakılacak bir olayda kaybolması veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamaması halinde, ilgililerin talebi üzerine mahkemece karar verilir.
Hukuk
Sahibinin Elinden İsteği Olmadan Çıkan Menkullerde; Sahibinin elinden isteği olmadan çıkan eşya çalınmış, kaybedilmiş, gasp olunmuş (zorla alınmış) eşyadır. Bu tür menkuller üzerinde subjektif hüsnüniyetle mülkiyet hakkı kazanılamaz.
Örneğin; Ahmet'in sınıfta unuttuğu kitabı Mehmet bulsa ve bulduğu bu kitabı Murat'a satsa,
Murat bu kitabın mülkiyetini kazanamaz. çünkü kitap sahibi Ahmet'in rızası olmadan elinden çıkmıştır. Fakat para ve hamiline yazılı senetler sahibinin elinden isteği olmadan çıkmış olsa bile subjektif hüsnüniyetli 3. şahıslar bunların mülkiyetini kazanırlar. Eğer subjektif hüsnüniyetli 3. şahıslar, sahibinin elinden isteği olmadan çıkmış olan malları aleni bir arttırmadan veya pazardan ya da bu tür eşyaların alındığı bir yerden almışsa bu halde eşya üzerindeki mülkiyet hakkını yine
iyi niyetli şahıs kazanamaz. Ancak eşyanın ilk sahibi iyi niyetli şahsın ödediği parayı kendisine vererek malını geri isteyebilir. Buna bedel mukabili iade (bedel karşılığı geri verme) denir.
Gayrimenkuller Üzerindeki Mülkiyet Hakkının Kazanılması:
1. Arazi,
2. Tapu Siciline Daimi ve Müstakil Olmak Üzere Kaydedilen Haklar,
3. Madenler,
4. Tamamlanmış yapıların bağımsız bölümleri gayrimenkul sayılır. Gayrimenkul üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkın kazanılması tapu siciline tescil ile mümkündür. Tapu sicili resmi sicildir. Tapu sicilindeki kayıtların doğru olduğu hakkında adi bir karine mevcuttur. Gayrimenkul üzerindeki ayni haklar subjektif hüsnüniyetle kazanılabilir.
Subjektif Hüsnüniyetin Mahiyeti: Medeni Kanunumuz herkesin subjektif hüsnüniyetli olduğunu kabul etmiştir. Burada subjektifhüsnüniyet karine özelliği kazanmıştır.
Karine: Mevcut ve bilinen olgulardan bilinmeyen sonuçlar çıkarmaktır. Karinelerin en önemli fonksiyonu iddiasını bir karİneye dayandıran kimseyi ispat külfetinden kurtarmasıdır.
HAKKIN KAYBEDİLMESİ;
Bir hakkın sahibinden ayrılması, onun elinden çıkması demektir.
Hak, ya bir hukuki olay (Örneğin; hak düşürücü süre, ölüm), ya bir hukuki fiil (Örneğin; Terk) ya da bir hukuki muamele (Örneğin; otomobilin satılması yoluyla devir edilmesi) ile kaybedilir.
Hukuki Fiiller Sonucu Hakkın Kaybına Örnekler; Bir kimse eskimiş olan ayakkabısını çöplüğe atarsa yada bakmaktan usandığı kedisini sokağa bırakırsa üzerindeki mülkiyet hakkını kaybetmiş olur. Buna terk denir. Murisini öldüren mirasçı miras alamaz. Buna mirastan mahrumiyet denir. Eşlerden biri zina yaparsa diğerine boşanma davası açma hakkı vardır. Fakat dava hakkına sahip eş diğerini affederse bu hakkını kaybeder.
HAKKIN KULLANILMASINDA İYİ NİYETİN ROLÜ
Medeni Kanunun 2. maddesi gereği herkes haklarını kullanmakla ve borçlarını ifada iyi niyet kurallarına uymakla yükümlüdür. Bu kurala objektif hüsnüniyet=objektif iyi niyet=dürüstlük kuralı denmektedir.
Emprevizyon Nazariyesi = Öngörülmezlik Teorisi; Bir sözleşme yapılmışsa bu sözleşmenin gerekleri yerine getirilmelidir. Buna ahde vefa = söze bağlılık ilkesi denir. Fakat bazen olağanüstü şartlar ortaya çıkar ve borçlunun edimini yerine getirmesi onun mahvolmasına sebep olur. Hakim borçlunun talebiyle sözleşmeyi değiştirebilir yada tamamen feshedebilir. Buna Emprevizyon Nazariyesi = Öngörülmezlik Teorisi denir.
HAKKIN KORUNMASI:
Hak, Devlet eliyle yada sahibi eliyle korunabilir. Bizzat ihkakı hak yasaktır.
Hakkın Devlet Eliyle Korunması: Hak sahibinin dava açması demektir. Bir kimsenin hakkının korunması veya elde edilmesi için devletin hareket geçmesini istemesine dava denir. Bir şahsın hakkını elde etmek veya hakkına saygı gösterilmesini sağlamak üzere karşısındaki şahsa yönelttiği isteme talep hakkı denir. Talep hakkı sözlü yada yazılı kullanılabilir. Telefon, mektup, noter, telgraf gibi vasıtalar da kullanılabilir talep hakkı için. Hakkın Sahibi Eliyle Korunması: Üç şekilde gerçekleşir;
1. Meşru Müdafa,
2. Zaruret Hali,
3. Kuvvet Kullanma (Bizzat İhkakı Hak)
1. Meşru Müdafa: Bir kimsenin kendi şahsına veya malına ya da başka bir kimsenin şahsına yada malına karşı yapılan hukuka aykırı ve halen devam eden bir saldırıyı defetmek için yaptığı ölçülü ve uygun savunmadır. Meşru müdafaa halinde tazminat ödenmez.
ÖZET:
Bir hakkın bir şahsa bağlanması ya hukuki olay veya hukuki fiil yahut da hukuki muamele yollarıyla gerçekleşir. Haklar biri "aslen", diğeri "devren"olmak üzere başlıca iki türlü kazanılır.
Bir hakkın aslen kazanılması demek, bir kimsenin o zamana kadar hiç kimseye ait olmayan bir hakkı kendi fiiliyle elde etmesi demektir. Bir hakkın devren kazanılması ise, bir kimsenin o hakkı o zamana kadar sahibi bulunan şahıstan elde etmesi demektir.
Hakkın kazanılmasında "sübjektif hüsnüniyetin" (iyi niyetin) de rolü vardır. Sübjektif hüsnüniyet, bir hak kazınılırken hakkın kazanılmasına engel olan bir hususun varlığı veya kazanma için gerekli bir unsurun yokluğu hakkında şahısta mevcut, mazur görülebilen bir bilgisizlik veya yanlış bir bilgidir. Hakkın kaybedilmesi, bir hakkın sahibinden ayrılması, onun elinden çıkması demektir. Hakkın kazanılmasında olduğu gibi, kaybedilmesinde de hukuki olaylar, hukuki fiiller ve hukuki muameleler rol oynar. Bir hakka sahip bulunan kimse, bu hakkını nasıl kullanacaktır? Anayasamız ve Medeni Kanunumuz bu konuda özel hükümler koymuşlardır. Ancak, bir hakkın nasıl kullanılması gerektiği yolunda Medeni Kanunumuz genel bir kural getirmiştir ki, bu kurala "objektif hüsniniyet" veya "dürüstlük kuralı" diyoruz. . Objektif hüsnüniyet (iyiniyet) kuralı, bir hak sahibinin hakkını kullanırken' veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi, yani dürüst, namuslu, aklı başında,davranışının sonucunu bilen, orta zekalı her insanın benzer olaylarda takip edecek olduğu yolda hareket etmesi demektir. Bir hak, sahibi tarafından iyiye kullanıldığı sürece hukuk düzeni tarafından korunur. Hak sahibi hakkını kötüye kullanırsa, hukuk düzeni onu korumaz.
Hakkın kötüye kullanılması demek, bir hakkın objektif hüsnüniyet kurallarına apaçık derecede aykırı surette ve özellikle amacı dışında kullanılmış olması ve bundan da başkalarının zarar görmüş veya zarar görme tehlikesiyle karşılaşmış bulunmaları demektir. Hakkın korunması modern hukuk sistemlerinde devlet eliyle olmaktadır. Hak sahibi hakkının devlet eliyle korunması için dava açar. istisnai olarak haklar bazen bizzat sahipleri tarafından da korunur. Örneğin meşru müdafaa ve zaruret halinde durum böyledir. Hakkın korunmasında ispat sorunu da önem arzeder. Acaba bir davada iddiaları kim ispat edecektir? Buna "ispat yükü” denir. Medeni Kanunumuz aksi belirtilmedikçe taraflardan her birinin kendi iddiasını ispatla yükümlü olduğunu belirtmiştir Ancak, iddiasını kanuni bir karineye dayandıran kişiler yükünden kurtulur.
Hukuka Giriş - Hakkın Kazanılması ve İyiniyet
ÜNİTE7: HAKKIN KAZANILMASI VE İYİNİYET
HAKKIN KAZANILMASINDA İYİ NİYETİN ROLÜ
Subjektif Hüsnüniyet: Bir hak kazanılırken hakkın kazanılmasına engel olan bir hususun varlığı veya kazanma için gerekli olan bir unsurun yokluğu hakkında şahısta mevcut mazur görülebilen bir bilgisizlik veya yanlış bir bilgidir. Subjektif hüsnüniyet hakkın kazanılmasında ortaya çıkar. Subjektif hüsnüniyet aile hukuku, borçlar hukuku, eşya hukuku ve miras hukukunda görülür.
Eşya Hukukundaki Subjektif Hüsnüniyet: Kitap, otomobil, hayvanlar, saat, halı, mobilya, kömür, elektrik, hava gazi, doğal gaz menkul maldır. Menkuller üzerindeki mülkiyet hakkının subjektif hüsnüniyet sayesinde kazanılıp kazanılamayacağı o menkul eşyanın sahibinin elinden çıkış şekline göre belirlenir.Sahibinin Elinden İsteği Olmadan Çıkan Menkullerde; Sahibinin elinden isteği olmadan çıkan eşya çalınmış, kaybedilmiş, gasp olunmuş (zorla alınmış) eşyadır. Bu tür menkuller üzerinde subjektif hüsnüniyetle mülkiyet hakkı kazanılamaz.
Örneğin; Ahmet'in sınıfta unuttuğu kitabı Mehmet bulsa ve bulduğu bu kitabı Murat'a satsa,
Murat bu kitabın mülkiyetini kazanamaz. çünkü kitap sahibi Ahmet'in rızası olmadan elinden çıkmıştır. Fakat para ve hamiline yazılı senetler sahibinin elinden isteği olmadan çıkmış olsa bile subjektif hüsnüniyetli 3. şahıslar bunların mülkiyetini kazanırlar. Eğer subjektif hüsnüniyetli 3. şahıslar, sahibinin elinden isteği olmadan çıkmış olan malları aleni bir arttırmadan veya pazardan ya da bu tür eşyaların alındığı bir yerden almışsa bu halde eşya üzerindeki mülkiyet hakkını yine
iyi niyetli şahıs kazanamaz. Ancak eşyanın ilk sahibi iyi niyetli şahsın ödediği parayı kendisine vererek malını geri isteyebilir. Buna bedel mukabili iade (bedel karşılığı geri verme) denir.
Gayrimenkuller Üzerindeki Mülkiyet Hakkının Kazanılması:
1. Arazi,
2. Tapu Siciline Daimi ve Müstakil Olmak Üzere Kaydedilen Haklar,
3. Madenler,
4. Tamamlanmış yapıların bağımsız bölümleri gayrimenkul sayılır. Gayrimenkul üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkın kazanılması tapu siciline tescil ile mümkündür. Tapu sicili resmi sicildir. Tapu sicilindeki kayıtların doğru olduğu hakkında adi bir karine mevcuttur. Gayrimenkul üzerindeki ayni haklar subjektif hüsnüniyetle kazanılabilir.
Subjektif Hüsnüniyetin Mahiyeti: Medeni Kanunumuz herkesin subjektif hüsnüniyetli olduğunu kabul etmiştir. Burada subjektifhüsnüniyet karine özelliği kazanmıştır.
Karine: Mevcut ve bilinen olgulardan bilinmeyen sonuçlar çıkarmaktır. Karinelerin en önemli fonksiyonu iddiasını bir karİneye dayandıran kimseyi ispat külfetinden kurtarmasıdır.
HAKKIN KAYBEDİLMESİ;
Bir hakkın sahibinden ayrılması, onun elinden çıkması demektir.
Hak, ya bir hukuki olay (Örneğin; hak düşürücü süre, ölüm), ya bir hukuki fiil (Örneğin; Terk) ya da bir hukuki muamele (Örneğin; otomobilin satılması yoluyla devir edilmesi) ile kaybedilir.
Hukuki Fiiller Sonucu Hakkın Kaybına Örnekler; Bir kimse eskimiş olan ayakkabısını çöplüğe atarsa yada bakmaktan usandığı kedisini sokağa bırakırsa üzerindeki mülkiyet hakkını kaybetmiş olur. Buna terk denir. Murisini öldüren mirasçı miras alamaz. Buna mirastan mahrumiyet denir. Eşlerden biri zina yaparsa diğerine boşanma davası açma hakkı vardır. Fakat dava hakkına sahip eş diğerini affederse bu hakkını kaybeder.
HAKKIN KULLANILMASINDA İYİ NİYETİN ROLÜ
Medeni Kanunun 2. maddesi gereği herkes haklarını kullanmakla ve borçlarını ifada iyi niyet kurallarına uymakla yükümlüdür. Bu kurala objektif hüsnüniyet=objektif iyi niyet=dürüstlük kuralı denmektedir.
Emprevizyon Nazariyesi = Öngörülmezlik Teorisi; Bir sözleşme yapılmışsa bu sözleşmenin gerekleri yerine getirilmelidir. Buna ahde vefa = söze bağlılık ilkesi denir. Fakat bazen olağanüstü şartlar ortaya çıkar ve borçlunun edimini yerine getirmesi onun mahvolmasına sebep olur. Hakim borçlunun talebiyle sözleşmeyi değiştirebilir yada tamamen feshedebilir. Buna Emprevizyon Nazariyesi = Öngörülmezlik Teorisi denir.
HAKKIN KORUNMASI:
Hak, Devlet eliyle yada sahibi eliyle korunabilir. Bizzat ihkakı hak yasaktır.
Hakkın Devlet Eliyle Korunması: Hak sahibinin dava açması demektir. Bir kimsenin hakkının korunması veya elde edilmesi için devletin hareket geçmesini istemesine dava denir. Bir şahsın hakkını elde etmek veya hakkına saygı gösterilmesini sağlamak üzere karşısındaki şahsa yönelttiği isteme talep hakkı denir. Talep hakkı sözlü yada yazılı kullanılabilir. Telefon, mektup, noter, telgraf gibi vasıtalar da kullanılabilir talep hakkı için. Hakkın Sahibi Eliyle Korunması: Üç şekilde gerçekleşir;
1. Meşru Müdafa,
2. Zaruret Hali,
3. Kuvvet Kullanma (Bizzat İhkakı Hak)
1. Meşru Müdafa: Bir kimsenin kendi şahsına veya malına ya da başka bir kimsenin şahsına yada malına karşı yapılan hukuka aykırı ve halen devam eden bir saldırıyı defetmek için yaptığı ölçülü ve uygun savunmadır. Meşru müdafaa halinde tazminat ödenmez.
ÖZET:
Bir hakkın bir şahsa bağlanması ya hukuki olay veya hukuki fiil yahut da hukuki muamele yollarıyla gerçekleşir. Haklar biri "aslen", diğeri "devren"olmak üzere başlıca iki türlü kazanılır.
Bir hakkın aslen kazanılması demek, bir kimsenin o zamana kadar hiç kimseye ait olmayan bir hakkı kendi fiiliyle elde etmesi demektir. Bir hakkın devren kazanılması ise, bir kimsenin o hakkı o zamana kadar sahibi bulunan şahıstan elde etmesi demektir.
