<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622</id><updated>2012-01-18T19:21:19.624-08:00</updated><category term='rehberlik'/><title type='text'>ONLINE SINIF</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>291</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-4356469261936157332</id><published>2007-12-17T06:08:00.002-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.708-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>kariyerin yolları taştan</title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendimizde-insanl-bulabilir-miyiz.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kariyerin-yollar-tatan.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kariyerin yolları taştan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kariyerin-yollar-tatan.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Başarı sözcüğü, günümüzde herkesin dilinde. Başarı dendiğinde, iş yaşamı, okul yaşamı veya özel yaşam ayrımı yapılmıyor. Günümüzde başarı her alandaki ve her yaş grubundaki insanı ilgilendiriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Aileler, çocuklarının başarılı olması için uğraş veriyor. Kamu kuruluşları hizmetlerini geliştirdikçe, kendilerine yapılan şikayetler azaldıkça ve beklentileri karşıladıkları oranda başarılı olduklarını söylüyorlar. Kar amacı ile kurulmuş şirketler, kendilerine para getiren davranışları ve faaliyetleri başarı olarak adlandırıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Başarı öyle sihirli bir sözcük ki, ona sahip olan dünyaya sahip olmuş gibi seviniyor. Gerçekten de başarıya ulaşanların sahip oldukları bir dünya var: Kendi dünyaları.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Hepimizin kendimize özgü dünyası var. Kendi dünyamızda başarılarımız oranında etkii oluyoruz. Bu etkinin anlatımı için de kullandığımız bir sözcük var: Kariyer.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kariyerin sözlük anlamını araştırdığınızda şu tanımlarla karşılaşırsınız: Meslek, uğraş dalı, bir kişinin eğitim gördüğü ve yaşam boyu sürdürmeyi amaçladığı iş, bir kişinin çalışma hayatının izlediği genel çizgi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bu tanımların içinde ‘kariyer’ kavramını günümüzdeki kullanım şekline göre en iyi tanımlayan cümle galiba son cümle. Yani, kariyeri; bir kişinin çalışma hayatının izlediği genel çizgi olarak tanımlayabiliriz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kariyer, çalışma hayatımızda çizdiğimiz çizginin şeklini ve yönünü tarif ediyor. Bu çizgi, istikrarlı bir şekilde, bir seviyeden yukarıya doğru çizilmişse, zigzaglar yoksa başarılı bir kariyerden söz edebiliriz. Bu noktada, fizikteki etki-tepki kavramları aklıma geldi. Kariyer konusunda da, çizgimizi etkileyen bir çok kavramla karşılaşacağız. Bu kavramlar, kariyerimize etki edecek güçlerdir. Bunları, kuvvet kolunu büyüten, dolayısıyla gücümüzü artıran kaldıraçlar olarak da düşünebiliriz. Kuvvet kolunuz ne kadar büyükse yükü o kadar kolay ve çabuk kaldıracaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kaldıraçlar, kişisel etkimizi ve gücümüzü artıracak olan donanım malzemeleridir. Bilgimizdir, bakış açımızı değiştirme yeteneğidir, algılarımızı değiştirme gücüdür, iletişimimizi mükemmelleştirme becerisidir, zihnimizi kullanma becerisidir. Kısacası kişisel gelişimimizi sağlama becerisidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kişisel gelişime ve kariyer gelişimine kafa yoran bizim gibi insanlara çok sık olarak gelen sorular ve eleştiriler var. Deniyor ki:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Ülkedeki mevcut koşullarda kariyerimi istediğim gibi nasıl yönlendirebilirim?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Ülkenin ekonomisi içimizi karartırken iyimser düşünmek hayalcilik olmuyor mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Bize hayal satmayın. Bütün kapılar yüzümüze kapanıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bunlar gibi bir çok yakınma ya da şikayet sürekli olarak insanların dilinde. Ancak bu tür sözlerin ortak bir yönleri var. Dikkat ettinizse, şikayetler hep kendi dışımızdaki gelişmelerden yakınmak şeklinde oluyor. Genelde hepimizin düştüğü hata olan, başkalarını eleştirme alışkanlığı bu yakınmalara hakim. Genellikle kendimize bakmıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte kişisel kariyerimizi planlamanın başlangıç noktası, kendi üzerimizde dersimizi iyi çalışmak. İletişim eğitimlerinde söylenen bir söz vardır: ‘Aynaya bakın’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İşte iletişim ve başka bir çok konuda olduğu gibi, kariyerimiz konusunda da birinci ilke; Aynaya Bakmak. Yani;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben kimim?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Ne biliyorum?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Neyi bilmek istiyorum?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Neredeyim?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Nereye gitmek istiyorum?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Zihinsel tercihlerimi biliyor muyum?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Nasıl bir kişiliğim var?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Hangi becerilere sahibim?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Başarılı olabileceğim alanlar neler olabilir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;- Değerlerim nelerdir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bu ve benzeri soruları daha da çoğaltabiliriz. Kişisel Kariyer Planlaması adlı kitabımızın önsözünde bu konu ile ilgili olarak şunları yazmıştım:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;‘O halde geleceğe hazırlananlar ne yapacak?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Öncelikle şunları çok iyi bilmeniz gerekiyor:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;1. Kendi kariyerinizin sorumluluğu kendinize aittir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;2. Kariyerinizi yönetmek hayatınız boyunca devam edecek bir süreçtir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;3. Size uygun olan ve çalışabileceğiniz yeri kendiniz bulmak zorundasınız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;4. Becerilerinize, bilginize, kişiliğinize ve ilgilerinize uygun bir işi seçmek ve bulmak durumundasınız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;5. Çalışmak istediğiniz işi, ekonomik durumunuz, sağlık durumunuz ve yetenekleriniz açısından önce kendinizle, sonra ailenizle, arkadaşlarınızla ve dostlarınızla belirlemek durumundasınız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;6. Proaktif olup, olayların önünden gitmek, sizi amacınıza ulaştıracak olanaklara ve fırsatlara hemen tepki göstermeyip, fırsatları çok iyi analiz etmek, bir şans olabilecek olanakları iyi değerlendirmek durumundasınız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;7. Başarınız, iş dünyasını, kariyer gelişimini ve değişimini çok iyi anlamanıza bağlıdır. Dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri iyi izlemeniz ve haberdar olmanız gerekiyor.’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Gördüğünüz gibi kariyer yapmaya giden yol bir hayli meşakkatli. Bunun için de yazımın başlığını koyarken ‘Kariyerin Yolları Taştan’ dedim. Ancak bu tanım sizi korkutmasın. Unutmayın ki ‘Nereye gittiğini bilen adama herkes yol açar.’ Yeter ki siz nereye gitmek istediğinize karar verirken elinizdeki verileri iyi değerlendirip doğru karar verin.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Bizim misyonumuz, kararlarınızı vermenize yardımcı olmak. Takip eden yazılarımızda küçük rehberler vermeye çalışacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese keyifli okumalar, başarılı bir kariyer dileklerimle.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-4356469261936157332?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/4356469261936157332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=4356469261936157332&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4356469261936157332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4356469261936157332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/kariyerin-yollar-tatan.html' title='kariyerin yolları taştan'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-2608346147769459669</id><published>2007-12-17T06:08:00.001-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.687-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>kendimizde insanlığı bulabilir miyiz?</title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendimizde-insanl-bulabilir-miyiz.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kendimizde insanlığı bulabilir miyiz?&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendimizde-insanl-bulabilir-miyiz.html"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Aynur 25 yaşında bir genç kız olduğu halde insanlarla harika iletişim kuruyordu. Nadiren iletişim kazaları yüzünden yanlış anlamalarla sorunlar yaşıyordu. Orta son sınıftayken okuduğu bir kitapta "Kendi düşünce ve duygularını dinleyen, insan doğasını tanıyor." yazıyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Aynur bu söz üstüne çok düşünmüştü. Milyarlarca insan olduğu halde, tek bir insanın özellikleri, bütün insanların doğasını yansıtabilir miydi? Özellikle de bu insan Aynur olabilir miydi? Yani Aynur kendi düşünce ve duygularına bakarak tüm diğer insanları anlayabilir miydi? Aynur bu sorulara cevap bulmaya çalıştı. Aynur'un sevdiği ve korktuğu şeyler vardı. Merak ettiği ya da kaygılandığı şeyler de vardı. Aslında kendi duygularını tanıdığında herkesin duygularını tanımaya başlamıştı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Örneğin, ortaokul yıllarında bir akşam annesi ve babası oldukça geç kalmışlardı ve haber de vermemişlerdi. Evde yalnız olan Aynur kaygılanmaya başlamıştı. Geçen her dakika onu daha da huzursuz yapıyordu. Sonuçta iki yetişkin insandı, annesi-babası ama yine de kaygılanıyordu. Sonunda eve geldiler. Aynur onlara kızdı, "Neden geç kaldınız?" Birçok ailede tam tersi yaşanan bir sahne vardı. Sanki anne-baba kızlarından geç kaldıkları için neredeyse azar işitiyordu. Aynur yattıktan sonra düşünmeye başladı. Kaygılanmak hoş bir duygu değildi ve bundan sonra kimseyi kaygılandıracak bir şey yapmamaya karar verdi. Annesine ve babasına sert bir çıkış yaptığına da üzüldü. Onlar kendisine aynı şekilde bağırdıklarında kendini berbat hissediyordu. "Farklı ne yapabilirdim?" diye düşündü. "Sakin bir şekilde onları çok merak ettiğimi, bir daha böyle geç kalmaları gerekirse aramalarının uygun olacağını söyleyebilirdim." diye aklından geçirdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Lise son sınıftayken bir kız arkadaşı yeni çıkan MP3 çalarını sınıfa getirmişti ve hava atar bir şekilde arkadaşlarına gösteriyordu. Herkes MP3 çalara bir baktı ve iç çekti. Ancak o sırada Türkiye'de bir iki yerde satılan MP3 çalarlar çok pahalıydı. Aynur böyle bir alete sahip olmayı istedi; ama ailesinin bütçesi böyle bir şey almaya uygun değildi. O gün kendini kötü hissetti. Hiçbir zaman başkalarının sahip olmakta zorluk çekeceği pahalı bir şeyi sergilememeye karar verdi. Çünkü bu diğer insanlar için bir rahatsızlık nedeni olabiliyordu. Üniversite son sınıfta, 24 yaşındayken babası Aynur'a doğum gününde çok işlevli ve pahalı bir cep telefonu aldı. Lisedeki MP3 çalar öyküsünü hatırladı. Bir cep telefonu dükkanından bir kulaklık satın aldı. Telefonla konuşması gerekirse kulaklık ve mikrofondan konuşuyor cep telefonunu mümkün olduğunca ortaya çıkarmıyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Arkadaşlarıyla konuşurken hep dikkat ederdi. Sınıfından çok iyi bir erkek arkadaşı vardı. Onu çok seviyordu ve bunu da yeri geldikçe ona söylerdi; ama ardından hep belirtirdi. "Seni çok seviyorum; ama arkadaşça." Erhan'ın kendisini yanlış anlamasını istemiyordu. Beyin felci geçirmiş ünlü yazar ve ressam Christy Brown'a doktoru bir defa "Seni seviyorum." demiş ve Christy Brown doktorunun kendisine âşık olduğunu sanmıştı. Halbuki doktorun sevgisi ona sadece insanî bir sevgiden ibaretmiş. Bu da Christy Brown'ı derin bir çöküntüye sokmuştu. Aynur bu öyküyü öğrendikten sonra yaşamda yanlış anlaşılmamanın önemli olduğunu anlamıştı. İnsanları iyi dinlemek gerekiyordu. Gerçekten ne söylüyorlardı? Bizim anlamak istediklerimizle, onların söyledikleri farklı olabiliyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Çevremizdeki insanların duygularını doğru yorumlamak, kaygılarını ve isteklerini anlamak onlarla iyi iletişim kurmanın bir anahtarıydı. 