Hakkın kazanılmasında "sübjektif hüsnüniyetin" (iyi niyetin) de rolü vardır. Sübjektif hüsnüniyet, bir hak kazınılırken hakkın kazanılmasına engel olan bir hususun varlığı veya kazanma için gerekli bir unsurun yokluğu hakkında şahısta mevcut, mazur görülebilen bir bilgisizlik veya yanlış bir bilgidir. Hakkın kaybedilmesi, bir hakkın sahibinden ayrılması, onun elinden çıkması demektir. Hakkın kazanılmasında olduğu gibi, kaybedilmesinde de hukuki olaylar, hukuki fiiller ve hukuki muameleler rol oynar. Bir hakka sahip bulunan kimse, bu hakkını nasıl kullanacaktır? Anayasamız ve Medeni Kanunumuz bu konuda özel hükümler koymuşlardır. Ancak, bir hakkın nasıl kullanılması gerektiği yolunda Medeni Kanunumuz genel bir kural getirmiştir ki, bu kurala "objektif hüsniniyet" veya "dürüstlük kuralı" diyoruz. . Objektif hüsnüniyet (iyiniyet) kuralı, bir hak sahibinin hakkını kullanırken' veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi, yani dürüst, namuslu, aklı başında,davranışının sonucunu bilen, orta zekalı her insanın benzer olaylarda takip edecek olduğu yolda hareket etmesi demektir. Bir hak, sahibi tarafından iyiye kullanıldığı sürece hukuk düzeni tarafından korunur. Hak sahibi hakkını kötüye kullanırsa, hukuk düzeni onu korumaz.
Hakkın kötüye kullanılması demek, bir hakkın objektif hüsnüniyet kurallarına apaçık derecede aykırı surette ve özellikle amacı dışında kullanılmış olması ve bundan da başkalarının zarar görmüş veya zarar görme tehlikesiyle karşılaşmış bulunmaları demektir. Hakkın korunması modern hukuk sistemlerinde devlet eliyle olmaktadır. Hak sahibi hakkının devlet eliyle korunması için dava açar. istisnai olarak haklar bazen bizzat sahipleri tarafından da korunur. Örneğin meşru müdafaa ve zaruret halinde durum böyledir. Hakkın korunmasında ispat sorunu da önem arzeder. Acaba bir davada iddiaları kim ispat edecektir? Buna "ispat yükü” denir. Medeni Kanunumuz aksi belirtilmedikçe taraflardan her birinin kendi iddiasını ispatla yükümlü olduğunu belirtmiştir Ancak, iddiasını kanuni bir karineye dayandıran kişiler yükünden kurtulur.
Hukuk
2. Menfaat Teorisi
3. Hürriyet Teorisi
4. Karma Teori
I. KAMU HAKLARI (TEMEL HAKLAR)
A. Kişisel Haklar
B. Sosyal ve Ekonomik Haklar
C. Siyası Haklar
2. ÖZEL HAKLAR (MEDENİ HAKLAR)
A. Mahiyetlerine göre;
a. Mutlak Haklar
b. Nisbi Haklar
B. Konularına Göre;
a. Mamelek (Malvarlığı Hakları).
b. Şah,ıs Varlığı Hakları
C. Kullanımlarına göre;
a. Devredilebilen Haklar
b. Devredilemeyen Haklar
D. Gayelerine Göre;
a. Yenilik Doğuran Haklar
b. Alelade Haklar
KAMU HAKLARI (TEMEL HAKLAR): Şahıslarla devlet arasındaki ilişkiden yani kamu hukukundan doğan haklardır.
A. Kişisel Haklar; Kişilerin maddi ve manevi varlığıyla ilgili olan haklardır. Örneğin; Kişi dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, din ve vicdan hürriyeti,düşünce hürriyeti, haberleşme hürriyeti, konut dokunulmazlığı, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı gibi.
B. Sosyal ve Ekonomik Haklar; Kişilerin sosyal ve ekonomik Faaliyetleri ile ilgili haklardır. Örneğin; Eğitim ve öğrenim hakkı, çalışma hakkı, dinlenme hakkı, grev ve lokavt hakkı, konut hakkı, sosyal güvenlik hakkı.
C.Siyasi Haklar; Devlet yönetimine ve siyasi kuruluşlara katılmaya yönelik haklardır. Örneğin; Seçme ve seçilme hakkı, dilekçe hakkı, siyasi parti kurma hakkı, vatandaşlık hakkı. Geçit Hakkı, Bir başkasının sahip olduğu gayrimenkul den geçme hakkı. Üst Hakkı, Bir başkasının sahip olduğu gayrimenkul de inşaat yapma hakkı. Sınırlı ayni haklar tasarruf yetkisi vermez. Kullanma yada yararlanma yetkileri verir. Gayrimenkul mükellefiyeti; Bir gayrimenkul malikinin bu malı dolayısıyla başkası lehine bir şey yapmaya veya vermeye mecbur kalmasıdır. Rehin Hakkı; Sahibine, alacağını alamadığı takdirde borçluya ait malı sattırarak paraya çevirtmek suretiyle alacağını tahsil etme yetkisi verir. Rehin hakkı ikiye ayrılır;
1. Menkul Rehni: Menkul mallar üzerinde kurulur.
2. Gayrimenkul Rehni; İpotek, ipotekli borç senedi ve irat senedi olmak üzere üç türü vardır.
Gayrimaddi Mallar Üzerindeki Haklar;
Gayrimaddi mallar üzerinde sahiplerine tanınmış olan mutlak haklara fikri haklar denir.
Hikaye, roman, şiir, İhtira sahibinin ya da mirasçılarının belli bir süre ile bu haktan yararlanmasına ihtira hakkı denir.
Gayrımaddi mallar arasında markalar da vardır. Örneğin; Grundig, Turyağ, Piyale....
Şahıslar Üzerindeki Mutlak Haklar;
İkiye ayrılır;
1. Kendi şahsı üzerindeki mutlak haklar; Buna şahsiyet hakkı denir,
2. Başkalarının şahsı üzerindeki mutlak haklar. Örneğin; Velayet hakkı, vesayet hakkı.
b. Nisbi Haklar; Herkese değil sadece belirli kişilere karşı ileri sürülebilen haklardır. Nisbi haklar borç ilişkisinden doğar. Alacaklı ve borçlu arasında ileri sürülebilen haklardır. Borç ilişkisi iki kişi arasında var olan ve taraflardan birinin diğerine karşı bir şey vermek, yapmak, ya da yapmamakla yükümlü kılan ilişkidir.
Borç üç kaynaktan doğar;
1. Hukuki İşlemler (Muameleler),
2. Haksız Fiiller,
3. Sebepsiz Zenginleşme.
ÖZET:
Hak, hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir. Her hak mutlaka bir hukuk kuralına dayandığı gibi her hakkın mutlaka bir sahibi de vardır, sahipsiz hak olmaz. Haklar, doğdukları hukuk kurallarına göre "kamu hakları" ve "özel haklar" şeklinde bir ayırıma uğrarlar.
Kamu hakları, kamu hukukundan doğan haklardır. Kamu haklarını kendi aralarında "kişisel haklar", "sosyal ve ekonomik haklar" ve "siyasi haklar" olmak üzere üçe ayırırız.
Özel haklar ise, özel hukuktan doğan haklar olup, mahiyetlerine, konularına, kullanılmalarına ve nihayet gayelerine göre çeşitli türlere ayrılırlar. Bunlar içinde en önemli ayırım :mutlak haklar" “nisbi haklar" ayırımıdır. Mutlak haklar, herkese karşı ileri sürülebildikleri halde, nisbi haklar ancak belli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürebilirler.
Hukuka Giriş - Hakkın Tanımı ve Türleri
ÜNİTE6:HAKKIN TANIMI VE TÜRLERİ
HAKKIN TANIMI VE TÜRLERİ
Hak; Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış yetkilerdir. Hakkın mahiyetini açıklamak için ortaya atılmış görüşler;
1. İrade Teorisi2. Menfaat Teorisi
3. Hürriyet Teorisi
4. Karma Teori
I. KAMU HAKLARI (TEMEL HAKLAR)
A. Kişisel Haklar
B. Sosyal ve Ekonomik Haklar
C. Siyası Haklar
2. ÖZEL HAKLAR (MEDENİ HAKLAR)
A. Mahiyetlerine göre;
a. Mutlak Haklar
b. Nisbi Haklar
B. Konularına Göre;
a. Mamelek (Malvarlığı Hakları).
b. Şah,ıs Varlığı Hakları
C. Kullanımlarına göre;
a. Devredilebilen Haklar
b. Devredilemeyen Haklar
D. Gayelerine Göre;
a. Yenilik Doğuran Haklar
b. Alelade Haklar
KAMU HAKLARI (TEMEL HAKLAR): Şahıslarla devlet arasındaki ilişkiden yani kamu hukukundan doğan haklardır.
A. Kişisel Haklar; Kişilerin maddi ve manevi varlığıyla ilgili olan haklardır. Örneğin; Kişi dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, din ve vicdan hürriyeti,düşünce hürriyeti, haberleşme hürriyeti, konut dokunulmazlığı, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı gibi.
B. Sosyal ve Ekonomik Haklar; Kişilerin sosyal ve ekonomik Faaliyetleri ile ilgili haklardır. Örneğin; Eğitim ve öğrenim hakkı, çalışma hakkı, dinlenme hakkı, grev ve lokavt hakkı, konut hakkı, sosyal güvenlik hakkı.
C.Siyasi Haklar; Devlet yönetimine ve siyasi kuruluşlara katılmaya yönelik haklardır. Örneğin; Seçme ve seçilme hakkı, dilekçe hakkı, siyasi parti kurma hakkı, vatandaşlık hakkı. Geçit Hakkı, Bir başkasının sahip olduğu gayrimenkul den geçme hakkı. Üst Hakkı, Bir başkasının sahip olduğu gayrimenkul de inşaat yapma hakkı. Sınırlı ayni haklar tasarruf yetkisi vermez. Kullanma yada yararlanma yetkileri verir. Gayrimenkul mükellefiyeti; Bir gayrimenkul malikinin bu malı dolayısıyla başkası lehine bir şey yapmaya veya vermeye mecbur kalmasıdır. Rehin Hakkı; Sahibine, alacağını alamadığı takdirde borçluya ait malı sattırarak paraya çevirtmek suretiyle alacağını tahsil etme yetkisi verir. Rehin hakkı ikiye ayrılır;
1. Menkul Rehni: Menkul mallar üzerinde kurulur.
2. Gayrimenkul Rehni; İpotek, ipotekli borç senedi ve irat senedi olmak üzere üç türü vardır.
Gayrimaddi Mallar Üzerindeki Haklar;
Gayrimaddi mallar üzerinde sahiplerine tanınmış olan mutlak haklara fikri haklar denir.
Hikaye, roman, şiir, İhtira sahibinin ya da mirasçılarının belli bir süre ile bu haktan yararlanmasına ihtira hakkı denir.
Gayrımaddi mallar arasında markalar da vardır. Örneğin; Grundig, Turyağ, Piyale....
Şahıslar Üzerindeki Mutlak Haklar;
İkiye ayrılır;
1. Kendi şahsı üzerindeki mutlak haklar; Buna şahsiyet hakkı denir,
2. Başkalarının şahsı üzerindeki mutlak haklar. Örneğin; Velayet hakkı, vesayet hakkı.
b. Nisbi Haklar; Herkese değil sadece belirli kişilere karşı ileri sürülebilen haklardır. Nisbi haklar borç ilişkisinden doğar. Alacaklı ve borçlu arasında ileri sürülebilen haklardır. Borç ilişkisi iki kişi arasında var olan ve taraflardan birinin diğerine karşı bir şey vermek, yapmak, ya da yapmamakla yükümlü kılan ilişkidir.
Borç üç kaynaktan doğar;
1. Hukuki İşlemler (Muameleler),
2. Haksız Fiiller,
3. Sebepsiz Zenginleşme.
ÖZET:
Hak, hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir. Her hak mutlaka bir hukuk kuralına dayandığı gibi her hakkın mutlaka bir sahibi de vardır, sahipsiz hak olmaz. Haklar, doğdukları hukuk kurallarına göre "kamu hakları" ve "özel haklar" şeklinde bir ayırıma uğrarlar.
Kamu hakları, kamu hukukundan doğan haklardır. Kamu haklarını kendi aralarında "kişisel haklar", "sosyal ve ekonomik haklar" ve "siyasi haklar" olmak üzere üçe ayırırız.
Özel haklar ise, özel hukuktan doğan haklar olup, mahiyetlerine, konularına, kullanılmalarına ve nihayet gayelerine göre çeşitli türlere ayrılırlar. Bunlar içinde en önemli ayırım :mutlak haklar" “nisbi haklar" ayırımıdır. Mutlak haklar, herkese karşı ileri sürülebildikleri halde, nisbi haklar ancak belli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürebilirler.
Hukuk
d. Yönetmelik (Talimatname)
2. Yazısız Kaynaklar (Tali=ikincil Kaynaklar)
Örf ve adet hukuku
a. Özel örfve adet hukuku (Örneğin; Paftos,örfü belde, ticari örf ve adetler)
b. Genel örf ve adet hukuku(Örneğin ortakçılık, yarıcılık)
3. Yardımcı Kaynaklar
a. Kazai İçtihatlar
b. İlmi İçtihatlar
1. YAZILI KAYNAKLAR
A. KANUNLAR; Genel, sürekli ve soyut hukuk kurallarına kanun denir. Kanun anayasanın yetkili kıldığı organ
tarafından çıkarılır.
Kanunu çıkaran organa yasama organı denir.
KANUN TASARISI (LAYİHASI); Bakanlar kurulunun (hükümettin) meclise sunduğu kanun projesine denir.
KANUN TEKLİFİ; Milletvekillerinin meclise sunduğu kanun projesine denir.
TBMM tarafından kabul edilen kanunları Cumhurbaşkanı 15 gün içerisinde yayımlar.
Cumhurbaşkanı yayımlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek Üzere meclise geri gönderir. Şayet meclis yine kabul ederse Cumhurbaşkanı yayımlamak zorundadır.
CUMHURBAŞKANI BÜTÇE KANUNLARINI GERİ GÖNDEREMEZ.
Kanunlar Başbakanlık tarafından çıkartılmakta olan resmi gazetede yayınlanır.
Kanunların hangi tarihte yürürlüğe gireceği genellikle kendi metinlerinde belirtilir. Kanun kendi metninde yürürlük tarihini göstermemişse resmi gazetede yayınlandığı tarihten itibaren 45 gün içerisinde yürürlüğe girer. Kanunların genel olması demek; aynı durumdaki tüm kişileri ve olayları kapsamına alması demektir.
Kanunların sürekli olması demek; yürürlüğe girdikten sonraki tüm olaylar için uygulanması demektir.
Kanunların yazılı olması demek; yazılı olmasıdır. TBMM tarafından onaylanmış milletler arası anlaşmalarda kanun sayılır. Kanunlar anayasaya aykırı olamaz. Buna anayasanın üstünlüğü ilkesi denir. Kanunların anayasaya uygun olup olmadığının denetimi iki yönden yapılır. Siyasal denetim ve yargısal denetim. Siyasal denetimi meclis, yargısal denetimi anayasa mahkemesi yapar.
C. TÜZÜKLER (NİZAMNAME)
Kanunların nasıl uygulanacağını gösterir. Danıştay incelemesinden geçirilir, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır ve cumhurbaşkanı tarafından imzalanır, resmi gazetede yayınlanır. Tüzüklerin iptaline ilişkin davalara Danıştay bakar.
D. YÖNETMELİK (TALİMATNAME)
Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanun ve tüzüklerin uygulanmasını göstermek üzere çıkardıkları kurallardır. Her yönetmelik resmi gazetede yayımlanmaz. Hangi yönetmeliklerin yayımlanacağı kanunlarda belirtilir. Yönetmeliğin iptali için Danıştay da dava açılır.
2. YAZISIZ KAYNAK=TALİ KAYNAK (ÖRF VE ADET HUKUKU)
Yazısız hukuk kurallarıdır. Üç unsuru vardır.
Bunlar;
1. Maddi Unsur; Devamlılık ve tekrarlanmadır. Bu nedenle MODA ÖRF ADET HUKUKU OLAMAZ
2. Manevi Unsur; Kurala duyulan genel inanıştır.
3. Hukuki Unsur; Hukuki müeyyidedir.
Hakim ilk önce kanunu uygular. Eğer kanunda hüküm ikinci olarak yoksa örf ve adeti uygular.
Örf ve adet hukuku, genel örf ve adet hukuku ve özel örf ve adet hukuku olmak üzere ikiye ayrılır.
Genel örf ve adet hukuku; ülkenin her yerinde bilinir ve uygulanır. İki örneği vardır; 1. Ortakçılık ve 2. Yarıcılık.
1. Ortakçılık; Ürün veren hayvanların bakımını bir başkasına bırakması ve buna karşılık ortakçı denilen bu kişinin de kendisine bırakılan hayvanların sağladığı ürünlerin bir kısmını kendisinde tutmasıdır.
2. Yarıcılık; Toprak ürününün paylaşımı.
Özel örf ve adet hukuku; Ülkenin bir yöresinde uygulanır. Örneğin Paftos; başkasına ait arazi üzerinde bağ yetiştirme, örfü belde; başkasına ait arazi üzerinde bina yapma.
ÖZET:
Hukukun kaynakları denilince “hukuku doğuran kaynaklar" ve "hukuku bildiren kaynaklar" hatıra gelir. Hukuku doğuran kaynaklar, hukuk kurallarının nasıl ve ne suretle meydana geldiklerini, nereden çıktıklarını ifade eder. Hukuku bildiren kaynaklar ise, hukuk kurallarının hangi şekillerde göründüklerini gösteren kaynaktır ki bunlara "hukukun şekli kaynakları" denir.
Hukukun şekli kaynaklarını "yazılı kaynaklar" ve "yazısız kaynaklar" biçiminde bir ayırıma tabi tutarız. Bunlara "yardımcı kaynaklar"ı da ekleyebiIiriz. Yazılı kaynaklar; kanunları kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yönetmeliklerden oluşur. Yazısız kaynağı ört ve adet (gelenek) hukuku teşkil eder. Yardımcı kaynaklar ise ilmi içtihatlar (doktrin) ile kazai (yargısal) içtihatlardan ibarettir.
Hukuka Giriş - Hukukun Kaynakları
ÜNİTE5: HUKUKUN KAYNAKLARI
1. Yazılı Kaynaklar (Asli kaynaklar) (Mevzu Hukuk = Mevzuat)
a. Kanunlar
b. Kanun Hükmünde Kararnameler
c. Tüzük (Nizamname)d. Yönetmelik (Talimatname)
2. Yazısız Kaynaklar (Tali=ikincil Kaynaklar)
Örf ve adet hukuku
a. Özel örfve adet hukuku (Örneğin; Paftos,örfü belde, ticari örf ve adetler)
b. Genel örf ve adet hukuku(Örneğin ortakçılık, yarıcılık)
3. Yardımcı Kaynaklar
a. Kazai İçtihatlar
b. İlmi İçtihatlar
1. YAZILI KAYNAKLAR
A. KANUNLAR; Genel, sürekli ve soyut hukuk kurallarına kanun denir. Kanun anayasanın yetkili kıldığı organ
tarafından çıkarılır.
Kanunu çıkaran organa yasama organı denir.
KANUN TASARISI (LAYİHASI); Bakanlar kurulunun (hükümettin) meclise sunduğu kanun projesine denir.
KANUN TEKLİFİ; Milletvekillerinin meclise sunduğu kanun projesine denir.
TBMM tarafından kabul edilen kanunları Cumhurbaşkanı 15 gün içerisinde yayımlar.
Cumhurbaşkanı yayımlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek Üzere meclise geri gönderir. Şayet meclis yine kabul ederse Cumhurbaşkanı yayımlamak zorundadır.
CUMHURBAŞKANI BÜTÇE KANUNLARINI GERİ GÖNDEREMEZ.
Kanunlar Başbakanlık tarafından çıkartılmakta olan resmi gazetede yayınlanır.
Kanunların hangi tarihte yürürlüğe gireceği genellikle kendi metinlerinde belirtilir. Kanun kendi metninde yürürlük tarihini göstermemişse resmi gazetede yayınlandığı tarihten itibaren 45 gün içerisinde yürürlüğe girer. Kanunların genel olması demek; aynı durumdaki tüm kişileri ve olayları kapsamına alması demektir.
Kanunların sürekli olması demek; yürürlüğe girdikten sonraki tüm olaylar için uygulanması demektir.
Kanunların yazılı olması demek; yazılı olmasıdır. TBMM tarafından onaylanmış milletler arası anlaşmalarda kanun sayılır. Kanunlar anayasaya aykırı olamaz. Buna anayasanın üstünlüğü ilkesi denir. Kanunların anayasaya uygun olup olmadığının denetimi iki yönden yapılır. Siyasal denetim ve yargısal denetim. Siyasal denetimi meclis, yargısal denetimi anayasa mahkemesi yapar.
C. TÜZÜKLER (NİZAMNAME)
Kanunların nasıl uygulanacağını gösterir. Danıştay incelemesinden geçirilir, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır ve cumhurbaşkanı tarafından imzalanır, resmi gazetede yayınlanır. Tüzüklerin iptaline ilişkin davalara Danıştay bakar.
D. YÖNETMELİK (TALİMATNAME)
Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanun ve tüzüklerin uygulanmasını göstermek üzere çıkardıkları kurallardır. Her yönetmelik resmi gazetede yayımlanmaz. Hangi yönetmeliklerin yayımlanacağı kanunlarda belirtilir. Yönetmeliğin iptali için Danıştay da dava açılır.
2. YAZISIZ KAYNAK=TALİ KAYNAK (ÖRF VE ADET HUKUKU)
Yazısız hukuk kurallarıdır. Üç unsuru vardır.
Bunlar;
1. Maddi Unsur; Devamlılık ve tekrarlanmadır. Bu nedenle MODA ÖRF ADET HUKUKU OLAMAZ
2. Manevi Unsur; Kurala duyulan genel inanıştır.
3. Hukuki Unsur; Hukuki müeyyidedir.
Hakim ilk önce kanunu uygular. Eğer kanunda hüküm ikinci olarak yoksa örf ve adeti uygular.
Örf ve adet hukuku, genel örf ve adet hukuku ve özel örf ve adet hukuku olmak üzere ikiye ayrılır.
Genel örf ve adet hukuku; ülkenin her yerinde bilinir ve uygulanır. İki örneği vardır; 1. Ortakçılık ve 2. Yarıcılık.
1. Ortakçılık; Ürün veren hayvanların bakımını bir başkasına bırakması ve buna karşılık ortakçı denilen bu kişinin de kendisine bırakılan hayvanların sağladığı ürünlerin bir kısmını kendisinde tutmasıdır.
2. Yarıcılık; Toprak ürününün paylaşımı.
Özel örf ve adet hukuku; Ülkenin bir yöresinde uygulanır. Örneğin Paftos; başkasına ait arazi üzerinde bağ yetiştirme, örfü belde; başkasına ait arazi üzerinde bina yapma.
ÖZET:
Hukukun kaynakları denilince “hukuku doğuran kaynaklar" ve "hukuku bildiren kaynaklar" hatıra gelir. Hukuku doğuran kaynaklar, hukuk kurallarının nasıl ve ne suretle meydana geldiklerini, nereden çıktıklarını ifade eder. Hukuku bildiren kaynaklar ise, hukuk kurallarının hangi şekillerde göründüklerini gösteren kaynaktır ki bunlara "hukukun şekli kaynakları" denir.
Hukukun şekli kaynaklarını "yazılı kaynaklar" ve "yazısız kaynaklar" biçiminde bir ayırıma tabi tutarız. Bunlara "yardımcı kaynaklar"ı da ekleyebiIiriz. Yazılı kaynaklar; kanunları kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yönetmeliklerden oluşur. Yazısız kaynağı ört ve adet (gelenek) hukuku teşkil eder. Yardımcı kaynaklar ise ilmi içtihatlar (doktrin) ile kazai (yargısal) içtihatlardan ibarettir.
Hukuk
ÖZEL HUKUKUN DALLAR
I. Medeni Hukuk
2. Ticaret Hukuku
3. Devletler Özel (Hususi) Hukuku
1MEDENİ HUKUK
Fertlerin doğumlarından ölümlerine kadar şahsi durumlarını ve ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Kaynağı 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu ile aynı tarihli Borçlar Kanunudur. Medeni Kanun 4 kısımdan oluşur Ayrıca bir de başlangıç kısmı vardır.
Medeni hukuk 5'e Ayrılır
A. BORÇLAR HUKUKU
B. ŞAHSIN HUKUKU
C. AİLE HUKUK
D.MİRASHUKUKU
E. EŞYA HUKUKU
A. ŞAHSIN HUKUKU: Şahısların türlerini, ehliyetlerini, hısımlığı, ikametgahı, şahsiyetin başlangıcı ve sona ermesi konularını düzenler.
B. AİLE HUKUKU: Aile ilişkilerini düzenler. Nişan1anma, evlenme, boşanma, vesayet, nesep, velayet, çocuğun
anne ve babasıyla olan ilişkileri
C. MİRAS HUKUKU: Mirasa ilişkin hususları düzenler. Miras bırakan kişiye MURİS denir. Kendisine miras
kalan kişiye mirasçı denir. Miras kalan malların bütününe tereke denir.
D. EŞYA HUKUKU: Şahısların eşyalar üzerindeki hak ve yetkilerini ve bundan kaynaklanan uyuşmazlıkları düzenleyen medeni hukuk bölümüdür. Eşya hukukunun konusunu büyük çapta AYNİ HAKLAR OLUŞTURUR.
Ayni Hak; Eşya üzerinde sahibine en geniş yetkileri veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haktır. Sahibi olduğumuz mal üzerindeki en geniş hak mülkiyet hakkıdır.
E. BORÇLAR HUKUKU: Şahıslar arasındaki borç ilişkilerini düzenler. Şahıslar arasındaki üç kaynaktan oluşabilir.
BORÇ;
1. Hukuki İşlem, örneğin; sözleşme
2. Haksız Fiil, örneğin; adam öldürme
3. Sebepsiz Zenginleşme, vermiş olduğumuz bir şeyin sebebinin ortadan kalkması,
Örneğin; Nişanlanmanın bozulması. Bir borç ilişkisinde, ALACAKLI+BORÇLU+EDİM den oluşur. EDİM; Borçlunun bir şeyi vermek, yapmak yerine getirmekten kaçınmakla yükümlü olduğu husus yada şeydir.
2. TİCARET HUKUKU
Şahıslar arasındaki ticari ilişkileri düzenler. Ticaret hukuku 5 bölümden oluşur; TİCARET HUKUKU;
A. TİCARİ İŞLETME HUKUKU
B. ŞİRKETLER HUKUKU
C. DENİZ TİCARET HUKUKU
D. SİGORTA HUKUKU
E. KIYMETLİ EVRAK HUKUKU
Ticaret kanunu 1564 maddeden meydana gelmiştir.
A. TİCARİ İşletme HUKUKU
Türk ticaret kanunu işletme_ esasına dayanmaktadır.
Ticari İşletme; Ticarethane, fabrika yada ticari şekilde işletilen diğer müesseselere ticari işletme denir.
Tacir; Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Tacir dışında kalan kişilere esnaf denir.
B. ŞİRKETLER HUKUKU
Şirket (ortaklık) iktisadi bir amacı gerçekleştirmek yani kazanç elde
ederek bunu ortakları arasında dağıtmak amacıyla kurulmuş olan tüzel kişiliktir. Ticaret kanununda 4 tür şirket düzenlenmiştir. Bunlara ilaveten kooperatifte tüzel kişilik taşır ve şirket sayılır. Kooperatif Kooperatifler Kanununda düzenlenmiştir. Şirketler şunlardır;
ŞİRKETLER;
1. KOLLEKTİF ŞİRKET
2. KOMANDİT ŞİRKET
3. ANONİM ŞİRKET
4. LİMİTED ŞİRKET
5. KOOPERATİF
1. KOLLEKTİF ŞİRKET: Ticari bir işletmeyi bir ticaret ünvanı altında işletmek üzere gerçek kişiler arasında
kurulan ve şirket borçlarından dolayı ortaklardan hiçbirisinin sorumluluğunun sınırlandırıllmamış bulunduğu
şirkettir. KOLLEKTİF ŞİRKETTE ORTAKLAR ŞİRKETİN BORÇLARINDAN DOLAYI SINIRSIZ VE MÜTESELSİLEN SORUMLUDURLAR.
2. KOMANDİT ŞİRKET: Ticari bir işletmeyi bir ticaret ünvanı altında işletmek üzere kurulan ve ortaklardan bir yada birkaçının şirket alacaklılarına karşı sınırlı sorumlu, diğer ortakların ise sınırsız sorumlu bulunduğu şirkettir. ORTAKLARDAN BİRİ YADA BİRKAÇI SINIRLI DİĞER ORTAKLAR İSE SINIRSIZ SORUMLUDURLAR. SINIRSIZ SORUMLU; KOMANDİTE SINIRLI SORUMLU; KOMANDİTER
3. ANONİM ŞİRKET: Bir ünvana sahip, esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş olan borçlarından dolayı da sadece malvarlığıyla sınırlı olarak sorumlu buluna' ANONİM ŞİRKET EN AZ BEŞ ORTAKLA KURULUR SERMAYESİ EN AZ 5 MİLYAR OLMALIDIR. SERMAYE HER BİRİ EN AZ 500 TL DEĞERİNDE PAYLARA AYRILIR. HER BİR PAYI TEMSİL ETMEK ÜZERE ÇIKARILAN BELGEYE HİSSE SE DENİ DENİR
4. LİMİTED ŞİRKET: Bir Ticaret ünvanı altında kurulan ve ortakların sorumluluğu sınırlı olan ve şirket sermayesi muayyen olan şirkettir. ORTAK SAYISI EN AZ 2 EN FAZLA 50 OLABİLİR. ŞİRKET SERMAYESİ EN AZ 500.000.000 TL OLMALIDIR. LİMİTED ŞİRKETLER BANKACILIK VE SİGORTACILlK YAPAMAZLAR.
5. KOOPERATİFLER: Ortaklarının iktisadi çıkarlarını meslek ve geçinmelerine ilişkin ihtiyaçlarını karşılıklı yardım dayanışma ve kefalet şeklinde sağlayıp koruyan değişir sermayeli kuruluşlardır. Kooperatiflerin paylan en az i 0.000 TL ve en fazla 500.000 TL olabilir. KOOPE RATİFLER EN AZ YEDİ KİŞİ İLE KURULUR.
3. KlYMETLİ EVRAK HUKUKU
Kıymetli Evrak; Hakkın senede bağlı olduğu ve senetsiz devredilmesinin yada ileri sürülmesinin mümkün olmadığı senetlerdir. Kıymetli evraklar şunlardır;
1. BONO
2. POLİÇE
3. ÇEK
4. HİSSE SENETLERİ
5. TAHVİLLER
6. KONİSMENTO
7. MAKBUZ SENEDİ
8. VARANT.
BONO POLİÇE VE ÇEKE KAMBİYO SENEDİ DENİR. KIYMETLİ EVRAK DEVİR YÖNÜNDEN ÜÇE AYRILIR, KIYMETLİ EVRAKIN DEVRİ;
1. NAMA YAZILI KIYMETLİ EVRAK
2. EMRE YAZILI KIYMETLİ EVRAK
3. HAMİLE YAZILI KIYMETLİ EVRAK
NAMA YAZILI KIYMETLİ EVRAK: Başkasının adına yazılı olan senettir.
EMRE YAZILI KIYMETLİ EVRAK: Belirli bir kimsenin veya o kimse tarafından gösterilen kişinin alacaklı olduğu anlaşılan senetlerdir.
4. DENİZ TİCARETİ HUKUKU
Denizde gemilerle eşya ve yolcu taşıma işlerini düzenleyen hukuk kurallarından oluşur.
Gemi; Tahsis edildiği gayeye uygun olarak kullanılması denizde hareket etmesi imkanına bağlı bulunan ve pek de küçük olmayan her türlü tekneye denir. Bayrak; Geminin bağlı olduğu devleti gösterir. Bağlama limanı; Gemiye ait seferlerin yönetildiği limandır. Gemi Sicili; Gemilerin yazıldığı sicildir. Donatan; Gemisini deniz ticaretinde kullanan kişiye denir. Kaptan; Gemiyi sevk ve idare eden kimseye denir. Navlun Sözleşmesi; Deniz yoluyla eşya taşımak üzere yapılan
sözleşmeye navlun sözleşmesi denir. Navlun;Taşıma karşılığında ödenen ücrete denir.