65 yaşlarındaki bir baba, 25-30 yaşlarındaki oğullarıyla herhangi bir konuda bir yarışa girdiklerinde, çocukların 65 yaşlarındaki bir babanın ne kadar çok kazanmaya ihtiyacı olduğunu bilip yarışı kaybetmesi gerekirdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-2608346147769459669?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/2608346147769459669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=2608346147769459669&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2608346147769459669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2608346147769459669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/kendimizde-insanl-bulabilir-miyiz.html' title='kendimizde insanlığı bulabilir miyiz?'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-3725474613733603199</id><published>2007-12-17T06:07:00.000-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.705-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>ciddi unutkanlıkları önemseyin</title><content type='html'>&amp;nbsp;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/ciddi-unutkanlklar-nemseyin.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Ciddi unutkanlıkları önemseyin&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/ciddi-unutkanlklar-nemseyin.html"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 120%; margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 120%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Zaman zaman herkes bir ismi, anahtarları koyduğu yeri veya kapıyı kilitleyip kilitlemediğini unutabilir. Bunlar normal kabul edilir. Ama telefonun nasıl kullanılacağını veya eve gideceği yolu unutmak çok daha ciddi hafıza problemlerinin belirtileridir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kişinin daha önce bildiği yerde kaybolması, tekrar tekrar aynı soruyu sorması, zaman, yer ve kişiler hakkında net olamaması, kendi bakımını yapamaması (kötü beslenme, banyo yapamama gibi…) ciddi hafıza problemidir. Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Abdullah Özkardeş, unutkanlık ve unutkanlığın yol açtığı ciddi bellek kusurları hakkında bilgi verdi...&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;UNUTKANLIK NEDİR? HANGİ DURUMLARDA CİDDİ BİR SORUN HALİNE GELİR? &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yaş ilerledikçe unutkanlığın arttığı bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek, daha önce bilinen isimleri ve kelimeleri hatırlamak veya gözlükleri bulmak daha uzun zaman alabilir. Bunlar genellikle ciddi bellek kusurlarının değil, ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Bir kişi, unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa, doktora başvurmalıdır. Ayrıca belleği canlı tutacak, unutmayı engelleyecek pek çok şey de yapılabilir. Hobiyle uğraşma, zamanını arkadaşlarıyla geçirme, iyi ve sağlıklı beslenme ve egzersiz yapma, kişinin daha uyanık ve daha sağlam kafalı olmasına yardımcı olur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Belleğe yardımcı yollar şunlardır:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Yeni beceriler öğrenin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Toplumunuzda, sosyal topluluklarda ve okullarda gönüllü olarak çalışın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Mümkün olduğu kadar vaktinizi arkadaşlarınızla ve ailelerinizle geçirin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Ajanda kullanmak, liste yapmak ve not tutmak gibi belleğe yardımcı usuller kullanın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Cüzdanınızı, anahtarlarınızı ve gözlüklerinizi her gün hep aynı yere koyun&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Dinlenmenize dikkat edin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Eksersiz yapın, iyi ve sağlıklı beslenin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Alkol almayın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l1 level1 lfo1; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Kendinizi depresyonda hissederseniz yardım arayın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;CİDDİ BELLEK PROBLEMLERİ NELERDİR?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Ciddi bellek problemleri, kişinin araba kullanma, alışveriş yapma ve para harcama gibi günlük aktivitelerini yapmasını etkileyebilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;Ciddi hafıza problemleri:&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Daha önce çok iyi bildiği bir yerde kaybolma&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Tekrar tekrar aynı soruyu sorma&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Yön işaretlerine uyamama&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Zaman, yer ve kişiler hakkında net olamama&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 18pt; mso-list: l0 level1 lfo2; tab-stops: list 18.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Kendi bakımını yapamama (kötü beslenme, banyo yapamama gibi.)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Eğer bu problemler varsa, doktora başvurmak gerekir. Ciddi bellek problemine, unutkanlığa yol açan olayı bulmak önemlidir. Çünkü tedavi problemin nedenine bağlıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;CİDDİ BELLEK PROBLEMLERİNİN NEDENLERİ NELERDİR?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Tıbbi nedenler &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bazı tıbbi nedenler, ciddi bellek sorunlarına yol açabilirler. Bu problemler, tedaviye başlamadan önce giderilmeye çalışılmalıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Bellek sorunlarına yol açan tıbbi nedenler şunlardır:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 36pt; mso-list: l2 level1 lfo3; tab-stops: list 36.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Bazı ilaçların yan etkileri &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 36pt; mso-list: l2 level1 lfo3; tab-stops: list 36.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Depresyon &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 36pt; mso-list: l2 level1 lfo3; tab-stops: list 36.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Dehidratasyon denilen vücutta yetersiz sıvı olması&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 36pt; mso-list: l2 level1 lfo3; tab-stops: list 36.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Sağlıklı gıdaları yeterli kadar alamama veya vücutta vitamin ve mineral eksikliği&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 36pt; mso-list: l2 level1 lfo3; tab-stops: list 36.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Küçük kafa travmaları &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt 36pt; mso-list: l2 level1 lfo3; tab-stops: list 36.0pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: symbol;"&gt;&lt;span style="mso-list: ignore;"&gt;·&lt;span style="font-size-adjust: none; font-stretch: normal; font: 7pt/normal &amp;quot;times new roman&amp;quot;;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Troid problemleri &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bu durumlar önemlidir ve bir doktor tarafından tedavi edilmelidirler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Psikolojik problemler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yaşlı insanlarda bazı psikolojik problemler ciddi hafıza sorunlarına yol açabilir. Üzgün olma, yalnız, kaygılı ve sıkıntılı olma kafa karışıklığına ve unutkanlığa yol açabilir. Aktif olmak, arkadaşlarına ve ailesine daha çok zaman ayırmak ve yeni beceriler öğrenmek yardımcı olabilir. Tedavi için bir doktoru görmek gerekebilir. Problemler çözüldükçe bellek problemleri daha iyi olur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Alzheimer Hastalığı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Alzheimer hastalığı da, ciddi bellek problemlerine yol açar. Bulgular yavaş bir şekilde başlar ve zaman içerisinde kötüleşir. Başlangıçta basit bir unutkanlık gibi görülebilir. Fakat zamanla net bir şekilde düşünce problemleri gösterirler. Her gün yaptıkları araba kullanma, alışveriş yapma, yemek yapma gibi işler zorlaşmaya başlar. Hastalık ilerledikçe Alzheimerli hastalar beslenme ve banyo yapma gibi ihtiyaçları için başkalarına bağımlı hale gelirler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;UNUTKANLIĞI OLAN KİŞİLER NE YAPMALIDIR? &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: tahoma;"&gt;Unutkanlığı olan kişiler, durumlarını çevresindeki insanlar ile birlikte değerlendirip, tıbbi yardım alabilirler.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-3725474613733603199?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/3725474613733603199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=3725474613733603199&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3725474613733603199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3725474613733603199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/ciddi-unutkanlklar-nemseyin.html' title='ciddi unutkanlıkları önemseyin'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-2624515002530269699</id><published>2007-12-17T06:05:00.002-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.690-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>islamda zaman tazmini</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/islamda-zaman-tazmini.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;İslamda zaman tazmini&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/islamda-zaman-tazmini.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Muhterem hocam, öncelikle vakit ayırıp “zaman tanzimi” konulu bu mülâkatı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bu konuda bir kitabınız olduğunu biliyoruz. Eserinizde öncelikle Kur’ân’da ‘zaman’ belirten kavramlara temas ediyorsunuz. Kur’ân’da en çok geçen zaman kavramının ‘gün’ olduğunu söylüyorsunuz. Buradan hareketle, Kur’ân’a göre günün değerlendirilmesinin öncelikli olarak önem arz ettiği neticesine varmak mümkün müdür? Bir Müslüman bir gününü nasıl değerlendirmelidir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; İslâm’da Zaman Tanzimi adlı kitap çalışmasında, İslâm’ın zamana ve zamanın verimli kullanılmasına verdiği önemi, zamanın verimli geçirilebilmesi için getirdiği temel prensipleri ortaya koymaya çalıştık. Zamanın değerlendirilmesinde mühim bir esas, elbette onun iyi tanzim edilmesine bağlı. Tanzimden ne kastediyoruz: Yapacağımız işlere göre, zamanı programa bağlayıp bunu vakti vaktine uygulamaktır. Bu açıdan normal bir insanın ömrü, âyet ve hadîslerde dört veya beş bölüme ayrılmıştır:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;1- Çocukluk&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;2- Gençlik&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;3- Olgunluk&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;4- İhtiyarlık&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Beşincisi, Kur’ânda ‘erzelü’l-ömür’ diye geçen, dilimizde ‘pîr-i fânîlik’ ve ‘bunama’ dediğimiz ileri yaştır. Kur’ân bu safhadaki insanın bilirken bilmez olacağını belirtir. Ömrün bu safhalarının her birinde öncelik verilecek işler vardır. Sözgelimi çocukluk hazırlık dönemidir. Çocuğu bu istikamette hazırlarsak, arkası bereketli gelir. Bu yaşta verilmesi gereken eğitimde eksiklik olursa, kişi hayat boyunca sıkıntı çeker. Keza gençlik üretim çağıdır. Bu dönemde genç, aklını, fikrini, beden gücünü iyi çalıştırmalı, verimli olmalıdır. Çocukluk başıboş, haylazlıkla; gençlik aylaklık ve hovardalıkla geçerse, o insanın ne kendine ve devlete, ne de millete ve insanlığa hayrı olur. Kur’ân bize takvim verir, yıl, ay hattâ günlerden bahseder. Bunlardan en çok, gün üzerinde durur. Hz. Peygamber de (sas) bize günlük plân verir. Aleyhissalâtü ve’s-selâm’ın günlük hayatı öylesine teferruatlı bir şekilde programlanmıştır ki, hayran kalmamak mümkün değildir. Efendimiz (sas), programını uygulamakta çok dakîktir. İşleri zuhurâta bırakmak yoktur. Zuhûrât nev’inden hâsıl olan yeni hâdiseleri de derhal belli esaslara bağlayarak kendisi programa tâbi kılıyor. Kitapta buna dâir örnekler verdik. Ona yapılan ziyaretler var, kendisinin ashaba ziyaretleri var. Aile fertleriyle bile karşılaşmaları programlı. Hiç kimseyi kabul etmediği hususi saatleri bile var. Saat dışı bir ziyaret veya müddeti azıcık uzayan bir ziyaret, şaşkınlığa yol açmakla kalmıyor, vahyin müdahale edeceği gelişmeleri tetikleyebiliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Çocukların yetişmesinde devlet ve aile, onları hayata hazırlama gâyesiyle sıkı bir program uygulamalıdır. Çocukluğu takiben gelen bülûğ çağı ile birlikte ilk gençlik döneminde çocuklukta kazandırılan “programlı ve programda dakik olma” düsturları çerçevesinde, hayatın düzenlenmesi gerekir. Zîrâ, bu dönemde kazanılan şuuraltı müktesebatın, onun kaderinde veya geleceğinde rol oynayabileceği hesaba katılmalıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Geleceği plânlamamız nasıl olmalıdır? Biraz önce kader kelimesine vurgu yaptınız. Kadere inanmak, gelecekle ilgili plânsız, programsız olmak mânâsına gelir mi? Kaderi öne sürerek zaman tanziminden sarf-ı nazar etmek, yarını nasıl olsa bilemiyoruz diyerek proje üretmemek ne kadar doğrudur? Buradan kaderin toplumumuzda genel olarak yanlış anlaşıldığı neticesine ulaşmak mümkün müdür?