5. SİGORTA HUKUKU
Sigorta ikiye ayrılır;
SİGORTA;
1. ÖZEL SİGORTALAR
2. SOSYAL SİGORTALAR
A. BAĞKUR
B.SSK
C. EMEKLİ SANDIĞI
Sosyal sigortalar mecburidir. Sigorta Poliçesi; Tarafların karşılıklı hak ve borçlarını gösteren ve
sigortacı tarafından sigorta ettirene verilen belgeye denir. Sigorta primi; Sigorta ettirenin sigortacıya ödemek zorunda olduğu ücrettir.
Sigorta Tazminatı; Tehlikenin gerçekleşmesi yada hasarın oluşması sonucunda sigortacının sigorta ettirene ödeyeceği tazminattır.
3. DEVLETLER ÖZEL HUKUKU
Bir kişiyi devlete bağlayan hukuki bağa vatandaşlık ve bu kişiye de vatandaş yada (teba) denir.
Uyrukluk iki ,Şekilde kazanılır UYRUKLUGU KAZANMA ŞEKİLLERİ;
1. ASLİ UYRUKLUK; (DOĞUMLA KAZANILAN UYRUKLUKTUR)
2. MÜKTESEP (KAZANILMIŞ) UYRUKLUK; DOĞUMDAN BAŞKA BİR SEBEPLE VATANDAŞLIĞIN KAZANILMASIDIR.
Örneğin bir Türk'le evlenen yabancı devlet vatandaşı kadın, Türk vatandaşlığını kazanır.
KANUNLAR İHTİLAFI (YASALAR ÇATIŞMASI): Yabancılık unsuru taşıyan ilişkilerde hangi devlet kanununun uygulanacağını ya da uyuşmazlığın hangi devlet mahkemesinde çözümleneceğini gösterir.
ÖZET:
Özel hukuk, şahısların birbirleriyle olan ilişkilerini, yani "eşitlerarası ilişkileri" düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. "Kamu Hukuku" gibi "Özel Hukuk" da bir üst kavram olup çeşitli hukuk dallarına ayrılır. Özel hukukun dalları, Medeni Hukuk, Ticaret Hukuku ve Devletler Özel Hukukundan ibarettir. Medeni Hukuk, şahısların toplum halinde yaşaması bakımından bir hüküm ve değer arz eden bütün eylem ve davranışlarını, işlemlerini ve ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Ticaret hukuku, şahıslar arasındaki "ticari ilişkileri" düzenleyen hukuk kurallarıdır. Devletler Özel Hukuku, çeşitli devletlere mensup bulunan, aynı uyruklukta (tabiiyette) olmayan şahıslar arasındaki özel hukuk ilişkilerine hangi devletin kanununun uygulanacağını ve şahıslarla şeylerin uyrukluğunu düzenleyen hukuk kurallarından oluşur.
Hukuka Giriş - Özel Hukukun Dalları
ÜNİTE4: ÖZEL HUKUKUNUN DALLARI
I. Medeni Hukuk
2. Ticaret Hukuku
3. Devletler Özel (Hususi) Hukuku
1MEDENİ HUKUK
Fertlerin doğumlarından ölümlerine kadar şahsi durumlarını ve ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Kaynağı 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu ile aynı tarihli Borçlar Kanunudur. Medeni Kanun 4 kısımdan oluşur Ayrıca bir de başlangıç kısmı vardır.
Medeni hukuk 5'e Ayrılır
A. BORÇLAR HUKUKU
B. ŞAHSIN HUKUKU
C. AİLE HUKUK
D.MİRASHUKUKU
E. EŞYA HUKUKU
A. ŞAHSIN HUKUKU: Şahısların türlerini, ehliyetlerini, hısımlığı, ikametgahı, şahsiyetin başlangıcı ve sona ermesi konularını düzenler.
B. AİLE HUKUKU: Aile ilişkilerini düzenler. Nişan1anma, evlenme, boşanma, vesayet, nesep, velayet, çocuğun
anne ve babasıyla olan ilişkileri
C. MİRAS HUKUKU: Mirasa ilişkin hususları düzenler. Miras bırakan kişiye MURİS denir. Kendisine miras
kalan kişiye mirasçı denir. Miras kalan malların bütününe tereke denir.
D. EŞYA HUKUKU: Şahısların eşyalar üzerindeki hak ve yetkilerini ve bundan kaynaklanan uyuşmazlıkları düzenleyen medeni hukuk bölümüdür. Eşya hukukunun konusunu büyük çapta AYNİ HAKLAR OLUŞTURUR.
Ayni Hak; Eşya üzerinde sahibine en geniş yetkileri veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haktır. Sahibi olduğumuz mal üzerindeki en geniş hak mülkiyet hakkıdır.
E. BORÇLAR HUKUKU: Şahıslar arasındaki borç ilişkilerini düzenler. Şahıslar arasındaki üç kaynaktan oluşabilir.
BORÇ;
1. Hukuki İşlem, örneğin; sözleşme
2. Haksız Fiil, örneğin; adam öldürme
3. Sebepsiz Zenginleşme, vermiş olduğumuz bir şeyin sebebinin ortadan kalkması,
Örneğin; Nişanlanmanın bozulması. Bir borç ilişkisinde, ALACAKLI+BORÇLU+EDİM den oluşur. EDİM; Borçlunun bir şeyi vermek, yapmak yerine getirmekten kaçınmakla yükümlü olduğu husus yada şeydir.
2. TİCARET HUKUKU
Şahıslar arasındaki ticari ilişkileri düzenler. Ticaret hukuku 5 bölümden oluşur; TİCARET HUKUKU;
A. TİCARİ İŞLETME HUKUKU
B. ŞİRKETLER HUKUKU
C. DENİZ TİCARET HUKUKU
D. SİGORTA HUKUKU
E. KIYMETLİ EVRAK HUKUKU
Ticaret kanunu 1564 maddeden meydana gelmiştir.
A. TİCARİ İşletme HUKUKU
Türk ticaret kanunu işletme_ esasına dayanmaktadır.
Ticari İşletme; Ticarethane, fabrika yada ticari şekilde işletilen diğer müesseselere ticari işletme denir.
Tacir; Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Tacir dışında kalan kişilere esnaf denir.
B. ŞİRKETLER HUKUKU
Şirket (ortaklık) iktisadi bir amacı gerçekleştirmek yani kazanç elde
ederek bunu ortakları arasında dağıtmak amacıyla kurulmuş olan tüzel kişiliktir. Ticaret kanununda 4 tür şirket düzenlenmiştir. Bunlara ilaveten kooperatifte tüzel kişilik taşır ve şirket sayılır. Kooperatif Kooperatifler Kanununda düzenlenmiştir. Şirketler şunlardır;
ŞİRKETLER;
1. KOLLEKTİF ŞİRKET
2. KOMANDİT ŞİRKET
3. ANONİM ŞİRKET
4. LİMİTED ŞİRKET
5. KOOPERATİF
1. KOLLEKTİF ŞİRKET: Ticari bir işletmeyi bir ticaret ünvanı altında işletmek üzere gerçek kişiler arasında
kurulan ve şirket borçlarından dolayı ortaklardan hiçbirisinin sorumluluğunun sınırlandırıllmamış bulunduğu
şirkettir. KOLLEKTİF ŞİRKETTE ORTAKLAR ŞİRKETİN BORÇLARINDAN DOLAYI SINIRSIZ VE MÜTESELSİLEN SORUMLUDURLAR.
2. KOMANDİT ŞİRKET: Ticari bir işletmeyi bir ticaret ünvanı altında işletmek üzere kurulan ve ortaklardan bir yada birkaçının şirket alacaklılarına karşı sınırlı sorumlu, diğer ortakların ise sınırsız sorumlu bulunduğu şirkettir. ORTAKLARDAN BİRİ YADA BİRKAÇI SINIRLI DİĞER ORTAKLAR İSE SINIRSIZ SORUMLUDURLAR. SINIRSIZ SORUMLU; KOMANDİTE SINIRLI SORUMLU; KOMANDİTER
3. ANONİM ŞİRKET: Bir ünvana sahip, esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş olan borçlarından dolayı da sadece malvarlığıyla sınırlı olarak sorumlu buluna' ANONİM ŞİRKET EN AZ BEŞ ORTAKLA KURULUR SERMAYESİ EN AZ 5 MİLYAR OLMALIDIR. SERMAYE HER BİRİ EN AZ 500 TL DEĞERİNDE PAYLARA AYRILIR. HER BİR PAYI TEMSİL ETMEK ÜZERE ÇIKARILAN BELGEYE HİSSE SE DENİ DENİR
4. LİMİTED ŞİRKET: Bir Ticaret ünvanı altında kurulan ve ortakların sorumluluğu sınırlı olan ve şirket sermayesi muayyen olan şirkettir. ORTAK SAYISI EN AZ 2 EN FAZLA 50 OLABİLİR. ŞİRKET SERMAYESİ EN AZ 500.000.000 TL OLMALIDIR. LİMİTED ŞİRKETLER BANKACILIK VE SİGORTACILlK YAPAMAZLAR.
5. KOOPERATİFLER: Ortaklarının iktisadi çıkarlarını meslek ve geçinmelerine ilişkin ihtiyaçlarını karşılıklı yardım dayanışma ve kefalet şeklinde sağlayıp koruyan değişir sermayeli kuruluşlardır. Kooperatiflerin paylan en az i 0.000 TL ve en fazla 500.000 TL olabilir. KOOPE RATİFLER EN AZ YEDİ KİŞİ İLE KURULUR.
3. KlYMETLİ EVRAK HUKUKU
Kıymetli Evrak; Hakkın senede bağlı olduğu ve senetsiz devredilmesinin yada ileri sürülmesinin mümkün olmadığı senetlerdir. Kıymetli evraklar şunlardır;
1. BONO
2. POLİÇE
3. ÇEK
4. HİSSE SENETLERİ
5. TAHVİLLER
6. KONİSMENTO
7. MAKBUZ SENEDİ
8. VARANT.
BONO POLİÇE VE ÇEKE KAMBİYO SENEDİ DENİR. KIYMETLİ EVRAK DEVİR YÖNÜNDEN ÜÇE AYRILIR, KIYMETLİ EVRAKIN DEVRİ;
1. NAMA YAZILI KIYMETLİ EVRAK
2. EMRE YAZILI KIYMETLİ EVRAK
3. HAMİLE YAZILI KIYMETLİ EVRAK
NAMA YAZILI KIYMETLİ EVRAK: Başkasının adına yazılı olan senettir.
EMRE YAZILI KIYMETLİ EVRAK: Belirli bir kimsenin veya o kimse tarafından gösterilen kişinin alacaklı olduğu anlaşılan senetlerdir.
4. DENİZ TİCARETİ HUKUKU
Denizde gemilerle eşya ve yolcu taşıma işlerini düzenleyen hukuk kurallarından oluşur.
Gemi; Tahsis edildiği gayeye uygun olarak kullanılması denizde hareket etmesi imkanına bağlı bulunan ve pek de küçük olmayan her türlü tekneye denir. Bayrak; Geminin bağlı olduğu devleti gösterir. Bağlama limanı; Gemiye ait seferlerin yönetildiği limandır. Gemi Sicili; Gemilerin yazıldığı sicildir. Donatan; Gemisini deniz ticaretinde kullanan kişiye denir. Kaptan; Gemiyi sevk ve idare eden kimseye denir. Navlun Sözleşmesi; Deniz yoluyla eşya taşımak üzere yapılan
sözleşmeye navlun sözleşmesi denir. Navlun;Taşıma karşılığında ödenen ücrete denir.
5. SİGORTA HUKUKU
Sigorta ikiye ayrılır;
SİGORTA;
1. ÖZEL SİGORTALAR
2. SOSYAL SİGORTALAR
A. BAĞKUR
B.SSK
C. EMEKLİ SANDIĞI
Sosyal sigortalar mecburidir. Sigorta Poliçesi; Tarafların karşılıklı hak ve borçlarını gösteren ve
sigortacı tarafından sigorta ettirene verilen belgeye denir. Sigorta primi; Sigorta ettirenin sigortacıya ödemek zorunda olduğu ücrettir.
Sigorta Tazminatı; Tehlikenin gerçekleşmesi yada hasarın oluşması sonucunda sigortacının sigorta ettirene ödeyeceği tazminattır.
3. DEVLETLER ÖZEL HUKUKU
Bir kişiyi devlete bağlayan hukuki bağa vatandaşlık ve bu kişiye de vatandaş yada (teba) denir.
Uyrukluk iki ,Şekilde kazanılır UYRUKLUGU KAZANMA ŞEKİLLERİ;
1. ASLİ UYRUKLUK; (DOĞUMLA KAZANILAN UYRUKLUKTUR)
2. MÜKTESEP (KAZANILMIŞ) UYRUKLUK; DOĞUMDAN BAŞKA BİR SEBEPLE VATANDAŞLIĞIN KAZANILMASIDIR.
Örneğin bir Türk'le evlenen yabancı devlet vatandaşı kadın, Türk vatandaşlığını kazanır.
KANUNLAR İHTİLAFI (YASALAR ÇATIŞMASI): Yabancılık unsuru taşıyan ilişkilerde hangi devlet kanununun uygulanacağını ya da uyuşmazlığın hangi devlet mahkemesinde çözümleneceğini gösterir.
ÖZET:
Özel hukuk, şahısların birbirleriyle olan ilişkilerini, yani "eşitlerarası ilişkileri" düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. "Kamu Hukuku" gibi "Özel Hukuk" da bir üst kavram olup çeşitli hukuk dallarına ayrılır. Özel hukukun dalları, Medeni Hukuk, Ticaret Hukuku ve Devletler Özel Hukukundan ibarettir. Medeni Hukuk, şahısların toplum halinde yaşaması bakımından bir hüküm ve değer arz eden bütün eylem ve davranışlarını, işlemlerini ve ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Ticaret hukuku, şahıslar arasındaki "ticari ilişkileri" düzenleyen hukuk kurallarıdır. Devletler Özel Hukuku, çeşitli devletlere mensup bulunan, aynı uyruklukta (tabiiyette) olmayan şahıslar arasındaki özel hukuk ilişkilerine hangi devletin kanununun uygulanacağını ve şahıslarla şeylerin uyrukluğunu düzenleyen hukuk kurallarından oluşur.
Hukuk
2. idare Hukuku
3. Ceza Hukuku
4. Yargılama Hukuku
5. Devletler Umumi Huk
6. Vergi Hukuku
7. İş Hukuku olmak üzere 7 kısma ayrılmaktadır.
1)ANAYASA HUKUKU:
Türkiye Cumhuriyetinin 1982 tarihlidir. Bu anayasa 12 Eylül 1980 harekatından sonra oluşan
Danışma Meclisince hazırlanmıştır. Anayasaya son şeklini Milli Güvenlik Konseyi vermiştir. 7 Kasım
1982 tarihinde halk oylamasına sunulmuş ve kabul edilmiştir.
Anayasamız bir başlangıç ve buna ilaveten (bunun haricinde) 7 kısımdan oluşmaktadır. Toplam 177
asıl madde ve 16 geçici maddesi vardır.
ANAYASANIN TEMEL İLKELERİ
1. İnsan Haklarına Saygılı Devlet ilkesi
2. Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet ilkesi
3. Demokratik Devlet ilkesi
4. Laik Devlet ilkesi
5. Sosyal Devlet ilkesi
6. Hukuk Devleti ilkesi olmak üzere toplam 6 temel ilkeye dayanmaktadır.
1. insan Haklarına Saygılı Devlet İlkesi
İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi Birleşmiş Milletler Genel KurullU1da 10 Aralık 1948 tarihinde
kabul edilmiştir ve 30 maddeden oluşmaktadır.
2. Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet İlkesi
Atatürk milliyetçiliği.ırk ,din, dil ayrımı yapmaksızın Türk vatan ve milletinin bölünmez bir bütün
olduğu, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk sayılması gerektiği temel inancına
dayanmaktadır.
Anayasamızın 66. maddesi Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür demek
suretiyle din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin herkesi Türk saymıştır. Bu madde Atatürk milliyetçiliğinin
bir yansımasıdır.
4. Laik Devlet İlkesi
Osmanlı devleti teorik bir yapıya sahipti.
Laiklik, dinsizlik, ahlaksızlık, dine ve Allaha karşı olmak demek
Anayasanın 24. maddesinde herkes vicdan ve dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir ilkesi ile de
teminat altına alınmıştır.