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Kader inancımız plân yapmamıza mâni değildir. Biz kadere inanırız. Ama Allah (cc) ve Resulü’nün (sas) emrettiği hususları belirttikleri şekilde yapmaya çalışırız. Allah bizi kaderimizi bilip bilmemekten hesaba çekmeyecektir. Kadere inanıp inanmadığımızdan bir de emirlerini yapıp yapmamaktan hesaba çekecektir. O, ezelî olan ilmiyle ebedi bilir. Bizim amelimiz ise, Allah’ın bu ilmine bağlı olarak gerçekleşmez. Biz kaderimizi bilmiyoruz. Peki biz gelecekteki amelimizin ne olacağını bilmediğimize göre, neye göre amel edeceğiz? Allah bize, “Kaderine bak ona göre çalış.” demiyor. Burada kader ile ameli karıştırmamak lâzım. Allah benden günlük beş vakit namaz kılmamı, hayır işlememi, ilim talep etmemi, rızkımı helâl yoldan kazanmamı ve kötülükten kaçınmamı istiyor. Dolayısıyla ben günlük programımı yapmakta hürüm. Peygamberim (sas) beni şu saatte kalk, namazını kıl ve yatma diyerek sınırlamış. Uyanık kal ve günlük işlerine başla diyerek uyarmış. Efendimiz (sas) demiyor ki: “Kaderine bak, zamanını ona göre tanzim et.” Allah’ın benim ne yapacağımı sınırsız ilmiyle önceden bildiğine inanırım. Çünkü Allah her şeyi bilir. Allah’ın vasıflarından biri de Alîm’dir. O, yerin derinliklerini semanın ötelerini bilir, biz ise yarını bilemeyiz, uzağı göremeyiz. ?u hâlde kadere inanmakla, geleceği ve zamanı tanzim etmek çelişmemeli. Bu iki konu birbirine karıştırılmamalıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Kur’ân’da geleceği plânlamakla ilgili doğrudan bir emir var mıdır?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Kitapta da belirtildiği üzere Asr Sûresi’ni iyi anlamak lâzım. Bu sûrede âlimlerimiz her yeni günde, zamanı daha verimli kılma yarışının emredildiğini görmüşlerdir. Kur’ân; “Hayır dileyin, hayırda yarışın.” diyerek bizi gayrete davet ediyor. Bunun uygulaması şartlara göre değişebilir. Kur’ân’ın her emrinin âlemşumûl olduğu ve herkese hitap eden genel hükümler olduğunu unutmamalıyız. Meselâ, kutuplarda yaşayan, Ekvator’da yaşayan, medeni ve ibtidâî insanlar var. Onun için Kur’ân yeryüzü şartlarına, insan mâhiyetine ve idrâkine uygun temel düsturları veriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Zamanı değerlendirmede önemli bir nokta olan günü tanzimde, beş vakit namazın önemi nedir? Buradan, “İnanan bir insan günü beş vakte ayırmalıdır.” neticesi çıkar mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Dinimizde erken kalkmak esastır. Günün beş vakte ayrılması zamanı programlamak için bir fırsattır. Onların arasını doldurmak ise bize kalmıştır. Herkes kendi mesleğine ve şartlarına göre bu boşluğu doldurur. Zamanı değerlendirmede temel prensip dakîkliktir. İşlerimizi belirli bir zamana göre yapmak ve bunu yaparken hududu asla aşmamak gerekmektedir. Peygamberimiz’in (sas) uygulamalarına baktığımızda ziyaretlerinin belli bir sınırının olduğunu görürüz. Peygamberimiz (sas) zaman konusunda oldukça dakîktir. Peygamberimiz (sas) bizi dakîk olmaya alıştırmak için namazları ilk vakitlerinde kılmayı teşvik ediyor. Kendisine; “En hayırlı amel hangisidir?” şeklinde gelen birçok soru vardır. O (sas) “İlk vaktinde kılınan namaz” şeklinde cevap veriyor. Namazları ilk vakitlerinde kılmaya alışırsak dakîkliği kazanmışız demektir. Bu durumda ne yapalım ki, dakîk olalım? Diyorum ki, öncelikle namazı ilk vaktinde kılmaya alışalım. Hakikaten namazın zamanı değerlendirmede büyük önemi var. Ben bunu hayatımda görüyorum. Zaten erken kalkmak diğer insanlarla zamanı değerlendirmede aranızı bir hayli açıyor ve size zaman kazandırıyor. 1993 yılında gazetelerden birinde Kore Başkonsolosu ile yapılan bir mülâkatı okudum. Başkonsolos; siz Türkler çok ağır çalışıyor ve çok uyuyorsunuz, diyor. Ve kendi milletinin daha az uyuduğunu belirtiyor. Bizdeki tembellik onun da dikkatini çekmiş. Kur’ân beş vakit namazı bizlere ölçü olarak vermiştir. Peygamberimiz (sas) bu vakitleri nasıl değerlendireceğimiz konusunda yol göstermiştir. Kurban kesimi konusunda da, zamanı iyi kullanmaya bir atıf vardır. Peygamberimiz (sas) Mina’da bayram namazı kıldırıyor. Namazdan sonra kurbanlarınızı kesin buyuruyor. Cemaatten birisi namazdan önce kestiğini söylediğinde Peygamberimiz (sas): “O kasap etidir.” diyerek doğru bir iş yapmadığını, kurbanın vaktinin namazdan sonra olduğunu belirtiyor. Dinimizde ibadetlerin zamanı çok önemlidir. Zamanı geçtiğinde ibadet yapılmamış olur. Sabah namazını güneş doğduktan sonra kılarsanız, o edâ değil, kazadır. Her ikisinin değeri Allah katında başkadır. Eğer namazdan önce kurbanı keserseniz, bu kurban olmaz. Beş vakit namaz ilk vaktinde kılmaya alışılırsa zamanı dakîk ve verimli kullanma konusunda ciddi bir meleke kazanılmış olur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Zaten zamanı ömrün yegâne sermayesi olarak görmek lâzım. Bizleri maksadımıza ulaştıracak unsurlardan en önemlisi belki. Dolayısıyla harcamada oldukça hassas olmak gerekmiyor mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Hiçbir şey zamanın yerini tutamaz. Zaman yaşayan insan için, onu değerlendiren insan için vardır. Âhiretteki hesabımız sanki bir zaman hesabıdır. Çünkü amellerimiz zaman içinde işleniyor. Âhirette ilk hesap, yaşadığımız zamandan verilecektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Uykunun zaman tanziminde önemi nedir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Uyku zamanın verimli kullanılmasında önemli bir unsurdur. Kur’ân-ı Kerîm bu duruma işaret etmiş ve gecenin istirahat için yaratıldığını belirtmiştir. Hadîslerde kalb yorulur dinlenmesi lâzım, deniyor. Bu çerçevede hadîslerde dinlenmek için bazı esaslar konulmuştur. Uyku bu unsurlardan birisidir. Kur’ânî bir tâbir olan mesken, ‘sükûnet bulunulan yer’ demektir. Öyleyse meskenlerimiz en iyi dinlenme yeridir. Uykunun da bazı sınırları olmalıdır. Yaşa göre uyku müddeti değişebilir. Normalde beş saat yeter deniyor. Hadîslerde gündüz uykusu diyebileceğimiz bir de kaylûle var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Günümüz şartlarında gündüz uykusunu gerçekleştirmek nasıl mümkün olabilir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Bediüzzaman Hazretleri yarım saatlik bir kaylûlenin iki saatlik gece uykusuna bedel olduğunu belirtiyor ve bu sayede günlük ömre bir buçuk saat kazandırılabileceğini söylüyor. Günümüz şartlarında belki herkesin yapması zor; ama imkânı olanlar deneyebilir ve böylece gününü bereketlendirebilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ömrün artmasından bunu anlamak gerekiyor herhalde. 24 saatlik bir zamanı 25 saate çıkaramayacağımıza göre, bazı durumları iyi kullanarak, az zamanda çok iş yapmak ve ömrü bereketlendirmek mümkün değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Evet! Zamanı bereketlendirmek yapılan işten çok, bu işin kalitesi ile alâkalıdır. Eski âlimlerimiz; ‘Zamanı nasıl daha iyi değerlendirelim, meselâ vaktimizi Kur’ân okuyarak mı, evrat okuyarak mı geçirmek daha iyidir?’ diye tartışmışlar. İmam-ı Gazâlî bu soruya, “Kişinin niyetine bağlı.” diyerek cevap veriyor. Kişi cennetin tâlibi ise, Kur’ân okumalı. Maksadı Allah rızası ise, evrad okumalı diyor. Herkes Allah’ın rızasını talep etme gibi ulvi bir düşünce içinde olmayabilir. Ancak her iki tavır arasında fark var. Allah’ın rızasını talep etme bir mertebe işidir. Gazâlî rıza talep eden Kur’ân okursa cennet tasvirleri nazarını dünyaya çeker diyor. Peygamberimiz ilme teşvik ederken faydasız ilimden Allah’a sığınmamızı istiyor. Okumak faydalı diye her önüne geleni okuyan aldanır. Magazin kültürünü takip etmek insana ne kazandırır, ölçüp tartmak lâzım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Gelişmiş toplumların zamanı kullanmasına baktığımızda nasıl bir netice ortaya çıkmaktadır?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Terakkî hamlesi bir zamanı kavrama meselesidir. Zamanı en iyi kullanan İngiltere olduğu için ilmin başını da İngiliz kültürüne sahip olanlar çekiyor. Güney Amerika’da dakîklik bir randevulaşma mevzu bahis olduğunda, ‘İngiliz saati’diye üzerinde anlaşıyorlar. Zamanı değerlendirme açısından milletimizin alışkanlıklarına baktığımızda ye’se düşmek mümkün. Zaman konusunda kendimizi dakîkliğe adapte etmemiz, standardımızı yükseltmemiz lâzım. Bizler geriliğimizin sebeplerini birtakım temel prensiplerde aramalıyız. Zamanı iyi kullanma bunlardan biridir. Zamana ne kadar riayet ediyoruz ve nasıl kullanıyoruz? Yoldaki insanlara en büyük problemleri sorulduğunda, kaç tanesi zamanı kullanamamak cevabını verir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Zaman, insan zihninin de temel prensiblerinden biri. Zaman anlayışında yapılan bir değişiklik, insanın bütün davranışlarına tesir eder mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Ankarada verdiğim konferansta aklıma gelmişti. Arapçada ‘mim’ harfi ile başlayan mastarlar, aynı zamanda zaman ve mekân isimlerini ifade eder. Mastar, fiil demek olduğuna göre verimlilik, üç şeye bağlıdır. Fiil, zaman ve mekân üçlü bir sacayağıdır. Zamanı değerlendirmek sadece nazariyâtla olmaz. Mekâna da ihtiyaç var. Bilgi, zaman ve mekân. İşi mekân içinde fiiliyata dökeceksiniz. Ortamınız müsait olmalı. Yani bunda sosyal çevre; aile iş ve arkadaş çevresi de önemlidir. Bütün bunlar, zamanı değerlendirmede göz önüne alınması gereken hususlardır. Beslenmeyi de bu grup içine katabiliriz. Bir yemeği 15 dakikada yemek var, bunun için saatler harcama var. İmam Malik Hazretleri, üç günde bir tuvalete çıkacak şekilde yermiş ve tuvalette ne kadar çok zaman geçiriyoruz diye Allah’a karşı bir utanç hissedermiş. Bunlar İslâm medeniyetinin ustalarıdır. Bu medeniyetimizin tekrar inşasında kendimizi o ustalar gibi disipline etmemiz gerekir. Zaman kullanımı, bu konuda başlanması gereken noktalardan birisi ve en önemlisidir. Mesleğimize uygun olarak çalışmak için, evin tanzim edilmesi gerekir. Komşu ve cemiyet buna uymalı. Projeleri fiile dökmek içinde irâde lazım. Eğer irâde terbiyesi yoksa, fiile dökemezsiniz. Fiilin ortaya çıkması için irade önemlidir. Benim kullandığım irade enerjisi diye bir tâbir var. İşleri, kuvveden fiile çıkarmak mânâsına geliyor. İnanıyorsanız sabah namazından sonra yatmamalısınız; ama yapmıyorsunuz. Bunu bilmek, bir işe yaramıyor, aksine daha çok vebâl oluyor. İradenizi kullanıp sabah namazından sonrayı değerlendirebilirseniz, çok kazanırsınız. İslâm âlimleri, zamanlarını iyi kullandıkları için verimli olmuşlardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Bu konuda İslâm âlimlerinin uygulamalarına örnekler verebilir miyiz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Onların zaman konusundaki müşterek telâkkilerini; ‘Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybtadır, öyle ise mevcut olan, senin içinde bulunduğun andır.’ şeklinde özetlemek mümkün. Onlardan vakit kaybına sebep olduğu için yemek zamanlarını mümkün olduğu kadar azaltanlar, yolda giderken dahi faydalı bir ilimle meşgul olanlar vardır. Tâbiînin imâmlarından Amr İbn Abd-i Kays kendisiyle konuşmak isteyen birisine ‘Güneşi tut!’ diyerek zamanın geçip gittiğini ve mutlaka iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini anlatmak istemiştir. Onlar için emeklilik diye bir kavram söz konusu olmamış; hayatlarının her anında ilimle ve faydalı işlerle meşgul olmuşlardır. Ortaya koydukları eserlerin hacimlerinden bu konuda ne kadar becerikli olduklarını anlamak mümkündür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Peygamberimiz (sas) günü bir bütün olarak sabah ve akşam nasıl değerlendirirdi. O’nun (sas) geceyi değerlendirmesi nasıldı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Peygamberimiz’in (sas) hayatında geceyi değerlendirmek farzdır. Teheccüd namazı O’na (sas) farzdı. İlk gelen sûrelerden biri olan Müzemmil Sûresi’nin ilk on âyeti gece tanzimi ile ilgilidir. Peygamberimiz’in (sas) bu âyetlerde miktar belirtilmediği için, ayakları şişinceye dek gece namazı kıldığı rivayet ediliyor. Çünkü Kur’ân’da “Gece namaza kalk!” emri var. Bunu duyan ashâb gece namazının kılınması gerektiğine inanarak gece kalkıyorlar. Tahsis ifade eden âyetler gelinceye kadar -ki sekiz ay kadar sürüyor- bu böyle devam ediyor. Peygamberimiz (sas) geceyi üçe ayırıyor. Aile, ibadet ve istirahat arasında paylaştırıyor. Sahabe efendilerimiz buna aynen uymuştur. En çok hadîs rivayet edenlerden Ebu Hureyre (ra) gecesini; istirahat, ibadet ve müzakere şeklinde tanzim ederdi. Gündüz Rasulullah’tan (sas) duy-duklarını gece müzakere ederek pekiştiriyordu. Gece tabiri içine akşam namazı da girer. Güneş batar batmaz gece başlar. Peygamberimiz (sas) akşam yemeğini aileleriyle birlikte yiyor. Kalan zamanı ise istirahat ve ibadete ayırıyor. Bir kısım sahâbî aralarında Allah’ın rızasını nasıl kazanacaklarını tartışıyorlar. Resûlullâh’ın (sas) bütün günahları bağışlandığı hâlde, kendilerinden çok ibadet ettiğini düşünerek ibadetlerini artırmaya karar veriyorlar. İçlerinden biri ben bugünden sonra daha çok namaz kılacağım, bir diğeri daha çok oruç tutacağım diyor. Bir diğeri artık hanımıyla birlikte olmayacağını belirtiyor. Bunu duyan Peygamberimiz (sas): “Ben sizin içinizde Allah’ı en iyi bileninizim ve Allah’tan en çok korkanınızım, Ben hem uyur, hem de namaz kılarım ve oruç tutar, yerim de, hanımlarımla beraber de olurum. Biliniz ki hanımınızın ve nefsinizin kendi üzerinizde hakkı vardır. Kim benim sünnetime uymazsa benden değildir ve benim sünnetim budur.” diyerek onları kararlarına uymaktan men ediyor. Geceyi değerlendirmek, gece boyunca uyanık kalmak değildir. Geceyi değerlendirme prensibi gerek Rasulullah’ın (sas) gerek sahâbinin hayatında kesinlikle var, hattâ bir kısmı için yatsı abdestiyle sabah namazını kılacak kadar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Peygamberimiz (sas) ailesine nasıl zaman ayırırdı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Peygamberimiz (sas), ailesiyle sohbete mutlaka zaman ayırırdı. Hanımlarımızın ilgimize ihtiyacı vardır. Bu sebepten Rasulullah’ın (sas) uygulamaları bizim için bir modeldir. Onun her gün hanımlarıyla en az iki defa beraberliği söz konusudur. İkindi namazından sonra mutlaka bir şekilde görüşürdü. Bu beraberlik kısa süreli bir görüşme hâl hatır sorma idi. Her hanımını teker teker odalarında ziyaret ederdi. Bugünün şartlarında herkes ikindi namazından sonra görüşsün diyemeyiz; ama imkânı olan yapmalı. En azından akşam eve gittiğinde hâl hatır sormalı ve gönüllerini almalıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Zamanı değerlendirmede eğlenmenin yeri ve önemi nedir? Dinî hassasiyete sahip insanlara eğlenme konusunda neler tavsiye edersiniz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Eğlenmek, mutlaka meşru çerçevede olmalı. Musiki İslâm’da yasaklanmış değildir. Telli çalgılarla eğlenmek yasaklanmıştır. Burada asıl olan kalbin durumudur. Bediüzzaman musiki dinlemeyi, çalgı âletine göre değil, insan ruhuna vereceği tesire göre değerlendiriyor. Ona göre ulvî hüzünleri, Rabbânî aşkları îrâs eden sesler helâldir; yetîmâne hüzünleri, nefsânî şehevâtı tahrik eden sesler haramdır. Bu ikisi dışında kalan seslerin haram veya helâl oluşu insanın ruh ve vicdanında hâsıl edeceği tesire bağlıdır. ?u hâlde hiç ayrım yapmadan müzik haramdır, demek dine ve tarihe aykırı olur. Müzik hayatın dâima bir parçası olagelmiştir. Ulvî hisler uyaran Klâsik Türk Sanat Musikisi ve ilâhilere ne denebilir? Bir kısım mahallî türkülerimiz kahramanlık türkülerimiz ne kadar güzel. Bunları dinleyerek kültür ve irfan dünyamızın zenginliğinin idrâkine eriyoruz. Bir diğer meşru meşguliyet tanzimi arkadaş ziyaretleridir. Böylelikle hem vakti değerlendirmiş, samimiyeti artırmış ve hem de dinlenmiş oluruz. Ayrıca yorgunluk veren ağır bir işin ardına hafif ve rahatlatıcı bir iş konulabilir. Hanımlara ev işlerinde yardımcı olmak, çocukları eğlendirmek, gezdirmek, alışverişe çıkmak gibi. Bu davranış hanımları da memnun eder, aradaki muhabbeti artırır. Peygamberimiz’in (sas) hayatında buna misâller vardır. O temizlik yapar, hamur yapar, ayakkabısını tamir eder, çocuklarla meşgul olurdu. Bunlar bugün toplumda yanlış anlaşılabiliyor. Hayat bir bütündür ve dinimiz açısından kadın işi erkek işi diye bir ayrım yoktur. Bugün erkeklerimiz İslâmî bir şuurla ev işlerinde yardımcı olsalar, karı-koca münasebetleri daha güzel olur ve aile huzuru artar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Vakti verimli değerlendirmede sportif faaliyetlere nasıl yaklaşmalı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Spor güzel bir alternatif. Ancak sporun dedikodusu ile meşgul olmayı doğru bulmuyorum. Bedenî faaliyetler yapmak istiyorsanız ben orada varım. Sağlığımız için yürünebilir ve sportif faaliyetlerde bulunabiliriz. Ben de havanın iyi olduğu günlerde evime yürüyorum. Bu yarım saatimi alıyor ve oldukça faydalanıyorum. Bedenen olmayan çene ile iştirak edilen ve spor denen şey, faydadan çok zarar getiriyor ve insanların ciddi işlerle ilgilenmesine engel oluyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sızıntı:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Bu arada merak edilen diğer bir husus; İslâm büyükleri tarafından yaşanan, zamanın genişlemesini (bast-ı zaman) nasıl anlamak lâzım?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İbrahim CANAN:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; Ben bunu, insanın yaşadığı boyuttan sıyrılıp, başka bir frekansa geçmesi olarak değerlendiriyorum. Demek ki, insanlığın önünde böyle bir imkân var; fakat bu herkese açık değil. Bu noktada anlatılan vakalar var. İnkâr edilmemeli diye düşünüyorum. Ve herkes bunu kullanabilir. Peygamberimiz (sas) Mi’raç’tan döndüğünde yatağını sıcak bulmuştur. Bu bize Mi’raç hâdisesinin çok kısa sürdüğünü gösteriyor. Bir ömre sığmayacak eser veren insanların başarısı ‘bast-ı zaman sırrına ermeleri’ ile izah ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sızıntı:&lt;/b&gt; Vermiş olduğunuz güzel bilgi ve örnekler için teşekkür ederiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-2624515002530269699?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/2624515002530269699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=2624515002530269699&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2624515002530269699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2624515002530269699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/islamda-zaman-tazmini.html' title='islamda zaman tazmini'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-4599830682602135106</id><published>2007-12-17T06:05:00.001-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.712-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>ışığı kabul edebilmek</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kabul-edebilmek.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Işığı kabul edebilmek&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Serkan, lise ikinci sınıfın başında alan tercihi yapmak zorundaydı. Lisede ikinci sınıftan sonra öğrenciler Sayısal, Eşit Ağırlıklı, Türkçe-Sosyal ya da Yabancı Dil bölümlerinden birini seçiyor. Bu tercihleri de üniversite sınavında girebilecekleri bölümleri etkiliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Serkan'ın matematiği pek iyi değildi; ama Sayısal'ı tercih etmeyi düşünüyordu. Çünkü ailesinde Sayısal bölümlere gidenlerin "zeki" olduğuna inanılıyordu. Kendisine rakip olarak gördüğü kuzeni Tahsin de Sayısal bölümü seçmişti. Serkan'ın babasının yakın bir arkadaşı Yavuz Bey, onları ziyarete geldiği esnada Serkan'ın lisenin Sayısal bölümünü seçtiğini fark etti. Deneme sınavlarında kaç matematik, kaç Türkçe-Sosyal sorusu yaptığını sordu ve aldığı bilgilerden aslında Serkan'ın Eşit-Ağırlıklı bölümde başarılı olabileceğini anladı. Bu konuda Serkan'a ve babasına yönlendirmede bulunmaya çalıştıysa da kesinlikle kabul ettiremedi. Daha sonra üniversite sınavında Sayısal kategoride iyi bir puan yapamadı ve istediği bölüme yerleşemedi. Ancak sınavda çözdüğü sorular az değildi. Eğer Eşit-Ağırlıklı puan türünde sınava girmiş olsaydı, büyük şehirlerdeki üniversitelerden birinde ona cazip gelecek bir bölüme girebilirdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Pelin, ailesinin tek çocuğuydu. El bebek gül bebek büyütülmüştü. Ayrıca anne-babasının birtakım tedavilerden sonra güçlükle elde ettiği bir çocuk olduğu için bir dediği iki edilmemişti. Okulu bitirdikten sonra evlendi. Ama eşi ile sürekli sorunlar yaşıyordu. Eşi Mehmet klasik bir erkekti. Annesi, Mehmet'i yetiştirirken hep ona hizmet etmişti. Hayatında sofra kurmamış, toplamamıştı. Evdeki en basit işleri bile yapmayı bilmiyordu. Daha ötesi bunları görev kabul etmiyordu. Pelin ile severek evlenmelerine rağmen sürekli çatışıyorlardı. Pelin, Mehmet'ten en azından kendi tabak ve bardağını masaya koymasını ve yemekten sonra da toplamasını bekliyordu. Mehmet'e göre, bu işleri kadın yapardı. Buna benzer birçok nedenden dolayı kavga ediyorlardı. Pelin'in yakın bir arkadaşı olan Tuba, Pelin ve Mehmet'in ilişkilerini izledikten sonra Pelin'e, Mehmet'e karşı biraz anlayışlı olmasını telkin etmişti. Ne var ki, Pelin, "Nedenmiş, beyefendi sultan mı? Evliliğin taraflarına eş deniyor; efendi ve hizmetçi denmiyor. Biz eşitiz." diyerek Tuba'nın önerilerini reddetmişti. Tuba, son derece yumuşak bir dille "Evliliğine dikkat et." demişti. Geçen zaman içinde Pelin ile Mehmet'in çatışmaları artmıştı. Bu arada Mehmet'in işyerinde bir hanım Mehmet'e ilgi göstermeye başlamıştı. Bir süre sonra Mehmet ile Pelin boşanma aşamasına geldiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Aysun, üniversite yıllarında staj için yer ararken oldukça iyi, iki yarı-zamanlı çalışma fırsatıyla karşılaştı. Bir tanesi, Türkiye'nin büyük holdinglerinden birinde yarı zamanlı asgari ücretle çalışma idi. Diğeri ise uluslararası bir şirkette asgari ücretin yarısı karşılığı bir rakama çalışmak idi. Herkes kendisine büyük Türk holdinginde çalışmasını öneriyordu ve bu seçenek ona makul geliyordu. Konuyla ilgili tecrübeli bir danışman tanıyordu. Son bir kez ona gitti ve danışman ona uluslararası şirkette çalışmasını önerdi. Aysun'un iyi bildiği bir söz vardı: "Bir inşaat yapılacak olsa, inşaattan anlamayan bir milyon kişinin görüşü, bir inşaat mühendisinin görüşünün yanında önemsizdir. Sonunda Aysun, uluslararası şirkette yarı maaşla çalışmayı tercih etti. Okul bitince de o şirketin New York'taki merkezinde 4.000 dolar maaşla çalışmaya başladı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yukarıdaki örneklere bakacak olursak çevremizde bize ışık veren/vermeye çalışan insanların sözlerine ve yardım çabalarına kulak vermek, kafamızın dikine gidip duvara toslamaktan daha iyiye benziyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-4599830682602135106?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/4599830682602135106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=4599830682602135106&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4599830682602135106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4599830682602135106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/kabul-edebilmek.html' title='ışığı kabul edebilmek'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-293578929858477708</id><published>2007-12-17T06:04:00.001-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.698-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>Iq okuldan mezun eder eq hayattan</title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;Kişisel Gelişim&amp;nbsp; Bireysel Gelişim IQ okuldan mezun eder , EQ hayattan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Son zamanlarda, günlük hayatındaki ufak tefek sayılabilecek problemlerin tazyikini üzerinde hissederek sık sık kendini ‘köşeye sıkışmış’ gibi gören hemen herkesin sözlüğüne girmeye başlayan popüler bir kavram: Duygusal Zekâ. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Son zamanlarda, annelerin, babaların, evlilik terapistlerinin, şirket yöneticilerinin, lider danışmanlarının, politikacıların, TV’cilerin ve kısaca günlük hayatında ufak tefek sayılabilecek problemlerin tazyikini üzerinde hissederek sık sık kendini “köşeye sıkışmış” gibi gören hemen herkesin sözlüğüne girmeye başlayan popüler bir kavram: Duygusal Zekâ. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Ne demektir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kısaca, sizin kendinizin ve karşınızdakilerin duygularını “Fark etme + Tanımlama + Davranma” zincirindeki performansınızı ifade eden bir iletişim yeterlilik ölçüsü. Zincirin bütün bu halkalarını birbirinden koparmadan, aralarından hava bile geçmeyecek şekilde ustaca yönetmeye yarayan bir çeşit iletişim sanatkârlığının adı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;IQ’dan farkı nedir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kabaca zihinsel performansın birimi olarak ifade edebileceğimiz IQ’yu (Intelligence Quotient), EQ’dan (Emotion Quotient) ayıran temel özellik; IQ laboratuvar ortamında testlerle belirlenmiş ve sosyal ortamdan yalıtılmış bir yığın beyin odaklı işleminizi tanımlamak için kullanılırken, EQ sosyal ilişkileriniz içindeki sizi ifade etmektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Zihninize ait her bir odanın çalışma kapasitesi yüksek olabilir. Ancak bu odalarla dolu binanın içine, duygu dediğimiz tanımlaması bugünkü psikoloji için bile zor olan bir yaramaz çocuk girdiği zaman sistemlerin performans kalitesinin hiçbir önemi kalmamaktadır. Bu yaramaz çocukla nasıl başa çıkılacağını ancak “duygusal zeka” adındaki yetenek bilir. Yani o haylaz çocuğu gerektiğinde durduracak, gerektiğinde doğru yöne doğru itekleyecek olan gelişmiş zihin sistemleriniz değil, duygu yönetme gücünüzdür. IQ ile EQ işte bu yüzden birbirinden bağımsızdır ve birbirlerine dönüştürülemezler. Birinin gediğini diğeri kapayamaz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bunun yanında IQ bizim doğuştan üst sınırı belli, kader kaleminin beyin performansımız üzerindeki izdüşümü iken; EQ o kadar da kaderci değildir. Kişinin çabası, kendi ve diğerleri üzerindeki duygu yönetme taktiklerini öğrenmesi, uygulaması nispetinde artırılabilen bir yetenektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Duygu nasıl yönetilir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Duygunun yönetilebilmesi için yukarıda birtakım zincir halkalarından bahsetmiştik: “Fark etme + Tanımlama + Davranma”. Bunlara daha yakından bakmak gerekirse; duygunun önce fark edilmesi gerekir. Sizin veya karşınızdakinin duygusal bir tetiklenme içinde olduğunu fark etmek, bakmakla görmek arasındaki fark gibidir. Önyargılarınızı, anlatmak istediklerinizi, kendi duygularınızı bir an için kenara koyup sadece karşı tarafın söylemlerinin, ses tonunun, mimiklerinin, beden dilinin altını yoklamanız bile duyguyu iş üstünde yakalamak için yeterlidir. Duyguyu fark ettiğiniz zaman konunun % 50’sini halletmişsiniz demektir. Çünkü genel olarak bakıldığında iletişim kazalarının en önemli sebebi gözden kaçırılan duygular olmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Beni kategorize et! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bir sonraki adımda karşı tarafın bu duygusunu kategorize etmeniz gerekir. Endişe mi-şüphe mi, mutluluk mu-rahatlık mı, vb. başlıklar altında o duyguyu sınıflandırmanız hangi duyguyla dans ettiğinizi öğrenmeniz ve buna göre bir sonraki adıma hazırlanmanız açısından önemlidir. Bu sayede, başkaları onun duygularını yok sayarken ve ısrarla kendi istediğini benimsetmeye çalışırken siz şu minik birkaç adımla bile oldukça mesafe katettiniz. Durdunuz; konuşmak yerine dinlendiniz ve onu “anladınız”. Üstelik bu “anlama” söylemek istediklerini anlamaktan daha farklı ve daha önemli bir anlama. Siz onun duygularını anladınız. Bu o kadar büyük bir adımdır ki sonraki adımlar çorap söküğü gibi gelecektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Sihirli sözcük: “Anlıyorum” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Sıra o hisleri anladığınızı belli etmeye gelmiştir. Anladığınızı yüksek sesle paylaşmanız, bunu ona hissettirmeniz, onunla duygusal ritim adına aynı safta olduğunuzu kelimelerden çok beden dilinizle, mimiklerinizle, bazen de birkaç saniyelik sessiz kalmanızla belli etmeniz bir duygusal zeka yıldızı olmak konusunda en isabetli adımlarınız olacaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Ve geriye tek bir adım kalmıştır. Bu aşamaya kadar anladığınız ve değer verdiğiniz duyguların tatmin olacağı şekilde davranmak. Bu da ancak onları daha doğru bir hedefe kanalize edebilmekle olur. Evet, duyguları yok saymak veya yok etmek değil; daha uygun bir yöne kanalize etmek. Örneğin; öfkenin elinden değerli olanı kurtarıp, daha uygun ve harcanabilir bir öfke nesnesi bularak öfke patlaması adındaki aslanlar arenasına onu atmak. Veya hayalin kırılmasını o bünyeye uygun yeni hayaller enjekte ederek aşmak. Veya sizi iş yapamaz hale getirmiş kaygı duygusunun büyük çoğunluğunu kader tenceresinde eritip, kalanını da irade tabağında servis yapmak gibi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Duygu yönetimine yönelik minik haplar &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Karşı taraftan doğru ifade ettiğinize yönelik onay alana kadar o kişinin hislerini yine ona tanımlayın. “Şimdi oldu!” dediği zaman siz de onu daha iyi anlamış bir noktaya vardığınızı fark edeceksiniz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Konuşurken acele etmeyin. Söylemek istediklerinizi anlatan kurduğunuz muhteşem cümleler değil, o cümlelerinizin karşınızdakinin ruh dünyasında oluşturduğu duygusal profildir. Bu profili bir sanatkâr edasıyla çizmek de dar zamanların işi değildir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Fark etmek, özgürlüğün başlangıcıdır. Davranışlarınızın sebebi olan kendi duygularınızı fark ettiğiniz zaman onlarla davranışlarınız arasındaki otomatik sandığınız bağ çözülecek. Aynı duygudan kaynaklanmasına rağmen farklı davranış seçeneklerinin de olduğunu göreceksiniz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Duygularınızın ifade yolu olan davranışlarınız konusunda repertuar zenginliği kazanmaya çalışın. Aynı duygu sizde her zaman aynı tepkiyi tetiklemesin. Tepkinizi ifade edebilecek çeşitli davranış alternatifleri oluşturun. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Siz öyle demek istemeseniz de öyle anlaşılmanıza yol açabilecek üslubunuza dikkat edin, yanlış anlaşılmaya imkân vermeyecek derecede açık ve net olun. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Duygusal tansiyonun yükseldiği zamanlarda konuyu daha sonra tekrar konuşmak üzere ara verin. Kalp atışı dakikada 100’ü geçtiği anlarda anlama ve empati kurma biyolojik bir imkânsızlık halini alır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-293578929858477708?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/293578929858477708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=293578929858477708&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/293578929858477708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/293578929858477708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/iq-okuldan-mezun-eder-eq-hayattan.html' title='Iq okuldan mezun eder eq hayattan'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-2778714772268863993</id><published>2007-12-17T06:04:00.000-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.692-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>Iq okuldan mezun eder eq hayattan</title><content type='html'>Kendinizi geliştirmek adına büyük yollar katedmenize yardımcı olacağız.&lt;strong&gt;İsmail Şensoy&lt;/strong&gt; ile &lt;span style="color:#000099;"&gt;Rehberlik Servisi&lt;/span&gt;ndesiniz...&lt;br /&gt;&lt;table&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;img id="image1" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/00main.png" width="77" border="0" name="image1" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/rehberlik"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;img id="image1" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/01rehb.png" width="77" border="0" name="image1" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/sinavlar"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;img id="image2" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/02sinav.png" width="69" border="0" name="image2" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/aile"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;img id="image3" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/03aile.png" width="40" border="0" name="image3" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/ogretmen"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;img id="image4" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/04ogrtm.png" width="81" border="0" name="image4" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;img id="image5" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/05kisgel.png" width="105" border="0" name="image5" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kampus"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kunye"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 78%"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/iq-okuldan-mezun-eder-eq-hayattan.html"&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;IQ okuldan mezun eder , EQ hayattan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Son zamanlarda, günlük hayatındaki ufak tefek sayılabilecek problemlerin tazyikini üzerinde hissederek sık sık kendini ‘köşeye sıkışmış’ gibi gören hemen herkesin sözlüğüne girmeye başlayan popüler bir kavram: Duygusal Zekâ. &lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Son zamanlarda, annelerin, babaların, evlilik terapistlerinin, şirket yöneticilerinin, lider danışmanlarının, politikacıların, TV’cilerin ve kısaca günlük hayatında ufak tefek sayılabilecek problemlerin tazyikini üzerinde hissederek sık sık kendini “köşeye sıkışmış” gibi gören hemen herkesin sözlüğüne girmeye başlayan popüler bir kavram: Duygusal Zekâ. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ne demektir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Kısaca, sizin kendinizin ve karşınızdakilerin duygularını “Fark etme + Tanımlama + Davranma” zincirindeki performansınızı ifade eden bir iletişim yeterlilik ölçüsü. Zincirin bütün bu halkalarını birbirinden koparmadan, aralarından hava bile geçmeyecek şekilde ustaca yönetmeye yarayan bir çeşit iletişim sanatkârlığının adı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;IQ’dan farkı nedir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Kabaca zihinsel performansın birimi olarak ifade edebileceğimiz IQ’yu (Intelligence Quotient), EQ’dan (Emotion Quotient) ayıran temel özellik; IQ laboratuvar ortamında testlerle belirlenmiş ve sosyal ortamdan yalıtılmış bir yığın beyin odaklı işleminizi tanımlamak için kullanılırken, EQ sosyal ilişkileriniz içindeki sizi ifade etmektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Zihninize ait her bir odanın çalışma kapasitesi yüksek olabilir. Ancak bu odalarla dolu binanın içine, duygu dediğimiz tanımlaması bugünkü psikoloji için bile zor olan bir yaramaz çocuk girdiği zaman sistemlerin performans kalitesinin hiçbir önemi kalmamaktadır. Bu yaramaz çocukla nasıl başa çıkılacağını ancak “duygusal zeka” adındaki yetenek bilir. Yani o haylaz çocuğu gerektiğinde durduracak, gerektiğinde doğru yöne doğru itekleyecek olan gelişmiş zihin sistemleriniz değil, duygu yönetme gücünüzdür. IQ ile EQ işte bu yüzden birbirinden bağımsızdır ve birbirlerine dönüştürülemezler. Birinin gediğini diğeri kapayamaz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bunun yanında IQ bizim doğuştan üst sınırı belli, kader kaleminin beyin performansımız üzerindeki izdüşümü iken; EQ o kadar da kaderci değildir. Kişinin çabası, kendi ve diğerleri üzerindeki duygu yönetme taktiklerini öğrenmesi, uygulaması nispetinde artırılabilen bir yetenektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Duygu nasıl yönetilir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Duygunun yönetilebilmesi için yukarıda birtakım zincir halkalarından bahsetmiştik: “Fark etme + Tanımlama + Davranma”. Bunlara daha yakından bakmak gerekirse; duygunun önce fark edilmesi gerekir. Sizin veya karşınızdakinin duygusal bir tetiklenme içinde olduğunu fark etmek, bakmakla görmek arasındaki fark gibidir. Önyargılarınızı, anlatmak istediklerinizi, kendi duygularınızı bir an için kenara koyup sadece karşı tarafın söylemlerinin, ses tonunun, mimiklerinin, beden dilinin altını yoklamanız bile duyguyu iş üstünde yakalamak için yeterlidir. Duyguyu fark ettiğiniz zaman konunun % 50’sini halletmişsiniz demektir. Çünkü genel olarak bakıldığında iletişim kazalarının en önemli sebebi gözden kaçırılan duygular olmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Beni kategorize et! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bir sonraki adımda karşı tarafın bu duygusunu kategorize etmeniz gerekir. Endişe mi-şüphe mi, mutluluk mu-rahatlık mı, vb. başlıklar altında o duyguyu sınıflandırmanız hangi duyguyla dans ettiğinizi öğrenmeniz ve buna göre bir sonraki adıma hazırlanmanız açısından önemlidir. Bu sayede, başkaları onun duygularını yok sayarken ve ısrarla kendi istediğini benimsetmeye çalışırken siz şu minik birkaç adımla bile oldukça mesafe katettiniz. Durdunuz; konuşmak yerine dinlendiniz ve onu “anladınız”. Üstelik bu “anlama” söylemek istediklerini anlamaktan daha farklı ve daha önemli bir anlama. Siz onun duygularını anladınız. Bu o kadar büyük bir adımdır ki sonraki adımlar çorap söküğü gibi gelecektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Sihirli sözcük: “Anlıyorum” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Sıra o hisleri anladığınızı belli etmeye gelmiştir. Anladığınızı yüksek sesle paylaşmanız, bunu ona hissettirmeniz, onunla duygusal ritim adına aynı safta olduğunuzu kelimelerden çok beden dilinizle, mimiklerinizle, bazen de birkaç saniyelik sessiz kalmanızla belli etmeniz bir duygusal zeka yıldızı olmak konusunda en isabetli adımlarınız olacaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ve geriye tek bir adım kalmıştır. Bu aşamaya kadar anladığınız ve değer verdiğiniz duyguların tatmin olacağı şekilde davranmak. Bu da ancak onları daha doğru bir hedefe kanalize edebilmekle olur. Evet, duyguları yok saymak veya yok etmek değil; daha uygun bir yöne kanalize etmek. Örneğin; öfkenin elinden değerli olanı kurtarıp, daha uygun ve harcanabilir bir öfke nesnesi bularak öfke patlaması adındaki aslanlar arenasına onu atmak. Veya hayalin kırılmasını o bünyeye uygun yeni hayaller enjekte ederek aşmak. Veya sizi iş yapamaz hale getirmiş kaygı duygusunun büyük çoğunluğunu kader tenceresinde eritip, kalanını da irade tabağında servis yapmak gibi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Duygu yönetimine yönelik minik haplar &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Karşı taraftan doğru ifade ettiğinize yönelik onay alana kadar o kişinin hislerini yine ona tanımlayın. “Şimdi oldu!” dediği zaman siz de onu daha iyi anlamış bir noktaya vardığınızı fark edeceksiniz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Konuşurken acele etmeyin. Söylemek istediklerinizi anlatan kurduğunuz muhteşem cümleler değil, o cümlelerinizin karşınızdakinin ruh dünyasında oluşturduğu duygusal profildir. Bu profili bir sanatkâr edasıyla çizmek de dar zamanların işi değildir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Fark etmek, özgürlüğün başlangıcıdır. Davranışlarınızın sebebi olan kendi duygularınızı fark ettiğiniz zaman onlarla davranışlarınız arasındaki otomatik sandığınız bağ çözülecek. Aynı duygudan kaynaklanmasına rağmen farklı davranış seçeneklerinin de olduğunu göreceksiniz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Duygularınızın ifade yolu olan davranışlarınız konusunda repertuar zenginliği kazanmaya çalışın. Aynı duygu sizde her zaman aynı tepkiyi tetiklemesin. Tepkinizi ifade edebilecek çeşitli davranış alternatifleri oluşturun. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Siz öyle demek istemeseniz de öyle anlaşılmanıza yol açabilecek üslubunuza dikkat edin, yanlış anlaşılmaya imkân vermeyecek derecede açık ve net olun. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:8;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Duygusal tansiyonun yükseldiği zamanlarda konuyu daha sonra tekrar konuşmak üzere ara verin. Kalp atışı dakikada 100’ü geçtiği anlarda anlama ve empati kurma biyolojik bir imkânsızlık halini alır.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-2778714772268863993?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/2778714772268863993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=2778714772268863993&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2778714772268863993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2778714772268863993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/iq-okuldan-mezun-eder-eq-hayattan_17.html' title='Iq okuldan mezun eder eq hayattan'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-1560829293163029731</id><published>2007-12-17T06:02:00.002-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.681-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>insan bozyap değil , fabrikadan çıktığı gibi kalmaz</title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/insan-bozyap-deil-fabrikadan-kt-gibi.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;İnsan bozyap değil ,fabrikadan çıktığı gibi kalmaz&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/insan-bozyap-deil-fabrikadan-kt-gibi.html"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bir kutu bozyap alıyorsunuz. (Günlük konuşma dilinde, parçaların birleştirilerek resim yapıldığı oyuna "yapboz" desek de, bu oyunun doğru adı "bozyap". Çünkü önce fabrikada bir bütün olarak resim basılıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Sonradan resim özel bıçaklarla bölünüyor. Çocuklar için bozyaplar az parçalı ve resim bütün olarak satılıyor.) Aldığımız "bozyap" oldukça büyük, 6 bin parçalı. Bir cumartesi sabahı, salonunuzdaki her şeyi kaldırıp zemine bu bozyap parçalarını bırakmaya başlıyorsunuz. Kutudan bozyapları avuç avuç alıp, öbekleri dağınık bir şekilde salona bırakıyorsunuz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Sonra bir telefon geliyor ve evden çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Siz evden çıktığınızda salonun pencere tarafındaki öbekte bir hareketlenme oluyor. Bir tarafı mavi, bir tarafı sarı, bir tarafı kahverengi, dördüncü tarafı sarı ve kahverengi renklerinden oluşan bir bozyap parçası, mavi bir parça görüyor ve ona yanaşıyor; acaba "Sen benim eşim misin?" diyor ve birbirlerine uyup uymadıklarını kontrol ediyorlar; ancak olmuyor. Fakat bizim birinci parça yılmıyor ve biraz daha ötede olan bir mavi parça daha görüyor. Onun da yanına gidip "acaba sen benim eşim olabilir misin?" diyor ve ona da bağlanmayı deniyor. Bu parça da tam olmuyor; ama yine de oldukça uygun. Ama bir tane çizginin devamı bu yeni parçada yok. Bizim birinci parça oldukça girişken ve kendini tamamlamak, resmin bütünü içindeki yerini almak istiyor ve bu sefer kendi öbeğinden biraz ötede görünen sarı bir parçaya yanaşıyor ve sarı kısmını tamamlamak istiyor. Yine bu birinci sarı parça olmuyor; ama denemeye devam ediyor; dördüncü sarı parça biraz daha uygun gibi ve ona da "Sen de benim eşim ol" diyor. Bu sefer de kahverengi kısmını tamamlamaya çalışıyor; birkaç denemeden sonra oransal olarak uygun bulduğu kahverengi parçaya "Sen de benim arkadaşım" ol diyor. Son kısmı olan sarı ve kahverengi bölümü tamamlamak için arayışı devam ediyor. Kendi öbeğindeki tek sarılı kahverengili parçayı da kendine uymaya zorluyor. Artık bizim ilk parça çevresinde diğer dört parça ile bir resim parçacığı; ama hiçbiri tam onun parçası değil ve oldukça sevimsiz, girintili çıkıntılı, eğri büğrü bir görüntü var. Bizim birinci parça başta olmak üzere hiçbiri mutlu değil. Birinci parça peki bu durumun sorumlusu kim diye içinden geçiriyor. "Diğer parçalar mı? Hayır." Parçaların hepsi mutsuz; ama kimsenin ayrılacak gücü ve cesareti yok. Birinci parça, kendisini çevreleyen dört parçadan ve öbekten ayrılmaya karar veriyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bir trene biniyor ve başka bir öbeğin önünde trenden iniyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Orada kendisine uyumlu parçalar aramaya devam ediyor. O öbekte de kendisine tam uygun bir parça bulamıyor. Ama orada tanıştığı bir beyaz parçanın, ilk öbeğindeki birkaç parçayı tamamladığını anlıyor. Ve ona kendisinin geldiği öbeğe gitmesini tavsiye ediyor. Beyaz parça kendi öbeğinden ayrılmaya çekiniyor; ama yine de yeni arkadaşının cesaretlendirmesiyle gidiyor. Bu arada bizim birinci parça, gittiği üçüncü öbekte kendinin parçası olan mavi parçayı, gittiği beşinci öbekte ise kendisine tam uyan sarı parçayı buluyor. Bu arada gittiği her öbekte birbirine uyumlu olan parçalar görecek olursa onlara kendilerini tamamlayan parçaların nerede olduğunu söylüyor. Ama bir an geliyor; oyun bitiyor ve bütün parçalar tekrar kutunun içine kaldırılıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bu bozyapı gerçek yaşama benzetebiliriz. Birçoğumuz kendi öbeğimizdeki (kendi okulumuzdaki, şehrimizdeki) insanların içinden arkadaşımızı, eşimizi, işimizi seçiyoruz. Bazen en başında bunların bize uymadığını anlasak bile, trene binip başka bir yere gidecek cesaretimiz olmuyor. Sonunda öbeğimizdekilere razı olup mutsuz bir şekilde yaşamaya devam ediyoruz. Bazen hiçbir trene binmeyip ikinci şansımızı yakalayamadan bu dünyadan göçüyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bozyap öyküsündeki birinci parça, diğer parçalara yardım ettiği ölçüde kendi parçalarını bulabiliyor. Bir bozyapın yarısı tamamlandıktan sonra gerisini tamamlamak kolaylaşır çünkü. Aynı zamanda yardım etme davranışı görenler, onu örnek alıyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Neyse ki insan bozyap parçaları gibi değil, fabrikadan çıktığı gibi kalmayıp değişebiliyor; umarım ya trene binenlerden ya da değişebilenlerden olursunuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-1560829293163029731?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/1560829293163029731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=1560829293163029731&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/1560829293163029731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/1560829293163029731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/insan-bozyap-deil-fabrikadan-kt-gibi.html' title='insan bozyap değil , fabrikadan çıktığı gibi kalmaz'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-7750927305315991413</id><published>2007-12-17T06:02:00.001-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.724-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>2006 da neler öğrendim</title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/2006-da-neler-rendim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;2006 da neler öğrendim?&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Ocak:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; Mütevazı davranmak ile soğuk bir kış gününde ısıtılamayan bir otelde kalmayı kabullenmenin aynı şey olmadığını; gece ikiden sonra çalışmak ya da okumak istediğinde, bilgisayarda Çin daması (Chinese checkers) gibi bir oyunu oynamanın insanın uykusunu açtığını öğrendim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Şubat:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; Safranbolu'yu karlı görmek için, kar yağmadan Safranbolu'ya gitmek gerektiğini, yeni bir projeye başlatmak için sağlam bir iş modeli kadar, aşırı ölçüde duygusal davranmayan yöneticiler gerektiğini öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Mart:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; İslam dininde standartları belirlenmiş yardımları yaparken cimri davranmanın iyi sonuç vermediğini ve büyük pişmanlıklar oluşturduğunu; bazen bizim anlayış gösterdiğimiz insanlara başka insanların aynı ölçüde anlayış göstermediğini ve bu durumun bir çatışmaya yol açtığını, Sıra Dışı Yaşam Becerileri isimli kitabımı, sanki ilk kitabımmış gibi raflarda görmenin keyifli olduğunu öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Nisan:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; Cervantes ve Don Kişot'u birçoğumuzun hiç anlamadığını; Thomas Terrill'in 70 yaşında bile karısıyla Amerika'dan Türkiye'ye gelip ders verme / bir ülkeyi keşfetme heyecanını taşıdığını öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Mayıs:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; İnsanın zekâsını ilerletebildiğini, tatil geçirmek için Kastamonu'nun harika bir yer olduğunu; Adana'da künefeci Hasan Masat'ın harika künefe yaptığını öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Haziran: İnsanın uzun süre sevmediği işlerle uğraşmasının strese