5. Sosyal Devlet ilkesi
Sosyal devlet ilkesini gerçekleştirecek iki önlem vardır.
Bunlar;
1Ulusal gelirin toplum bireyleri arasında adaletli bir biçimde dağılmasını sağlayacak mali, iktisadi
önlemleri almak (GELİRİN ADALETLİDAĞILIMI)
2Vatandaşlara insan haysiyetine yakışır asgari bir yaşayış düzeyi sağlayabilmek için gerekli sosyal
yardım önlemlerini almak ve geliştirmek. (SOSYAL YARDIM)
Anayasamızda sosyal devlet ilkesinin gerçekleşmesini sağlamak için çeşitli ilkelere yer verilmiştir.
Örneğin ailenin korunması, topraksız çiftçilerin topraklandırılmaları, çalışanların sosyal ve ekonomik
önlemlerle korunması, adaletli bir ücret rejiminin uygulanması, herkesin sosyal güvenlik hakkına
sahip olması.
6. Hukuk Devleti İlkesi
Hukuk devleti vatandaşlara temel hak ve hürriyetleri tanıyan idarenin ve idare makamlarının hukuka
bağlılıklarını sağlayarak vatandaşlarına hukuki güvenlik sağlayan devlettir.
Hukuk devleti ilkesi için şu hususların gerçekleşmesi gerekir.
Hukuk devleti ilkesinin unsurları;
ı. Temel hak ve hürriyetler güven altında bulunmalıdır; Temel hak ve hürriyetler ancak kanunla
sınırlanabilir.
2. Kanunların ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin Anayasaya uygunluğu sağlanmalıdır; Bu görev anayasa mahkemesine verilmiştir. Anayasa mahkemesi kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM meclis içtüzüğünün anayasaya uygun olup olmadığını denetler, anayasaya aykırı hükümlerin tamamını yada bir kısmını iptal eder.
3. İdarenin hukuka bağlılığı sağlanmalıdır. Anayasamıza göre idarenin her tür eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır. Bu hüküm ile yönetimde keyfiliği önlemek istemiştir.
1. YASAMA ORGANI
2. YÜRÜTME ORGANI
A)CUMHURBAŞKANI
B)BAKANLAR KURULU
3. YARGI ORGANI
1. YASAMA ORGANI: Yasama Organı TBMM'dir.TBMM genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşur. 30 yaşını doldurnuş her Türk milletvekili seçilebilir. Seçimler 2Yılda bir yapılır.
2. YÜRÜTME ORGANI
a)Cumhurbaşkanı;
Cumhurbaşkanı TBMM tarafından seçilir. Cumhurbaşkanı seçilecek kişilerin 40 yaşını doldurmuş
olmaları ve yüksek öğrenim yapmış olmaları gerekir. 7 yıllık bir süre için seçilir. Bir kimse iki defa
cumhurbaşkanı seçilemez.
Bunun haricinde suçlanamaz.
b)Bakanlar Kurulu;
Bakanlar kurulu başbakan ve bakanlardan oluşur. Başbakan cumhurbaşkanı tarafından TBMM üyeleri
arasından atanır. Bakanlar başbakanca seçilir ve cumhurbaşkanınca atanır. Bakanlar meclis dışından
da seçilebilirler. Başbakanın meclis içinden seçilmesi gerekir.
3. YARGI ORGANI
Anayasaya göre yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Hakimler
görevlerinde bağımsızdırlar.
Hakimler azlolunamaz, kendileri istemedikçe anayasada gösterilen yaştan önce (65) emekliye
ayrılamaz, aylıklarından yoksun bırakılamaz. Mahkemelerin kurulması, görev ve yetkileri, işleyişi ve
yargılama usulleri kanunla düzenlenir.
Yargı organlarının yüksek mercileri Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Askeri
Yargıtay, Uyuşmazlık Mahkemesi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesidir.
Yargı organları ile ilgili bir kuruluş da Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruludur. Bu kurulun başkanı
Adalet bakanıdır. Bu kurul hakimlerin özlük işleri hakkında kesin karar verir.
2)İDARE HUKUKU
İdare terimi hukuki açıdan iki Biri idare işlerini gören teşkilat hizmeti ve faaliyetleridir.
İDARI TEŞKİLAT
Genel idare ve mahalli idare olmak üzere iki kısımdan oluşur.
1) Genel İdare
Genel idare bütün ülkeyi kapsamakta olup merkez teşkilatı ve taşra teşkilatı olmak üzere ikiye ayrılır.
a)Merkez Teşkilatı
Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve bu kurulun üyeleri en önde gelir.
b)Taşra Teşkilatı
Ülke yönetimi iller ve ilçelere ayrılır. İl idaresinin başında vali, ilçe idaresinin başında kaymakam
bulunur. Her ilde her bakanlığın temsilcisi olarak birer müdür bulunur. (Milli Eğitim Müdürü, Sağlık
Müdürü, Sanayi ve Ticaret Müdürü gibi).
2)Mahalli İdareler
Mahalli idareler İl özel idareleri, Belediye İdareleri ve Köy idareleri olmak üzere üç gruptan oluşur.
Mahalli idarelerde yerinden yönetim ilkesi hakimdir. Mahalli idareler kamu hukuku hükmi (tüzel)
şahıslarıdır ve kanunla düzenlenirler. Seçmenler tarafından seçimle oluşturulur.
İl özel idaresinin organlarından olan il genel meclisi üyeleri, belediye idaresinin organları olan
belediye başkanı ve belediye meclisi üyeleri, köy idaresinin organı olan muhtarlar ve köy ihtiyar
meclisi üyeleri seçimle işbaşına gelir.
İDARİ PERSONEL
Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanan kişiye memur denir.
Memurların özlük işleri kanunla düzenlenir. Bununla ilgili kanun 657 sayılı devlet memurları
kanunudur.
İDARİ İŞLEMLER
İdarenin hukuki işlemleri idari işlem ve idari sözleşme olarak iki gruba ayrılır.
İdari işlem idare tarafından yapılan tek taraflı bir işlemdir. İdari işlemler de yapıcı ve belirtici olmak
üzere iki kısımda incelenir. Yapıcı işlem tüzük ve yönetmelik çıkarma, belirtici idari işlemler ise
diploma düzenleme, vergi tahakkuk ettirme gibi.
İdari sözleşmeye örnek; Maden Kanununda düzenlenen madenlerle ilgili işletme imtiyazı.
3)CEZA HUKUKU
Suç teşkil eden eylemleri ve bu eylemlere verilecek cezaları düzenler. Ceza Hukukunun kaynağı 1926
tarihli Türk Ceza Kanunudur.
Ceza Hukukunun temel ilkesi kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesidir. Suçlar ve cezalar mutlaka kanunla belirlenir.
SUÇUN UNSURLARI
Suç; Kanunun ceza tehdidi ile yasaklamış olduğu fiildir.
Suçun üç unsuru vardır;
1)Kanuni Unsur (Tipiklik),
2)Maddi Unsur (Hareket);
a)İcra (Yapma),
b)İhmal (Yapmama),
3)Manevi Unsur (Kusurluluk)
a)Kast
b)Taksir
1)Kanuni Unsur
Fiilin ceza kanununda yazılı olan tanıma uygun olmasıdır. Bu unsura tipiklik de denilmektedir. Bu
unsur kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir sonucudur.
2)Maddi Unsur
Harekete dayanır. Maddi Unsur da kendi içerisinde ikiye ayrılır;
a)İcra (Yapmak); Hırsızlık suçu, menkul bir malın bir yerden alınmasıyla işlendiği yani bir yapmayı
gerektirdiği için icrai
bir suçtur.
b)İhmal (Yapmamak); Örneğin geçit bekçisinin tren yolunu kapatması, hemşirenin öldürmek istediği
hastaya ilaç vermemesi gibi.
3)Manevi Unsur
Fiilin kusurlu bir irade tarafından yaratılmış olmasıdır ki buna kısaca kusurluluk denilmektedir.
Kusurluluk kendi içerisinde ikiye ayrılır;
a)Kast; Kanunun suç saydığı bir eylemi bilerek ve isteyerek işlernek iradesidir. Bilmek ve istemek
kast unsurunun özetidir. Kanunu bilmek mazeret sayılmaz ilkesinin sonucudur.
b)Taksir; Hukuka aykırı sonucu g örmek fakat istememektir. Kasttan sonucun istenmesi olması ile
ayrılır.
CEZA VE CEZA EHLİYETİ
Ceza; Suçun karşılığı olarak öngörülen müeyyidedir.
Cezanın iki amacı vardır;
1)Suçlunun ıslahı
2)Suç işlemeyi önlemek.
Ceza Ehliyeti; İşlenen suç nedeniyle kişinin cezalandırılıp cezalandırılmayacağını ifade eder.
Akıl maluliyetine (hastalığına) tutulmuş olan kimseye ceza verilmez. Tam ehliyetsizler; 011
yaş arası ceza yok.
Tam olmayan ehliyetliler;
1 )11-15 yaş arası grubu kapsar
a)11-15 yaş arasındaki kişi suç işlediğini bilincinde ise ceza verilir fakat indirim yapılır.
b)Suç işlediğinin bilincinde değilse ceza verilmez.
2)15-18 yaş arası grubuna indirimli ceza uygulanır.
Tam Ehliyetliler; 18 yaşını bitiren herkes tam ehliyetlidir. Sağır ve dilsizler bakımından tam ehliyet 24 yaşın bitirilmesi ile başlamaktadır.
4)YARGILAMA HUKUKU
Yargı hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından dava konusu olaya
uygulanmasıdır. Dört çeşit yargıdan bahsedilir. Türk Yargı Sistemi;
1)Anayasa yargısı (Anayasa Mahkemesi)
2)İdari Yargı (Danıştay)
3)Askeri Yargı (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay)
4)Adli Yargı (Yargıtay)
a)Medeni Yargı
b)Ceza Yargısı
Adli yargı, medeni yargı ve ceza yargısı olmak üzere iki kısma ayrılır.
Yargılama Hukuku da buna uygun olarak medeni yargılama hukuku ve ceza yargılama hukuku olmak
üzere ikiye ayrılır.
MEDENI YARGILAMA HUKUKU
Medeni yargı özel hukuk alanında ortaya çıkan uyuşmazlıkların mahkemece çözüme bağlanmasında
takip edilecek usul ve esasları
düzenler. Medeni Yargılama Hukuku Özel Hukuk kapsamına girer.
Medeni Yargılama Hukukunun Kaynağı 1927 tarihli Hukuk Usulü Muhakemeler Kanunudur.
1)Hüküm Mahkemeleri
Hüküm mahkemelerine İlk derece mahkemesi de denir. Hüküm (ilk derece) mahkemeleri ikiye ayrılır;
1)Asliye Hukuk Mahkemesi
2)Sulh Hukuk Mahkemesi
Her ilçede bir asliye hukuk mahkemesi bulunur. Asliye hukuk mahkemeleri tek hakimlidir. Ticaret
mahkemeleri üç hakimlidir.
2)Denetim Mahkemesi
Denetim Mahkemesi (kontrol=temyiz) Yargıtaydır. İlkderece mahkemelerini Yargıtay denetler.
Medeni Yargılama Hukuku ikiye ayrılır.
1)Çekişmeli Yargı (Nizalı Kaza)
2)Çekişmesiz Yargı (Nizasız Kaza)
1)Çekişmeli Yargı: Bu yargıda iki taraf arasında uyuşmazlık vardır. Bu uyuşmazlığın çözümü için
yargıya başvurulur yani dava açılır, Örneğin bir tarla üzerinde iki kişinin aynı anda mülkiyet
iddiasında bulunması ya da karı koca arasında varolan şiddetli geçimsizlik sebebiyle mahkemeye
müracaat edilmesi.
Mahkemeye başvuran tarafa davacı,diğer tarafa (kendisine dava açılan tarafa) davalı denir.
Dava, dava dilekçesi ile açılır.
Üç çeşit dava vardır;
1)İfa Davası,
2)Tesbit Davası,
3)İnşai Dava.
2)Çekişmesiz Yargı; Zıt menfaatlere sahip iki taraf ve bunlar arasında bir çekişme, anlaşmazlık
yoktur. Ferdi menfaatleri korumak için alınacak tedbirleri kapsar. Örneğin; Akıl hastasına vasi tayin
etme, evlat edinmeye izin alma, küçüğün kazai rüştüne karar verme, vakıfların mahkeme siciline
tescili.
CEZA YARGILAMA HUKUKU
Ceza hukuk alanında mahkemelerin uygulayacakları yöntem ve esasları belirlemektedir. Temel Kanun
i 929 tarihli Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunudur.
Medeni yargılamada davayı davacı açarken ceza yargılamasında dava savcılık tarafından açılır. Savcı
tarafından açılan bu davaya kamu davası denir. Savcı devlet adına ceza davası açar.
Ceza yargılama hukuku mahkemeleri;
1)Sulh Ceza Mahkemesi( Tek Hakimli)
2)Asliye Ceza Mahkemesi( Tek Hakimli)
3)Ağır Ceza Mahkemesi( Üç Hakimli)
Denetim mahkemesi ise Yargıtay dır.
Sulh ceza mahkemesi savcı hazır olmadan davaya bakabilir.
Ancak asliye ceza mahkemesi ile ağır ceza mahkemesinde savcının hazır olması bulunması gerekir.
Mahkumiyet kararından önce kişinin hürriyetinin kısıtlanmasına tutuklama (tevkif) denir.
İCRA VE İFLAS HUKUKU
Medeni yargılama hukukunun bir parçasıdır ve onu tamamlar. Borcunu ödemeyen kişilerin mallarının
devlet organları vasıtasıyla zorla elinden alınarak satılmasını ve alacaklının alacağının ödenmesini
düzenler. Bu amaçla kendisine başvurulan organa icra dairesi denir.
İcra dairelerinin kararlarına karşı başvurulacak makama icra tetkik mercii adı verilir.
Eğer icra takibi bir mahkeme kararına dayanıyorsa buna ilamlı takip denir. icra takibi mahkeme
kararına dayanmıyorsa buna ilamsız takip denir.
İflas; Kural olarak tacirler iflas eder. İflasın açılmasıyla birlikte borçlu müflis adını alır. İflas eden
kişinin mallarının meydana getirdiği bütüne iflas masası denir.
5. DEVLETLER UMUMİ HUKUKU
Devletler ile devletlerin ve devletler ile uluslararası kuruluşların ilişkilerini düzenler. Bu hukuk dalına
milletlerarası hukuk da denir.
Bir devletin kendi ülkesindeki vatandaşlar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuka iç hukuk, bağımsız
bir devlet ile diğer bir devletin ya da uluslararası kuruluşun ilişkilerini düzenleyen hukuka da dış
hukuk denir.
Devletler Umumi Hukukunun Kaynakları şunlardır;
1)Antlaşmalar,
2)Milletlerarası Teamül (Yazısız kural, davranış kuralı)
3)İçtihatlar (Mahkeme Kararları)
4)Doktrin (Konu ile uğraşan bilim adamlarının görüşleri)
6. VERGİ HUKUKU
Vergi Hukukunda üç ilke vardır;
1)Genellik
2)Adalet
3)Kanunilik
1)Vergide Genellik; Vatandaşlar arasında ayrım yapmaksızın herkesin vergi yükümlüsü olmasını
ifade eder.
2)Vergide Adalet; Herkesten maddi gücüne göre vergi alınmasını ön görür.
3)Vergide Kanunilik; Vergi ve buna benzeyen mali yükümlülüklerde
ancak kanunla korunabilmesini sağlamaktadır.
7. İş HUKUKU
İş Hukukunun Kaynağı1971 tarihli iş Kanunudur.
İş Hukukunun Konuları Şunlardır:
1. Hizmet akdi
2. Sendikalar
3. Toplu İş Sözleşmesi
4. Grev ve Lokavt
Hizmet akdi Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Hizmet akdinin iki unsuru vardır; İşçinin hizmet
taahhüdü+işverenin ücret taahhüdü. İşçiler ve işverenler sendika kurabilirler. Memurlar sendika
kuramaz. Sendikalar, Sendikalar Kanununda düzenlenmiştir. Sendikalar Kanunu işçi, iş veren, iş yeri,
sendika ve konfederasyonu tanımlamaktadır. İşçi; Hizmet akdine dayanarak çalışanlara denir.
İş veren; İşçi sayılan kimseleri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye veya tüzel kişiliği olmayan kamu
kuruluşlarına denir.
Sendika; İşçilerin ve iş verenlerin menfaatleri için kurdukları tüzel
kişiliğe sahip kuruluş.
Konfederasyon; Değişik iş kollarından en az beş sendikanın bir araya gelmesi suretiyle meydana
getirdikleri tüzel kişiliğe sahip üst kuruluşa denir. Sendikalar federasyon oluşturamaz. Sadece
konfederasyon oluşturabilir.
Sendikalar iş kolu esasına göre kurulur. İş yeri esasına göre sendika kurulamaz.
Toplu İş Sözleşmesi; Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununda düzenlenmiştir. Toplu iş
sözleşmesi işçi sendikası ile iş veren arasında ya da işçi sendikası ile işveren sendikası arasında
imzalanır.
Hizmet akdi ferdi anlaşma niteliğindedir. Toplu iş sözleşmesi ise statü niteliğindedir.
Grev; işçilerin topluca çalışmamalarıdır. Kanun hükümlerine uygun yapılan greve kanuni grev, kanuni
grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan greve ise kanun dışı grev denir. Siyasi amaçlı grev,
genel grev, dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İş yeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer
direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır.
Lokavt; işçilerin iş veren tarafından toplu halde işten uzaklaştırılmalarıdır. Kanun hükümlerine uygun
yapılan lokavta kanuni lokavt, kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan lokavta kanun dışı lokavt adı
verilmektedir.
Grev ve lokavt yasağının bulunduğu işler Şunlardır:
. Can ve mal kurtarma işleri
. Cenaze ve gömme işleri
. Banka ve noterlik işleri
. itfaiye, şehir içi kara deniz ve demir yolu ile raylı taşıma hizmetlerinde
. Su, elektrik, havagazı, termik santrali besleyen linyit üretimi, doğal gaz ve petrol sondajı, petrol
kimya işlerinde Grev ve Lokavtın yapılamayacağı iş yerleri ise şunlardır;
Hastane,aşı ve serum imal eden yerler, klinik, senatoryum, dispanser, eczane, prevantoryum
Eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım evlerinde, huzur evIerinde
Mezarlıkta Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen yerlerde.
ÖZET:
Kamu hukuku bir üst kavram olup çeşitli dallardan oluşmaktadır. Kamu hukukunun dalları: Anayasa
Hukuku, Ceza Hukuku, Yargılama Hukuku, Devletler Umumi Hukuk, Vergi Hukuku ve iş
Hukukundan ibarettir. Anayasa Hukuk, devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini,
vatandaşların temel hak ve ödevlerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. İdare Hukuku, Devlet
idaresinin teşkilat ve işleyişini, şahısların idare ile olan ilişkilerini ve kamu hizmetlerinin görülmesini
düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Ceza Hukuku, suç teşkil eden eylem ve davranışların
nelerden ibaret bulunduğunu, suç işleyenlere ne gibi cezaların verileceğini belirleyen hukuk
kurallarından ibarettir. Yargılama Hukuku, hukuk ve ceza davalarının görülmesinde uyulacak
yöntemleri belirleyen hukuk kurallarından oluşmaktadır. Devletler Umumi Hukuku, devletlerarası
ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Vergi Hukuku Devlet ile şahıslar arasındaki mali ilişkileri
düzenleyen hukuk kurallarıdır. İş Hukuku, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk
kurallarının tümümden meydana gelir.
Hukuka Giriş - Kamu Hukukunun Dalları
ÜNİTE3: KAMU HUKUKUNUN DALLARI
Kamu hukukunun en önemli özelliği devletin üstün durumda olmasıdır.
KAMU HUKUKU
1. Anayasa Hukuku2. idare Hukuku
3. Ceza Hukuku
4. Yargılama Hukuku
5. Devletler Umumi Huk
6. Vergi Hukuku
7. İş Hukuku olmak üzere 7 kısma ayrılmaktadır.
1)ANAYASA HUKUKU:
Türkiye Cumhuriyetinin 1982 tarihlidir. Bu anayasa 12 Eylül 1980 harekatından sonra oluşan
Danışma Meclisince hazırlanmıştır. Anayasaya son şeklini Milli Güvenlik Konseyi vermiştir. 7 Kasım
1982 tarihinde halk oylamasına sunulmuş ve kabul edilmiştir.
Anayasamız bir başlangıç ve buna ilaveten (bunun haricinde) 7 kısımdan oluşmaktadır. Toplam 177
asıl madde ve 16 geçici maddesi vardır.
ANAYASANIN TEMEL İLKELERİ
1. İnsan Haklarına Saygılı Devlet ilkesi
2. Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet ilkesi
3. Demokratik Devlet ilkesi
4. Laik Devlet ilkesi
5. Sosyal Devlet ilkesi
6. Hukuk Devleti ilkesi olmak üzere toplam 6 temel ilkeye dayanmaktadır.
1. insan Haklarına Saygılı Devlet İlkesi
İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi Birleşmiş Milletler Genel KurullU1da 10 Aralık 1948 tarihinde
kabul edilmiştir ve 30 maddeden oluşmaktadır.
2. Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet İlkesi
Atatürk milliyetçiliği.ırk ,din, dil ayrımı yapmaksızın Türk vatan ve milletinin bölünmez bir bütün
olduğu, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk sayılması gerektiği temel inancına
dayanmaktadır.
Anayasamızın 66. maddesi Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür demek
suretiyle din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin herkesi Türk saymıştır. Bu madde Atatürk milliyetçiliğinin
bir yansımasıdır.
4. Laik Devlet İlkesi
Osmanlı devleti teorik bir yapıya sahipti.
Laiklik, dinsizlik, ahlaksızlık, dine ve Allaha karşı olmak demek
Anayasanın 24. maddesinde herkes vicdan ve dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir ilkesi ile de
teminat altına alınmıştır.
5. Sosyal Devlet ilkesi
Sosyal devlet ilkesini gerçekleştirecek iki önlem vardır.
Bunlar;
1Ulusal gelirin toplum bireyleri arasında adaletli bir biçimde dağılmasını sağlayacak mali, iktisadi
önlemleri almak (GELİRİN ADALETLİDAĞILIMI)
2Vatandaşlara insan haysiyetine yakışır asgari bir yaşayış düzeyi sağlayabilmek için gerekli sosyal
yardım önlemlerini almak ve geliştirmek. (SOSYAL YARDIM)
Anayasamızda sosyal devlet ilkesinin gerçekleşmesini sağlamak için çeşitli ilkelere yer verilmiştir.
Örneğin ailenin korunması, topraksız çiftçilerin topraklandırılmaları, çalışanların sosyal ve ekonomik
önlemlerle korunması, adaletli bir ücret rejiminin uygulanması, herkesin sosyal güvenlik hakkına
sahip olması.
6. Hukuk Devleti İlkesi
Hukuk devleti vatandaşlara temel hak ve hürriyetleri tanıyan idarenin ve idare makamlarının hukuka
bağlılıklarını sağlayarak vatandaşlarına hukuki güvenlik sağlayan devlettir.
Hukuk devleti ilkesi için şu hususların gerçekleşmesi gerekir.
Hukuk devleti ilkesinin unsurları;
ı. Temel hak ve hürriyetler güven altında bulunmalıdır; Temel hak ve hürriyetler ancak kanunla
sınırlanabilir.
2. Kanunların ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin Anayasaya uygunluğu sağlanmalıdır; Bu görev anayasa mahkemesine verilmiştir. Anayasa mahkemesi kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM meclis içtüzüğünün anayasaya uygun olup olmadığını denetler, anayasaya aykırı hükümlerin tamamını yada bir kısmını iptal eder.
3. İdarenin hukuka bağlılığı sağlanmalıdır. Anayasamıza göre idarenin her tür eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır. Bu hüküm ile yönetimde keyfiliği önlemek istemiştir.
1. YASAMA ORGANI
2. YÜRÜTME ORGANI
A)CUMHURBAŞKANI
B)BAKANLAR KURULU
3. YARGI ORGANI
1. YASAMA ORGANI: Yasama Organı TBMM'dir.TBMM genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşur. 30 yaşını doldurnuş her Türk milletvekili seçilebilir. Seçimler 2Yılda bir yapılır.
2. YÜRÜTME ORGANI
a)Cumhurbaşkanı;
Cumhurbaşkanı TBMM tarafından seçilir. Cumhurbaşkanı seçilecek kişilerin 40 yaşını doldurmuş
olmaları ve yüksek öğrenim yapmış olmaları gerekir. 7 yıllık bir süre için seçilir. Bir kimse iki defa
cumhurbaşkanı seçilemez.
Cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Ancak vatana ihanet ile suçlanabilir.
Bunun haricinde suçlanamaz.
b)Bakanlar Kurulu;
Bakanlar kurulu başbakan ve bakanlardan oluşur. Başbakan cumhurbaşkanı tarafından TBMM üyeleri
arasından atanır. Bakanlar başbakanca seçilir ve cumhurbaşkanınca atanır. Bakanlar meclis dışından
da seçilebilirler. Başbakanın meclis içinden seçilmesi gerekir.
3. YARGI ORGANI
Anayasaya göre yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Hakimler
görevlerinde bağımsızdırlar.
Hakimler azlolunamaz, kendileri istemedikçe anayasada gösterilen yaştan önce (65) emekliye
ayrılamaz, aylıklarından yoksun bırakılamaz. Mahkemelerin kurulması, görev ve yetkileri, işleyişi ve
yargılama usulleri kanunla düzenlenir.
Yargı organlarının yüksek mercileri Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Askeri
Yargıtay, Uyuşmazlık Mahkemesi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesidir.
Yargı organları ile ilgili bir kuruluş da Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruludur. Bu kurulun başkanı
Adalet bakanıdır. Bu kurul hakimlerin özlük işleri hakkında kesin karar verir.
2)İDARE HUKUKU
İdare terimi hukuki açıdan iki Biri idare işlerini gören teşkilat hizmeti ve faaliyetleridir.
İDARI TEŞKİLAT
Genel idare ve mahalli idare olmak üzere iki kısımdan oluşur.
1) Genel İdare
Genel idare bütün ülkeyi kapsamakta olup merkez teşkilatı ve taşra teşkilatı olmak üzere ikiye ayrılır.
a)Merkez Teşkilatı
Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve bu kurulun üyeleri en önde gelir.
b)Taşra Teşkilatı
Ülke yönetimi iller ve ilçelere ayrılır. İl idaresinin başında vali, ilçe idaresinin başında kaymakam
bulunur. Her ilde her bakanlığın temsilcisi olarak birer müdür bulunur. (Milli Eğitim Müdürü, Sağlık
Müdürü, Sanayi ve Ticaret Müdürü gibi).
2)Mahalli İdareler
Mahalli idareler İl özel idareleri, Belediye İdareleri ve Köy idareleri olmak üzere üç gruptan oluşur.
Mahalli idarelerde yerinden yönetim ilkesi hakimdir. Mahalli idareler kamu hukuku hükmi (tüzel)
şahıslarıdır ve kanunla düzenlenirler. Seçmenler tarafından seçimle oluşturulur.
İl özel idaresinin organlarından olan il genel meclisi üyeleri, belediye idaresinin organları olan
belediye başkanı ve belediye meclisi üyeleri, köy idaresinin organı olan muhtarlar ve köy ihtiyar
meclisi üyeleri seçimle işbaşına gelir.
İDARİ PERSONEL
Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanan kişiye memur denir.
Memurların özlük işleri kanunla düzenlenir. Bununla ilgili kanun 657 sayılı devlet memurları
kanunudur.
İDARİ İŞLEMLER
İdarenin hukuki işlemleri idari işlem ve idari sözleşme olarak iki gruba ayrılır.
İdari işlem idare tarafından yapılan tek taraflı bir işlemdir. İdari işlemler de yapıcı ve belirtici olmak
üzere iki kısımda incelenir. Yapıcı işlem tüzük ve yönetmelik çıkarma, belirtici idari işlemler ise
diploma düzenleme, vergi tahakkuk ettirme gibi.
İdari sözleşmeye örnek; Maden Kanununda düzenlenen madenlerle ilgili işletme imtiyazı.
3)CEZA HUKUKU
Suç teşkil eden eylemleri ve bu eylemlere verilecek cezaları düzenler. Ceza Hukukunun kaynağı 1926
tarihli Türk Ceza Kanunudur.
Ceza Hukukunun temel ilkesi kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesidir. Suçlar ve cezalar mutlaka kanunla belirlenir.
SUÇUN UNSURLARI
Suç; Kanunun ceza tehdidi ile yasaklamış olduğu fiildir.
Suçun üç unsuru vardır;
1)Kanuni Unsur (Tipiklik),
2)Maddi Unsur (Hareket);
a)İcra (Yapma),
b)İhmal (Yapmama),
3)Manevi Unsur (Kusurluluk)
a)Kast
b)Taksir
1)Kanuni Unsur
Fiilin ceza kanununda yazılı olan tanıma uygun olmasıdır. Bu unsura tipiklik de denilmektedir. Bu
unsur kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir sonucudur.
2)Maddi Unsur
Harekete dayanır. Maddi Unsur da kendi içerisinde ikiye ayrılır;
a)İcra (Yapmak); Hırsızlık suçu, menkul bir malın bir yerden alınmasıyla işlendiği yani bir yapmayı
gerektirdiği için icrai
bir suçtur.
b)İhmal (Yapmamak); Örneğin geçit bekçisinin tren yolunu kapatması, hemşirenin öldürmek istediği
hastaya ilaç vermemesi gibi.
3)Manevi Unsur
Fiilin kusurlu bir irade tarafından yaratılmış olmasıdır ki buna kısaca kusurluluk denilmektedir.
Kusurluluk kendi içerisinde ikiye ayrılır;
a)Kast; Kanunun suç saydığı bir eylemi bilerek ve isteyerek işlernek iradesidir. Bilmek ve istemek
kast unsurunun özetidir. Kanunu bilmek mazeret sayılmaz ilkesinin sonucudur.
b)Taksir; Hukuka aykırı sonucu g örmek fakat istememektir. Kasttan sonucun istenmesi olması ile
ayrılır.
CEZA VE CEZA EHLİYETİ
Ceza; Suçun karşılığı olarak öngörülen müeyyidedir.
Cezanın iki amacı vardır;
1)Suçlunun ıslahı
2)Suç işlemeyi önlemek.
Ceza Ehliyeti; İşlenen suç nedeniyle kişinin cezalandırılıp cezalandırılmayacağını ifade eder.
Akıl maluliyetine (hastalığına) tutulmuş olan kimseye ceza verilmez. Tam ehliyetsizler; 011
yaş arası ceza yok.
Tam olmayan ehliyetliler;
1 )11-15 yaş arası grubu kapsar
a)11-15 yaş arasındaki kişi suç işlediğini bilincinde ise ceza verilir fakat indirim yapılır.
b)Suç işlediğinin bilincinde değilse ceza verilmez.
2)15-18 yaş arası grubuna indirimli ceza uygulanır.
Tam Ehliyetliler; 18 yaşını bitiren herkes tam ehliyetlidir. Sağır ve dilsizler bakımından tam ehliyet 24 yaşın bitirilmesi ile başlamaktadır.
4)YARGILAMA HUKUKU
Yargı hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından dava konusu olaya
uygulanmasıdır. Dört çeşit yargıdan bahsedilir. Türk Yargı Sistemi;
1)Anayasa yargısı (Anayasa Mahkemesi)
2)İdari Yargı (Danıştay)
3)Askeri Yargı (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay)
4)Adli Yargı (Yargıtay)
a)Medeni Yargı
b)Ceza Yargısı
Adli yargı, medeni yargı ve ceza yargısı olmak üzere iki kısma ayrılır.
Yargılama Hukuku da buna uygun olarak medeni yargılama hukuku ve ceza yargılama hukuku olmak
üzere ikiye ayrılır.
MEDENI YARGILAMA HUKUKU
Medeni yargı özel hukuk alanında ortaya çıkan uyuşmazlıkların mahkemece çözüme bağlanmasında
takip edilecek usul ve esasları
düzenler. Medeni Yargılama Hukuku Özel Hukuk kapsamına girer.
Medeni Yargılama Hukukunun Kaynağı 1927 tarihli Hukuk Usulü Muhakemeler Kanunudur.