ve strese bağlı bazı hastalıklara (reflu) yol açtığını, bedenimizin hareketlerini gerektiği gibi yapmadığımızda belimizin çok kötü tutulabildiğini öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Temmuz:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; İnsanın hastalıkları, biraz dikkat ederek, biraz iç motivasyonunu yüksek tutarak, biraz kendi vücuduna özen göstererek yenebildiğini öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Ağustos:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; Ağrı Dağı'nın zirvesine çıkmanın önemli ölçüde uyumlu bir ekibe bağlı olduğunu, Kars'ın Anadolu'nun en ilginç şehirlerinden biri olduğunu, beş yıldızlı hizmetin kuş tüyü yastıklarda değil; ama rehberimiz Yusuf Çildan'ın anlayışında saklı olduğunu, Kars'ta butik bir otel olan Kars'ın estetik olarak harika olduğunu; ama sahiplerinin hizmetten bihaber olduklarını öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Eylül:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; Başkasına yardım edenin kendine yardım ettiğini, potansiyeli olan bir insana bir, iki, üç ya da dört şans verilebileceğini; bazı büyük projelerin gerçekleşmesi için kuluçka sürelerini tamamlamaları gerektiğini; kalbimizin çarpmadığı projelere hiç başlamamız gerektiğini öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Ekim:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; Betül Gültemiz'den Mecid Mecidi'nin Cennetin Çocukları'nın tüm ilköğretim öğrencilerine gösterilecek kadar harika bir film yaptığını öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Kasım:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; Sıra Dışı Yaşam Becerileri'nden daha önemli bir şey yapamayacağımı düşünürken, İkinci Şans Kişisel Değişim Programı'nın hayatımın yeni misyonu olduğunu öğrendim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Aralık:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt; Bazı insanları destekleyerek değil, desteklemeyerek daha çok yardım ettiğimizi; bazen en güzel hediyeleri almayarak, geleceğe ötelediğimizde onları doğru zamana sakladığımızı; İyilik ve Yardımlaşma Bayramı'nı birçoğumuzun es geçtiğini öğrendim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-7750927305315991413?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/7750927305315991413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=7750927305315991413&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/7750927305315991413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/7750927305315991413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/2006-da-neler-rendim.html' title='2006 da neler öğrendim'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-2994135799086246381</id><published>2007-12-17T06:01:00.001-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.702-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>ingilizce öğrenmek</title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/ingilizce-renmek.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;İngilizce öğrenmek&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/ingilizce-renmek.html"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Atilla, İngilizce öğrenmek istiyordu. Okul yılları geride kalmıştı ve okuldaki İngilizce dersleri bir işe yaramamıştı. O da bir kursa gitti. Ne var ki, kursta ikinci kura geçmesine rağmen kur açılmadı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Aradan birkaç ay geçtikten sonra kur açıldı; fakat bu sefer de iş yüzünden o devam edemedi. 'Her gün bir kelime öğrensem üç yılda bin kelime öğrenirim' dedi. Her gün sözlükten bir kelime çalışıyordu. Ama onda da süreklilik sağlayamadı. On-on beş gün çalıştıysa da sonra bıraktı. Alt yazılı filmler izledi. Epeyce bir film kültürü olmuştu; ama bu pratiğin İngilizce bilgisine neredeyse hiç katkısı olmadı. İngilizce öğrenmekten umudunu kesecekti neredeyse. Bir taraftan da İngilizce öğrenemeyeceğini düşünmeye başlamıştı. Belki dil öğrenmek, keman çalmak gibi bir yetenekti ve Atilla'da da bu yetenek yoktu. Çalıştığı şirkete yeni biri başladı. Bir gün onu İngilizce bir yönetim kitabı okurken gördü. Şaşırdı ve imrendi. Bir gün yeni çalışma arkadaşına 'merhaba, hayırlı olsun' dedikten sonra nasıl İngilizce öğrendiğini sordu. Herhalde İngilizce eğitim yapan bir üniversiteden mezun olmuştu. Cevap şaşırtıcıydı. "Kendi kendime öğrendim." Atilla, "Herhalde yurtdışında filan kaldın" dediyse de bu tahmin de doğru çıkmamıştı. Yeni iş arkadaşı Dursun şöyle cevap verdi: "Biraz oyunlarla, biraz yarışmalarla biraz da kişisel ödüllerle, merdiven çıkar gibi. Merdivenler basamak basamak çıkılır ve merdivenleri çıkmayı bırakan evine ulaşamaz." Yani sürekli bir çaba göstermek gerekiyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Atilla, Dursun'un söylediklerini düşündü. Merdiven örneğini de... Merdiven temelden başlar. Kendi İngilizce bilgisini düşündü. Bir kere temeli sağlam değildi. Dilbilgisi kurallarını, temel kelimeleri ve fiileri bile çok iyi bilmiyordu. Öncelikle apartmanın zemininden başlamaya karar verdi. Sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi. Bir de merdiven örneğini kullanmakta kararlıydı. Merdivenin basamakları eşit yükseklikteydi. İnsan da merdiveni çıkarken çoğu zaman her basamağı çıkmak için eşit zaman ayırırdı. Çok katlı bir binanın merdivenlerini çıkarken insan bazen yorulur yavaşlar; ama durmazdı. Üstelik bu iş ancak beşinci kattan sonra başlardı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;O da her hafta İngilizce çalışmaya, iki defa ikişer saat ayırmaya karar verdi. Dairesine ve işyerindeki odasına hep merdivenle çıkıyor, merdiven örneğini aklında canlı tutuyordu. Gerçekten temel düzeydeki birkaç kitabı bu yöntemle bitirdi. Ondan sonra yeni çalışma arkadaşının 'oyun ve eğlence' ile öğrenme yöntemine geçti. Orta düzeyde bir İngilizceye ulaşınca İngilizce bir fıkra kitabını alıp Türkçeye çevirmeye başladı. Bir de eski kitapçılardan eski İngilizce dergiler aldı. Her hafta bunların belirli bir kısmını okumaya çalışıyordu. Eğer o hafta için öğrenmeye karar verdiği bölümü bitirebilirse, yarışı kazanmış oluyordu ve kendisine bir sinema ısmarlıyordu. Bu arada eski film izleme tekniğini de yeniden devreye aldı. Evde bir müzik setine bağlı bir DVD player vardı. Önce filmi izliyor; sonra televizyonu kapatıyor ve sadece müzik setinden İngilizce konuşmaları dinliyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bu arada yaşadığı şehrin turistik yerlerine ilişkin bilgileri de İngilizce olarak çalıştı. Kendisine 'gönüllü ve ücretsiz rehber' diye bir yaka kartı hazırladı ve turistlerin bol olduğu yerlere gitmeye başladı pazar günleri. Turistlere İngilizcesini geliştirmeye çalıştığını söylüyor ve isteyenlere bildiği kadarıyla tarihi cami ve yapıları gezdirebileceğini belirtiyordu. Her pazar en az birkaç turisti bu şekilde gezdirerek İngilizce konuşma pratiği yapma şansı da bulmuştu. Pazar günlerini iple çekiyordu. Çünkü yeni insanlarla tanışmak, onlarla konuşmak çok eğlenceliydi. Bir taraftan cumartesi günleri de çalışmalarına devam ediyordu. Bir pazar günü yeni tanıştığı bir turisti gezdirdikten sonra ona bir İngilizce bir yönetim kitabı hediye etti. Atilla, heyecanla kitabı işe götürdü ve fırsat buldukça okumaya başladı. İşte arkadaşlarından biri onun elinde kitabı görünce 'Nasıl İngilizce öğrendiniz?' diye sordu. Atilla da cevap verdi: "Biraz oyunlarla, biraz yarışmalarla biraz da kişisel ödüllerle, merdiven çıkar gibi."&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-2994135799086246381?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/2994135799086246381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=2994135799086246381&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2994135799086246381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2994135799086246381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/ingilizce-renmek.html' title='ingilizce öğrenmek'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-512733469764314027</id><published>2007-12-17T06:00:00.000-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.716-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>beyin nasıl öğreniyor</title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;K&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;işisel Gelişim&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/beyin-nasl-reniyor.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Beyin nasıl öğreniyor?&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/beyin-nasl-reniyor.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Beynin nasıl öğren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;diği konusunda son yirmi yıl içinde ilginç gelişmeler oldu. Beyninin her iki lobundan biri alınan hastalar üzerinde gerçekleştirilen çalışmalar hızlı öğrenme ve hafıza eğitimi metotlarında çığır açtı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bunca gelişmelere rağmen beyin, hâlâ insan vücudunun çalışması hakkında en az şey bilinen organ olma özelliğini koruyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Konunun uzmanlarına göre birçok kişi beyin potansiyelinin ancak yüzde 4-8 arasındaki bir kısmını kullanıyor. Beyin gerçekleri, başarılı bir eğitimin, insanın öncelikle kendini tanıması ve keşfetmesine; nasıl öğrendiğini öğrenmesine bağlı olduğunu gösteriyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bu gelişmeler, “Başarılı insan” kavramında da değişikliğe yol açtı. Günümüzün &lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;başarılı insanı, beyninin her iki yarısını da etkili ve dengeli bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Beyin hücreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş insanlar, beyinlerine ne kadar bilgi yığmış olurlarsa olsunlar, düşünce, muhakeme, akıl yürütme becerileri gelişmemekte, bu yüzden de eğitilmiş sayılmamaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Beyin nasıl öğreniyor? Beynin öğrenme ile ilişkisi nedir? Şimdi bunları ele alacağız. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Hipokamp ve Etkili Öğrenme &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İç içe üç bölüm hâlinde bulunan beynimizin orta beyin bölümünde yer alan “Hipokamp” (hippocampus) hafızanın merkezi durumundadır. Bu merkez, beynin yazıcısı gibi faaliyet gösterir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Beynin yazıcısını kendi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz bilgileri kaydedebilir miyiz? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Hipokamp bölgesi bilgilerin kalıcı hafızaya geçip, geçmeyeceğine karar veren merkezdir. Çeşitli şekillerle bize ulaşan bilgiler, verdiğimiz önem derecesine göre beyne kaydolmaktadır. Merak ve ilgi duymadığımız, önemsemediğimiz; kısacası duyguların hareketlenmediği olaylarda gelen bilgiler düşük frekanslı elektrik sinyalleri şeklindedir. Sonuçta, zayıf sinaptik bağlar oluşur ve beyin hardiskine (korteks) kayıt işlemi gerçekleşmez. Çünkü böyle durumlarda alıcılar (duygular) harekete geçmemektedir. Duyguların uyandığı olaylarda ise hipokamp hareketlenmekte ve kortekse kayıt işlemi tamamlanmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Dış beyin kısmını teşkil eden korteks, beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni buluşlar yapan, merak eden, plân yapan, öğrenmenin, zekanın ve hafızanın oluştuğu bölüm olup, sınırsız bir kapasiteye sahip görünmektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Üzerindeki görme, duyma ve diğer algılama merkezleriyle ve dış dünyayla sürekli iletişim halinde bulunur. Bu kapasiteyi nöronlar arasında kurulan ilişkiler sağlamaktadır. Merak ve ilgi eksenli bilgiler, duyguları uyandıran olaylar olduğundan, orta beyindeki hipokamp, giriş vizesi vermekte, bilgiler beyin korteksi üzerine kaydedilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstatistikler, bir toplumda ancak yüzde 7-10’luk öğrenci kesiminin her şeye karşı meraklı olduğunu gösteriyor. Bunlar ek bir motivasyona ihtiyaç duymadan ilgi ve meraklarının yüksekliği sebebiyle öğrenmeyi her ortamda başarırlar. Bu durumda eğitimde temel kaygı ve hedef, yüzde 90’lık büyük çoğunluğun nasıl motive edileceği üzerinde düğümlenmektedir. Bu yüzden aktif ve doğru eğitim modelleri, öğretmenin iyi ders verme ve iyi ders anlatmasından farklı bir durum ortaya koymakta; “iyi motive etme ve merak ve ilgi uyandırmayı” öne çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden de “Merak ilmin hocasıdır” denilmiştir. İnsanlar, yalnızca