1)Hüküm Mahkemeleri
Hüküm mahkemelerine İlk derece mahkemesi de denir. Hüküm (ilk derece) mahkemeleri ikiye ayrılır;
1)Asliye Hukuk Mahkemesi
2)Sulh Hukuk Mahkemesi
Her ilçede bir asliye hukuk mahkemesi bulunur. Asliye hukuk mahkemeleri tek hakimlidir. Ticaret
mahkemeleri üç hakimlidir.
2)Denetim Mahkemesi
Denetim Mahkemesi (kontrol=temyiz) Yargıtaydır. İlkderece mahkemelerini Yargıtay denetler.
Medeni Yargılama Hukuku ikiye ayrılır.
1)Çekişmeli Yargı (Nizalı Kaza)
2)Çekişmesiz Yargı (Nizasız Kaza)
1)Çekişmeli Yargı: Bu yargıda iki taraf arasında uyuşmazlık vardır. Bu uyuşmazlığın çözümü için
yargıya başvurulur yani dava açılır, Örneğin bir tarla üzerinde iki kişinin aynı anda mülkiyet
iddiasında bulunması ya da karı koca arasında varolan şiddetli geçimsizlik sebebiyle mahkemeye
müracaat edilmesi.
Mahkemeye başvuran tarafa davacı,diğer tarafa (kendisine dava açılan tarafa) davalı denir.
Dava, dava dilekçesi ile açılır.
Üç çeşit dava vardır;
1)İfa Davası,
2)Tesbit Davası,
3)İnşai Dava.
2)Çekişmesiz Yargı; Zıt menfaatlere sahip iki taraf ve bunlar arasında bir çekişme, anlaşmazlık
yoktur. Ferdi menfaatleri korumak için alınacak tedbirleri kapsar. Örneğin; Akıl hastasına vasi tayin
etme, evlat edinmeye izin alma, küçüğün kazai rüştüne karar verme, vakıfların mahkeme siciline
tescili.
CEZA YARGILAMA HUKUKU
Ceza hukuk alanında mahkemelerin uygulayacakları yöntem ve esasları belirlemektedir. Temel Kanun
i 929 tarihli Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunudur.
Medeni yargılamada davayı davacı açarken ceza yargılamasında dava savcılık tarafından açılır. Savcı
tarafından açılan bu davaya kamu davası denir. Savcı devlet adına ceza davası açar.
Ceza yargılama hukuku mahkemeleri;
1)Sulh Ceza Mahkemesi( Tek Hakimli)
2)Asliye Ceza Mahkemesi( Tek Hakimli)
3)Ağır Ceza Mahkemesi( Üç Hakimli)
Denetim mahkemesi ise Yargıtay dır.
Sulh ceza mahkemesi savcı hazır olmadan davaya bakabilir.
Ancak asliye ceza mahkemesi ile ağır ceza mahkemesinde savcının hazır olması bulunması gerekir.
Mahkumiyet kararından önce kişinin hürriyetinin kısıtlanmasına tutuklama (tevkif) denir.
İCRA VE İFLAS HUKUKU
Medeni yargılama hukukunun bir parçasıdır ve onu tamamlar. Borcunu ödemeyen kişilerin mallarının
devlet organları vasıtasıyla zorla elinden alınarak satılmasını ve alacaklının alacağının ödenmesini
düzenler. Bu amaçla kendisine başvurulan organa icra dairesi denir.
İcra dairelerinin kararlarına karşı başvurulacak makama icra tetkik mercii adı verilir.
Eğer icra takibi bir mahkeme kararına dayanıyorsa buna ilamlı takip denir. icra takibi mahkeme
kararına dayanmıyorsa buna ilamsız takip denir.
İflas; Kural olarak tacirler iflas eder. İflasın açılmasıyla birlikte borçlu müflis adını alır. İflas eden
kişinin mallarının meydana getirdiği bütüne iflas masası denir.
5. DEVLETLER UMUMİ HUKUKU
Devletler ile devletlerin ve devletler ile uluslararası kuruluşların ilişkilerini düzenler. Bu hukuk dalına
milletlerarası hukuk da denir.
Bir devletin kendi ülkesindeki vatandaşlar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuka iç hukuk, bağımsız
bir devlet ile diğer bir devletin ya da uluslararası kuruluşun ilişkilerini düzenleyen hukuka da dış
hukuk denir.
Devletler Umumi Hukukunun Kaynakları şunlardır;
1)Antlaşmalar,
2)Milletlerarası Teamül (Yazısız kural, davranış kuralı)
3)İçtihatlar (Mahkeme Kararları)
4)Doktrin (Konu ile uğraşan bilim adamlarının görüşleri)
6. VERGİ HUKUKU
Vergi Hukukunda üç ilke vardır;
1)Genellik
2)Adalet
3)Kanunilik
1)Vergide Genellik; Vatandaşlar arasında ayrım yapmaksızın herkesin vergi yükümlüsü olmasını
ifade eder.
2)Vergide Adalet; Herkesten maddi gücüne göre vergi alınmasını ön görür.
3)Vergide Kanunilik; Vergi ve buna benzeyen mali yükümlülüklerde
ancak kanunla korunabilmesini sağlamaktadır.
7. İş HUKUKU
İş Hukukunun Kaynağı1971 tarihli iş Kanunudur.
İş Hukukunun Konuları Şunlardır:
1. Hizmet akdi
2. Sendikalar
3. Toplu İş Sözleşmesi
4. Grev ve Lokavt
Hizmet akdi Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Hizmet akdinin iki unsuru vardır; İşçinin hizmet
taahhüdü+işverenin ücret taahhüdü. İşçiler ve işverenler sendika kurabilirler. Memurlar sendika
kuramaz. Sendikalar, Sendikalar Kanununda düzenlenmiştir. Sendikalar Kanunu işçi, iş veren, iş yeri,
sendika ve konfederasyonu tanımlamaktadır. İşçi; Hizmet akdine dayanarak çalışanlara denir.
İş veren; İşçi sayılan kimseleri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye veya tüzel kişiliği olmayan kamu
kuruluşlarına denir.
Sendika; İşçilerin ve iş verenlerin menfaatleri için kurdukları tüzel
kişiliğe sahip kuruluş.
Konfederasyon; Değişik iş kollarından en az beş sendikanın bir araya gelmesi suretiyle meydana
getirdikleri tüzel kişiliğe sahip üst kuruluşa denir. Sendikalar federasyon oluşturamaz. Sadece
konfederasyon oluşturabilir.
Sendikalar iş kolu esasına göre kurulur. İş yeri esasına göre sendika kurulamaz.
Toplu İş Sözleşmesi; Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununda düzenlenmiştir. Toplu iş
sözleşmesi işçi sendikası ile iş veren arasında ya da işçi sendikası ile işveren sendikası arasında
imzalanır.
Hizmet akdi ferdi anlaşma niteliğindedir. Toplu iş sözleşmesi ise statü niteliğindedir.
Grev; işçilerin topluca çalışmamalarıdır. Kanun hükümlerine uygun yapılan greve kanuni grev, kanuni
grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan greve ise kanun dışı grev denir. Siyasi amaçlı grev,
genel grev, dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İş yeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer
direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır.
Lokavt; işçilerin iş veren tarafından toplu halde işten uzaklaştırılmalarıdır. Kanun hükümlerine uygun
yapılan lokavta kanuni lokavt, kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan lokavta kanun dışı lokavt adı
verilmektedir.
Grev ve lokavt yasağının bulunduğu işler Şunlardır:
. Can ve mal kurtarma işleri
. Cenaze ve gömme işleri
. Banka ve noterlik işleri
. itfaiye, şehir içi kara deniz ve demir yolu ile raylı taşıma hizmetlerinde
. Su, elektrik, havagazı, termik santrali besleyen linyit üretimi, doğal gaz ve petrol sondajı, petrol
kimya işlerinde Grev ve Lokavtın yapılamayacağı iş yerleri ise şunlardır;
Hastane,aşı ve serum imal eden yerler, klinik, senatoryum, dispanser, eczane, prevantoryum
Eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım evlerinde, huzur evIerinde
Mezarlıkta Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen yerlerde.
ÖZET:
Kamu hukuku bir üst kavram olup çeşitli dallardan oluşmaktadır. Kamu hukukunun dalları: Anayasa
Hukuku, Ceza Hukuku, Yargılama Hukuku, Devletler Umumi Hukuk, Vergi Hukuku ve iş
Hukukundan ibarettir. Anayasa Hukuk, devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini,
vatandaşların temel hak ve ödevlerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. İdare Hukuku, Devlet
idaresinin teşkilat ve işleyişini, şahısların idare ile olan ilişkilerini ve kamu hizmetlerinin görülmesini
düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Ceza Hukuku, suç teşkil eden eylem ve davranışların
nelerden ibaret bulunduğunu, suç işleyenlere ne gibi cezaların verileceğini belirleyen hukuk
kurallarından ibarettir. Yargılama Hukuku, hukuk ve ceza davalarının görülmesinde uyulacak
yöntemleri belirleyen hukuk kurallarından oluşmaktadır. Devletler Umumi Hukuku, devletlerarası
ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Vergi Hukuku Devlet ile şahıslar arasındaki mali ilişkileri
düzenleyen hukuk kurallarıdır. İş Hukuku, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk
kurallarının tümümden meydana gelir.
Hukuk
Bazı cezalara ise Disiplin Cezaları denir.
2. Cebri İcra: Örneğin; A'ya olan 500 Milyon TL. Borcunu ödemeyen B bu borcu mahkemenin
vereceği karar neticesinde hala ödemezse devletin 'bir organı olan İcra Dairesi tarafından cebri icra
yolu ile ödemek zorundadır.
3. Tazminat: Bir kimse haksız fiil yoluyla bir başkasına zarar verirse maddi ve manevi tazminata mahkum edilir. Yani haksız fiilin müeyyidesi tazminattır.
4. Hükümsüzlük: Bir hukuki işlemi kanunun istediği şekilde yapmamak o hukuki işlemin
hükümsüzlüğünü meydana getirir. Yani bu durumda ortaya çıkan müeyyide hüküınsüzlüktür.
Hükümsüzlüğün çeşitli tür ve dereceleri vardır.
a. Yokluk: Örneğin; Resmi evlendirme memuru huzurunda yapılmayan bir evlenme "YOKLUK"
müeyyidesine tabidir.
b. Butlan: Örneğin; Bir akıl hastasının yapmış olduğu evlenme ise "BUTLAN" müeyyidesine tabidir.
Bu durumda savcı veya herhangi bir ilgilinin müracaatı üzerine evlilik mahkemece iptal edilir.
BUTLAN: Hükümsüz, geçersiz demektir.
c. Tek Taraflı Bağlamazlık: Buna karşılık mümeyyiz bir küçüğün, Örneğin; 15 yaşındaki bir çocuğun
anne ve babasının iznini almaksızın yapmış olduğu bir satış sözleşmesi "TEK TARAFLI
BAĞLAMAZLIK" müeyyidesine tabidir. Bu sözleşme 15 yaşındaki çocuğu bağlamaz iken diğer tarafı
bağlayacaktır. Ancak çocuğun anne ve babası "İCAZET (Onay)" vennez ise sözleşme her iki taraf için
de hükümsüz olacaktır.
5. İptal: Hukuka aykırı bir şekilde yapılmış olan "İDARİ İŞLEMİN" iptali istenir. Yani devlet
tarafından yapılan hukuka aykırı idari işlemlerin karşılaşacakları tepki iptal müeyyidesidir. İptal
müeyyidesinde bir taraf devlettir. Örneğin: Bir kamu kurumu çalışanı haksız şekilde işten çıkartılırsa,
tayini yapılırsa bu kişiler yapılan idari işlemin iptalini mahkemeden talep ederler. Ya da bir yüksek
öğretim kurumunun yetkili kurulu bir öğrencinin hukuka aykırı biçimde sınavlara girmesine engel
olursa, belediye arsasına inşaat yapacak olan vatandaşa haksız olarak inşaat izni vermezse bunların
müeyyidesi iptaldir.
Hukukun Sistemi: Mahiyetleri ve Özellikleri itibariyle birbirinden farklı olan çok çeşitli hukuk
kurallarının bir tertibe, bir tasnife tabi tutulmasına hukukun sistemi adı verilir.
Roma Hukuku 2'ye ayrılır.
1. Özel Hukuk: Eşit şahıslar arasındaki ilişkiyi düzenler.
2. Kamu Hukuku: Devlet ile şahıs veya devlet ile başka devlet arasındaki ilişkiyi düzenler.
Bir hukuki ilişkinin kamu hukuku veya özel hukukun uygulama alanı içine girdiğini tespit edilmesinde dikkat edilecek kriter (ölçü) devletin bu ilişkiye hangi sıfatla katıldığıdır. Yani şayet devlet bu ilişkiye "üstün bir otorite", "kamu kudreti" sahibi olarak katılıyorsa bu ilişki kamu hukukuna dahildir. Karaborsacılık yapan bir tüccar mesleğini yürütmekten 3 ay süreyle yasaklanmış ise, ne tür bir müeyyide ile karşılaşmıştır?
Ceza
• Hükümsüzlüğün, yokluk, butlan ve tek taralfı bağlamazlık olmak üzere 3 türü vardır. Ayrıca butlan
da, mutlak butlan ve nisbi butlan olmak üzere ikiye ayrılır.
• Hukuk kurallarına aykırı biçimde yapılmış olan İdari İşlemler, yargı organlarınca hangi müeyyideye
tabi tutulur?
İptal
İdari makamların bireye haksız yere uyguladığı işlemler, yargı organlarınca iptal edilir.
• Alacaklının icra dairesi vasıtasıyla, bir kişinin mallarını haczetmesine ne denir?
Cebri icra
Bir kanun hükmünü yerine getirmeyenler, bu kuralı cebri icra yoluyla yerine getirmeye zorlanırlar.
ÖZET:
Hukuk kuralları maddi müeyyideli, yani uyulması zorunlu kurallardır. Hukuk kurallarına uymayanlar,
diğer sosyal kurallardan farklı olarak bir takım maddi müeyyidelerle karşılaşırlar. Bu maddi
müeyyideler bazen Ceza biçiminde. bazen cebri icra, yani zorla yaptırma biçiminde, bazen verilen
maddi veya manevi zararın ödetilmesi (tazminat) biçiminde ortaya çıkarlar. aynı şekilde, hukuk
kurallarına uymamanın sonucu, bazen yapıIan hukuki işlemlerin hükümsüzlüğü, bazen de o işlemin
ortadan kaldırılması biçiminde gerçekleşir.
Hukukun sistemi denilince, mahiyetleri ve özellikleri bakımından birbirlerinden çok farklı olan çeşitli
ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının bir tertibe, bir düzene tabi tutulması anlaşılır. Böylece az çok
birbirine benzeyen ilişkileri düzenlemekte olan hukuk kuralları bir isim altında bir ara_ toplanmış olur.
Hukuk, birisi Kamu Hukuku, diğeri Özel Hukuk olmak üz re başlıca iki ana gruba ayrılmaktadır.
Bir şahıs ile diğer bir şahıs arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına "özel hukuk"; bir şahıs
ile Devlet, veya bir Devlet ile diğer bir Dev arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına da
"kamu hukuku" denir.
Hukuka Giriş - Hukuk Kurallarının Özelliği
ÜNİTE 2:HUKUK KURALLARININ ÖZELLİĞİ
1. Ceza: Örneğin; Ölüm cezası, ağır hapis cezası hafif hapis, kamu hizmetlerinden mahrumiyet,
meslek ve sanatın geçici olarak tatil edilmesi.Bazı cezalara ise Disiplin Cezaları denir.
2. Cebri İcra: Örneğin; A'ya olan 500 Milyon TL. Borcunu ödemeyen B bu borcu mahkemenin
vereceği karar neticesinde hala ödemezse devletin 'bir organı olan İcra Dairesi tarafından cebri icra
yolu ile ödemek zorundadır.
3. Tazminat: Bir kimse haksız fiil yoluyla bir başkasına zarar verirse maddi ve manevi tazminata mahkum edilir. Yani haksız fiilin müeyyidesi tazminattır.
4. Hükümsüzlük: Bir hukuki işlemi kanunun istediği şekilde yapmamak o hukuki işlemin
hükümsüzlüğünü meydana getirir. Yani bu durumda ortaya çıkan müeyyide hüküınsüzlüktür.
Hükümsüzlüğün çeşitli tür ve dereceleri vardır.
a. Yokluk: Örneğin; Resmi evlendirme memuru huzurunda yapılmayan bir evlenme "YOKLUK"
müeyyidesine tabidir.
b. Butlan: Örneğin; Bir akıl hastasının yapmış olduğu evlenme ise "BUTLAN" müeyyidesine tabidir.
Bu durumda savcı veya herhangi bir ilgilinin müracaatı üzerine evlilik mahkemece iptal edilir.
BUTLAN: Hükümsüz, geçersiz demektir.
c. Tek Taraflı Bağlamazlık: Buna karşılık mümeyyiz bir küçüğün, Örneğin; 15 yaşındaki bir çocuğun
anne ve babasının iznini almaksızın yapmış olduğu bir satış sözleşmesi "TEK TARAFLI
BAĞLAMAZLIK" müeyyidesine tabidir. Bu sözleşme 15 yaşındaki çocuğu bağlamaz iken diğer tarafı
bağlayacaktır. Ancak çocuğun anne ve babası "İCAZET (Onay)" vennez ise sözleşme her iki taraf için
de hükümsüz olacaktır.
5. İptal: Hukuka aykırı bir şekilde yapılmış olan "İDARİ İŞLEMİN" iptali istenir. Yani devlet
tarafından yapılan hukuka aykırı idari işlemlerin karşılaşacakları tepki iptal müeyyidesidir. İptal
müeyyidesinde bir taraf devlettir. Örneğin: Bir kamu kurumu çalışanı haksız şekilde işten çıkartılırsa,
tayini yapılırsa bu kişiler yapılan idari işlemin iptalini mahkemeden talep ederler. Ya da bir yüksek
öğretim kurumunun yetkili kurulu bir öğrencinin hukuka aykırı biçimde sınavlara girmesine engel
olursa, belediye arsasına inşaat yapacak olan vatandaşa haksız olarak inşaat izni vermezse bunların
müeyyidesi iptaldir.
Hukukun Sistemi: Mahiyetleri ve Özellikleri itibariyle birbirinden farklı olan çok çeşitli hukuk
kurallarının bir tertibe, bir tasnife tabi tutulmasına hukukun sistemi adı verilir.
Roma Hukuku 2'ye ayrılır.
1. Özel Hukuk: Eşit şahıslar arasındaki ilişkiyi düzenler.
2. Kamu Hukuku: Devlet ile şahıs veya devlet ile başka devlet arasındaki ilişkiyi düzenler.
Bir hukuki ilişkinin kamu hukuku veya özel hukukun uygulama alanı içine girdiğini tespit edilmesinde dikkat edilecek kriter (ölçü) devletin bu ilişkiye hangi sıfatla katıldığıdır. Yani şayet devlet bu ilişkiye "üstün bir otorite", "kamu kudreti" sahibi olarak katılıyorsa bu ilişki kamu hukukuna dahildir. Karaborsacılık yapan bir tüccar mesleğini yürütmekten 3 ay süreyle yasaklanmış ise, ne tür bir müeyyide ile karşılaşmıştır?
Ceza
• Hükümsüzlüğün, yokluk, butlan ve tek taralfı bağlamazlık olmak üzere 3 türü vardır. Ayrıca butlan
da, mutlak butlan ve nisbi butlan olmak üzere ikiye ayrılır.
• Hukuk kurallarına aykırı biçimde yapılmış olan İdari İşlemler, yargı organlarınca hangi müeyyideye
tabi tutulur?
İptal
İdari makamların bireye haksız yere uyguladığı işlemler, yargı organlarınca iptal edilir.
• Alacaklının icra dairesi vasıtasıyla, bir kişinin mallarını haczetmesine ne denir?
Cebri icra
Bir kanun hükmünü yerine getirmeyenler, bu kuralı cebri icra yoluyla yerine getirmeye zorlanırlar.
ÖZET:
Hukuk kuralları maddi müeyyideli, yani uyulması zorunlu kurallardır. Hukuk kurallarına uymayanlar,
diğer sosyal kurallardan farklı olarak bir takım maddi müeyyidelerle karşılaşırlar. Bu maddi
müeyyideler bazen Ceza biçiminde. bazen cebri icra, yani zorla yaptırma biçiminde, bazen verilen
maddi veya manevi zararın ödetilmesi (tazminat) biçiminde ortaya çıkarlar. aynı şekilde, hukuk
kurallarına uymamanın sonucu, bazen yapıIan hukuki işlemlerin hükümsüzlüğü, bazen de o işlemin
ortadan kaldırılması biçiminde gerçekleşir.
Hukukun sistemi denilince, mahiyetleri ve özellikleri bakımından birbirlerinden çok farklı olan çeşitli
ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının bir tertibe, bir düzene tabi tutulması anlaşılır. Böylece az çok
birbirine benzeyen ilişkileri düzenlemekte olan hukuk kuralları bir isim altında bir ara_ toplanmış olur.
Hukuk, birisi Kamu Hukuku, diğeri Özel Hukuk olmak üz re başlıca iki ana gruba ayrılmaktadır.
Bir şahıs ile diğer bir şahıs arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına "özel hukuk"; bir şahıs
ile Devlet, veya bir Devlet ile diğer bir Dev arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına da
"kamu hukuku" denir.
Hukuk
Hukuk, sosyal hayatı düzene bağlayan kuralların maddi müeyyide ile desteklenmiş olanlarıdır.
Toplumsal yaşamın düzen ve güven havası içerisinde akıp gidebilmesi için hukuk gereklidir.
Sosyal hayatı düzenleyen kurallara uygun davranılmadığı takdirde karşılaşılacak tepkiye müeyyide
denir.
Din, Ahlak ve Görgü Kurallarının Müeyyidesi (Yaptırımı) = Manevidir. Hukuk Kurallarının
Müeyyidesi (Yaptırımı)=Maddidir.
Sosyal hayatı düzenleyen kurallar şunlardır:
1. Din kuralları
2. Ahlak kuralları
3. Görgü kuralları
4. Hukuk kuralları
1. Din Kuralları: Allah Tarafından peygamberler vasıtası ile bizlere ulaştırılmış bulunan emir ve
yasaklardan oluşur.
Örneğin: Kötü söz söylememek. Din kurallarına uyulmaması halinde karşılaşılacak tepki MANEVI
niteliktedir.. Bu ise "GÜNAHKAR OLMA" ve "AHİRETTE TANRI’NIN ÖN GÖRDÜĞÜ CEZAYA
MAHKÜM OLMA" şeklinde ortaya çıkar.
2. Ahlak Kuralları: İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen kurallardır. Şahısların:
"BİZZAT KENDİ NEFİSLERİNE" karşı nasıl davranması gerektiğini gösteren ahlak kurallarına
sübjektif ahlak kuralları denir. Örneğin: Yalan söylememek, iyi hisler beslemek, kötü insan olmamak.
Şahısların başkaları ile olan ilişkileri ve davranış biçimlerini düzenleyen ahlak kurallarına Objektif
ahlak kuralları denir.
Örneğin: Yoksul bir kimseye yardım etmek, başkasının malına, canına ve
namusuna göz dikmemek.
Müeyyide (yaptırım) herhangi bir kuralın koymuş olduğu emir ve yasaklara uygun şekilde hareket
etmeme halinde karşılaşılacak olan tepkidir.
Müeyyide türleri ise şunlardır;
1. Ceza
2. Cebri İcra
3. Tazminat
4. Hükümsüzlük
5. İptal
SORULAR:
• Müeyyidesi "küçük görme" olan sosyal hayat kuralı aşağıdakilerden hangisidir?
Ahlak kuralları
• Hukuk kuralları ile benzerliklerinin en yoğun olduğu sosyal hayat kuralları hangisidir?
Ahlak kuralları
• Başkalarının malına göz dikmemeyi emreden ahlak kuralı hangisidir?
Objektif ahlak kuralları
• Aşağıdakilerden hangisinin müeyyidesi günahkar olma ve ahirette cezalandırılmadır?
A) Hukuk kuralları B) Görgü kuralları C) Ahlak kuralları
D) Eğitim kuralları E) Din kuralları
Yanıt E: Din kurallarının yaptırımı "günahkar olma" ve "ahirette Allah'ın öngördüğü cezaya çarpılma" şeklinde olur.
• Kanun koyarken toplumun hangi nitelikleri gözden uzak tutulamaz?
Ahlaki görüşleri
• Sosyal hayatı düzenleyen ahlak kuralları genel olarak nasıl gruplandırılır?
Ahlak kuralları objektif ve subjektif olmak üzere ikiye ayrılır.
• Sosyal hayatı düzenleyen kurallardan maddi müeyyideliye örnek veriniz.
Hukuk kuralları
• Hastalanan arkadaşını ziyaret etmeyen kişi hangi sosyal hayat kuralına aykırı davranmış olur?
Görgü kurallarına
• Görgü kurallarının müeyyidesi nedir?
Alay edilme
• Sosyal hayatı düzenleyen kurallar nelerdir?
Sosyal hayatı düzenleyen kurallar ahlak kuralları, görgü kuralları, din kuralları ve hukuk kurallarıdır.
• Görgü kurallarına aykırı davranana uygulanacak yaptırım Nedir?.
Başkalarına yalan söylemek subjektif ahlak kurallarına aykırıdır
• Mümeyyiz küçüğün yapmış olduğu borçlandırıcı bir hukuki muamele, kanuni temsilcisi tarafından
onaylanmazsa işlemin sonucu ne olur?
Tek taraflı bağlamazlık müeyyidesine tabi olur
• Hukuk Kurallarının Müeyyideleri?
Hukuk kurallarının müeyyideleri; ceza, cebri icra, iptal, tazminat ve hükümsüzlüktür.
ÖZET: insanlar toplu halde yaşarlar. Sosyal hayat dediğimiz bu toplu yaşamanın düzen içinde
sürmesini, yani şahısların birbirleriyle veya toplu olan sosyal ilişkilerinin bir güven havası içinde
gelişmesini hepimiz isteriz. Bunun için söz konusu ilişkilerin bir takım kurallarla düzenlenmesi
gerekir. Sosyal kurallar dediğimiz bu kurallardan din, ahlak ve görgü kuralları sosyal hayatı
düzenlemeğe çalışmakta, fakat manevi müeyyideli oluşlarından dolayı etkili olamamaktadırlar. Sosyal
hayatın etkin biçimde düzenlenmesi ancak maddi müeyyideli, yani uyulması mecburi kurallarla
mümkün olabilmektedir ki, bu tür sosyal kurallar da "hukuk kuralları"dır O halde hukuku şöylece
tanımlayabiliriz:
Hukuk, sosyal hayatta şahıslar ile şahıslar veya şahıslar ile toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen,
maddi müeyyideli, yani uyulması zorunlu kuralların bütününden ibarettir.
Hukuka Giriş - Hukuk Kavramı
1. ÜNİTE: HUKUKUN KAVRAMI
Toplumsal yaşamın düzen ve güven havası içerisinde akıp gidebilmesi için hukuk gereklidir.
Sosyal hayatı düzenleyen kurallara uygun davranılmadığı takdirde karşılaşılacak tepkiye müeyyide
denir.
Din, Ahlak ve Görgü Kurallarının Müeyyidesi (Yaptırımı) = Manevidir. Hukuk Kurallarının
Müeyyidesi (Yaptırımı)=Maddidir.
Sosyal hayatı düzenleyen kurallar şunlardır:
1. Din kuralları
2. Ahlak kuralları
3. Görgü kuralları
4. Hukuk kuralları
1. Din Kuralları: Allah Tarafından peygamberler vasıtası ile bizlere ulaştırılmış bulunan emir ve
yasaklardan oluşur.
Örneğin: Kötü söz söylememek. Din kurallarına uyulmaması halinde karşılaşılacak tepki MANEVI
niteliktedir.. Bu ise "GÜNAHKAR OLMA" ve "AHİRETTE TANRI’NIN ÖN GÖRDÜĞÜ CEZAYA
MAHKÜM OLMA" şeklinde ortaya çıkar.
2. Ahlak Kuralları: İnsanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen kurallardır. Şahısların:
"BİZZAT KENDİ NEFİSLERİNE" karşı nasıl davranması gerektiğini gösteren ahlak kurallarına
sübjektif ahlak kuralları denir. Örneğin: Yalan söylememek, iyi hisler beslemek, kötü insan olmamak.
Şahısların başkaları ile olan ilişkileri ve davranış biçimlerini düzenleyen ahlak kurallarına Objektif
ahlak kuralları denir.
Örneğin: Yoksul bir kimseye yardım etmek, başkasının malına, canına ve
namusuna göz dikmemek.
Müeyyide (yaptırım) herhangi bir kuralın koymuş olduğu emir ve yasaklara uygun şekilde hareket
etmeme halinde karşılaşılacak olan tepkidir.
Müeyyide türleri ise şunlardır;
1. Ceza
2. Cebri İcra
3. Tazminat
4. Hükümsüzlük
5. İptal
SORULAR:
• Müeyyidesi "küçük görme" olan sosyal hayat kuralı aşağıdakilerden hangisidir?
Ahlak kuralları
• Hukuk kuralları ile benzerliklerinin en yoğun olduğu sosyal hayat kuralları hangisidir?
Ahlak kuralları
• Başkalarının malına göz dikmemeyi emreden ahlak kuralı hangisidir?
Objektif ahlak kuralları
• Aşağıdakilerden hangisinin müeyyidesi günahkar olma ve ahirette cezalandırılmadır?
A) Hukuk kuralları B) Görgü kuralları C) Ahlak kuralları
D) Eğitim kuralları E) Din kuralları
Yanıt E: Din kurallarının yaptırımı "günahkar olma" ve "ahirette Allah'ın öngördüğü cezaya çarpılma" şeklinde olur.
• Kanun koyarken toplumun hangi nitelikleri gözden uzak tutulamaz?
Ahlaki görüşleri
• Sosyal hayatı düzenleyen ahlak kuralları genel olarak nasıl gruplandırılır?
Ahlak kuralları objektif ve subjektif olmak üzere ikiye ayrılır.
• Sosyal hayatı düzenleyen kurallardan maddi müeyyideliye örnek veriniz.
Hukuk kuralları
• Hastalanan arkadaşını ziyaret etmeyen kişi hangi sosyal hayat kuralına aykırı davranmış olur?
Görgü kurallarına
• Görgü kurallarının müeyyidesi nedir?
Alay edilme
• Sosyal hayatı düzenleyen kurallar nelerdir?
Sosyal hayatı düzenleyen kurallar ahlak kuralları, görgü kuralları, din kuralları ve hukuk kurallarıdır.
• Görgü kurallarına aykırı davranana uygulanacak yaptırım Nedir?.
Başkalarına yalan söylemek subjektif ahlak kurallarına aykırıdır
• Mümeyyiz küçüğün yapmış olduğu borçlandırıcı bir hukuki muamele, kanuni temsilcisi tarafından
onaylanmazsa işlemin sonucu ne olur?
Tek taraflı bağlamazlık müeyyidesine tabi olur
• Hukuk Kurallarının Müeyyideleri?
Hukuk kurallarının müeyyideleri; ceza, cebri icra, iptal, tazminat ve hükümsüzlüktür.
ÖZET: insanlar toplu halde yaşarlar. Sosyal hayat dediğimiz bu toplu yaşamanın düzen içinde
sürmesini, yani şahısların birbirleriyle veya toplu olan sosyal ilişkilerinin bir güven havası içinde
gelişmesini hepimiz isteriz. Bunun için söz konusu ilişkilerin bir takım kurallarla düzenlenmesi
gerekir. Sosyal kurallar dediğimiz bu kurallardan din, ahlak ve görgü kuralları sosyal hayatı
düzenlemeğe çalışmakta, fakat manevi müeyyideli oluşlarından dolayı etkili olamamaktadırlar. Sosyal
hayatın etkin biçimde düzenlenmesi ancak maddi müeyyideli, yani uyulması mecburi kurallarla
mümkün olabilmektedir ki, bu tür sosyal kurallar da "hukuk kuralları"dır O halde hukuku şöylece
tanımlayabiliriz:
Hukuk, sosyal hayatta şahıslar ile şahıslar veya şahıslar ile toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen,
maddi müeyyideli, yani uyulması zorunlu kuralların bütününden ibarettir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