öğrenmeyi isterlerse öğrenirler. Kendilerini, merak ve ilgilerini beslerlerse geliştirebilirler. Enerji ve güçlerinin kaynağı kendileridir. Bir bilgiyi bilinçli olarak istemeyen ve bulduğunu da bilinçli olarak özümsemeyen ve kullanmayan kişi aslında öğrenmeyi başaramamış demektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;Beyin Loplarının Öğrenmedeki Yeri &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Birçok test sonucunda, beynin sol lobunun, konuşma, matematiksel işlemler, diziler, sayılar ve analiz gibi konularda çok üstün olduğu, mantıklı ve doğrusal çalıştığı tespit edildi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Araştırma sonuçları beynin sağ lobunda, ritim, hayal kurma, renkler, boyut, hacim, müzik gibi fonksiyonların yapıldığını ortaya koymaktadır. Beynin sol tarafı bilgiyi mantıklı ve doğrusal olarak işlemekte, sağ lop ise artistik tarafı oluşturmakta, detaydan çok resmin bütünüyle ilgilenmekte ve bilgiyi şekil ve hayal gücüyle işlemektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Sağ lobun duygular, inanma ve hayallerin etkisinde olduğu ve fotoğrafik, yani bütünsel öğrendiği ortaya çıktı. Bu yüzden bilgiyi sıra ile işleyen sol lobun aksine, sağ lobun öğrenmede çok daha hızlı ve etkili olduğu anlaşıldı. Ayrıca, insanın mucitlik ve üretkenlik kısmı sağ lop fonksiyonları arasında yer almaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;KİTAP OKUMAK BEYNİ GELİŞTİREN EN ÖNEMLİ FAALİYETTİR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Kitap okurken genelde her iki lop birlikte koordineli bir şekilde çalışmak zorunda kaldığından kitap okumak beyin loplarının dengeli gelişiminde en faydalı faaliyetlerdendir. Sol lopça takip edilen ve kavranan sözel kavramlar, sağ lopla tasvir edilir, şekil, imge ve yeni düşüncelere dönüştürülür, canlandırılır. Halbuki, televizyon izleme sağ lobu genelde pasif durumda bırakmaktadır. Bu yüzden de beyin gelişimine olumlu bir katkı sağlamamaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İnsanların yüzünü kolayca hatırlarken, ismini hatırlamada zorlanışımız sağ lobun öğrenmede sol lopdan ne derece etkin olduğunu gösterir. “Bin defa duymaktansa bir defa görmek yeğdir” Çin atasözü de bu gerçeğe parmak basmaktadır. “Hafıza şekillerle, temsillerle çalışır ve bilgiyi resimlerle işler” şeklinde ifade edilen hafıza gerçeği aslında, sağ lobun şekil, resim, hareket ve boyuta duyarlılığı; hayallerin ve üretici düşüncenin merkezi olması vesilesiyle öğrenmede olağanüstü etki ve fonksiyona işaret etmektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background: white; line-height: 13.5pt; margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bazı insanlar okuduğu, gördüğü ve duyduğu bilgileri kolayca ve hemen hatırlıyorlar. Bunlar fotoğrafik hafızaya sahip insanlardır. Fotoğrafik hafızaya sahip insanlar üzerinde yıllar süren bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Bunların en önemli özellikleri beynin her iki lop fonksiyonlarını birlikte ve dengeli olarak kullanmalarıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-512733469764314027?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/512733469764314027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=512733469764314027&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/512733469764314027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/512733469764314027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/beyin-nasl-reniyor.html' title='beyin nasıl öğreniyor'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-8155898872231090458</id><published>2007-12-17T05:59:00.000-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.728-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>başarı ya da başarısızılık genetik mi?</title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/baar-ya-da-baarszlk-genetik-mi.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Başarı ya da başarısızlık genetik mi?&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Mardin'de yaşayan Nadir ailesi çocuk sahibi olmak istiyordu. Sonunda tüp bebek yöntemiyle tek yumurta ikizleri oldu. Anne ve baba uzun yıllar sonra umut ettikleri çocuklarına kavuştukları için çok sevinçliydi. İkizlerine Ayşe ve Fatma ismini verdiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Ne var ki sevinçleri çok uzun sürmedi. Çocuklar daha bir yaşlarına girmeden ailecek bir trafik kazası geçirdiler. Kazada anne ve baba ölmüşlerdi. Bebeklerinse burunları bile kanamamıştı; ancak yetim kalmışlardı. Çocukların annesinin iki kız kardeşi vardı. Biri İstanbul'da, biri de Mardin'in bir köyünde yaşıyordu. Teyzeleri iki kız çocuğunun bakım sorumluluğunu üstlendiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Ayşe İstanbul'a, Fatma ise Mardin'in köyüne gitmişti. Tek yumurta ikizi çocuklar artık ayrı büyüyeceklerdi. Ayşe'nin İstanbul'daki teyzesi sevgi dolu bir kadındı. Ayşe'ye, annesini kaybettiği için ayrıca acıyordu. Henüz kendi çocuğu olmadığı için de Ayşe'yi yeğeni gibi değil, kendi öz kızı gibi seviyordu. Ayşe'nin yaptığı her şeyi destekliyordu. Ayşe yürümeye başladığında düşecek gibi olsa bile, "Aferin çok güzel yürüyorsun" diyordu. Düştükten sonra yeniden ayağa kalktığında, "Çok güzel kalktın" diyordu. Ayşe de gülümseyerek yürümeye devam ediyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Okul yılları başladığında Ayşe'nin öyküsünü öğretmenine anlattı. Sınıf öğretmeni de kalabalık bir sınıfta olmasına rağmen Ayşe'ye elinden geldiğince dikkat ediyordu. Ayşe de teyzesinin tüm çabalarına rağmen annesiz ve babasız olduğunun farkındaydı. Evde bir işe yaramaya çalışıyordu. Temizliğe ya da ortalığı toplamaya yardım ediyordu. Derslerine de elinden gelen en iyi şekilde çalışıyordu. Okulda okumayı en önce Ayşe sökmüştü. Teyzesinin tüm desteğine rağmen içine kapanıktı ve sessiz bir çocuktu. Ancak bu hali onun düşünmesine fırsat veriyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Fatma ise Ayşe kadar şanslı değildi. Fatma'nın teyzesinin beş çocuğu vardı ve Fatma evdeki altıncı çocuktu. Köy yerinde zar zor geçiniyorlardı. Bütün ev işlerini ve hatta birkaç küçükbaş hayvanla ilgili işleri bile Fatma'nın teyzesi yapıyordu. Fatma 4-5 yaşına geldiğinde kendi anne-babasının olmadığının o da farkındaydı. Ama bir çocuk olarak diğer 5 çocuk tarafından horlanıyordu. Üstelik teyzesinin kocası, örnek bir baba olmaktan çok uzaktı. Kendi çocuklarına iyi davranmadığı gibi Fatma'ya da hiç iyi davranmıyordu. Fatma'nın teyzesi de bazen bir üvey anneye dönüşüyordu. Çocuklara portakal verirken Fatma'ya da portakalın kabuklarını veriyorlardı. Evde ufak tefek yanlış yapıp kırdığında teyzesi ya da eniştesi onun zekâsına hakaretler yağdırıyordu: "Mankafa, aptal, salak..." Fatma okul çağına geldiğinde köyde okul olmadığı için okula da gidemedi. Ancak 10 yaşına gelip yakındaki bir köy okuluna kendi kendine gidecek hale gelince okula gitmeye başladı. O da sadece iki yıl okuma-yazmayı sökünceye kadar. Bütün çocuklar bir-iki ayda okuma-yazmayı söküyordu; fakat Fatma iki yıl içinde okuma-yazmayı sökebilmişti. Fatma kendini iyice aptal hissediyordu. Onun için de öğrenme güçlüğü çekiyordu. Fatma büyüdükçe evin hizmetçisine dönmüştü. 18 yaşına gelince de evlendirdiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İstanbul'da Ayşe, Maltepe Anadolu Lisesi'ne girmeyi başarmıştı. İçine kapanık kişiliği dolayısıyla çok arkadaşı yoktu. Birkaç yakın arkadaşı vardı. Bol bol kitap okuyordu. Arada bir sinemaya gidiyor; geri kalan zamanda da ders çalışıyordu. Bu arada Ayşe'nin teyzesinin de bir kızı olmuştu ve Ayşe ona ablalık da yapıyordu. Günler böyle geçerken üniversite sınavı geldi. Ayşe gerçekten sınava sıkı hazırlandı. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kazandı. Okuldan sonra aynı üniversitede yüksek lisans da yapan Ayşe bir başka üniversitede araştırma görevlisi oldu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0in 0in 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;İnsanların hayatta başarılı olup olmamasında genetik yapıları mı yoksa onları yetiştirenler mi etkili oluyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-8155898872231090458?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/8155898872231090458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=8155898872231090458&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8155898872231090458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8155898872231090458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/baar-ya-da-baarszlk-genetik-mi.html' title='başarı ya da başarısızılık genetik mi?'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-7644099678840646425</id><published>2007-12-17T05:57:00.000-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.721-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>mutlu olmanın bir yolu</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar_17.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Mutlu olmanın bir yolu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar_17.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;"Mutluyum" diyen kaç kişi vardır şu dünyada? Zenginim diyebilecek çok kişi olmasına rağmen "mutluyum" diyebilecek insan sayısı ne kadar azdır. "Zengin olanın derdi de çok olur" gibi sözler dolaşır halk arasında... Yoksul insanlarsa mutsuzluklarını yoksulluklarına bağlarlar çoğu zaman... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yoksul olan da mutlu değil, zengin olan da... Hatta daha ilginç olanı ortalama gelire sahip aileler de mutlu görünmüyorlar... Üniversite sınavına hazırlananlar da, üniversiteyi bitirenler de... Kirada yaşayanlar, ev sahibi olamamaktan yakınırlar. Ev sahibi olanlar da evdeki eksiklerden, vergilerden ya da komşulardan. Herkesin şikâyeti farklı olsa da, ortak noktaları şikâyetlerinin olmasıdır. Bebekliğimizden aklımıza kazınmış, hatta içgüdülerimizle bütünleşmiş bir sahip olma güdüsü içindeyiz. Yaşama da önemli ölçüde sahip olamadıklarımıza sahip olma süreci gibi bakıyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Belki de insanın sahip olma yoluyla mutluluğu yakalama konusundaki en temel sorununu şöyle tarif edebiliriz: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;"Sahip olduklarımızın en ilerisinde, sahip olmadıklarımızın da en gerisindeyiz." Yüzümüz de sahip olmadıklarımıza dönük. Liseyi yeni bitiren birisi, bitirdiği liseye değil de, girmeye çalıştığı üniversiteye bakar. Bir doçent, doçentlik derecesine değil de, profesörlük unvanını nasıl alacağına bakar. Arabası olan biri, arabasına değil de nasıl ev sahibi olacağına bakar. Evi olan biriyse evine değil de, nasıl yazlık sahibi olacağına bakar. Bu modeli kavradığımız zaman, insanların bu model içerisinde mutlu olamayacaklarını söyleyebiliriz. Sahip olma modeliyle mutluluk imkansızdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Klasik sahip olma modelini, daha önce belirttiğim gibi bebeklikten benimsetiliriz. "Senin odan, senin oyuncağın, senin kitabın..." Herhangi bir objeye sahipliği vurgulayan konuşmalar bebeklikten çocukluğa adım atanların "sahiplik" kavramının yaşamın temel kavramı olduğunu düşünmeye iter. İlk çatışmalar da böyle başlar. Apartman komşusu iki çocuk, ilk kavgaya "sen beni'm' topu'm'u aldın" "sen de beni'm' uçağı'm'ı..." diye başlar. Daha sonra da spor ayakkabıya, oyun bilgisayarına, defterlere, kalemlere diye sahip olma mücadelesi devam eder. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Aslında sahip olma fikri, bir ölçüde gelişmeye de yol açar... Çünkü sahip olunanlar korunur. Örneğin odanıza sahipseniz, mandalinanın ya da çekirdeklerin kabuklarını odanıza atmazsınız. Ama sokağa sahip değilseniz, çekirdeklerin kabuklarını atmada herhangi bir çekince yoktur. Zengin insanlar, sahip olduklarını korumak için evlerini duvarlarla çevirirler; girişlerine korumalar koyarlar. Türkiye'deki modern iş gökdelenlerini dünyadaki örneklerinden ayırmak mümkün değildir. Ama iş gökdeleninin ya da çok modern bir fabrikanın kapısına kadar giden yol engebeli bir köy yolu gibidir (Bkz. İstanbul'daki gökdelenler). Niçin yollar geliştirilmez? Çünkü iş gökdelenine sahip olan kişi yola sahip değildir. Gökdeleni korur; ama "sahip olmadığı" yola yatırım yapmaz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Birincisi çocuklarımıza sadece küçük bir odanın ya da oyuncağın değil, tüm evrenin sahibi olduklarını anlatabiliriz. Bir çocuk evrene sahipse, oyuncağın biri arkadaşının evinde kalabilir. Çünkü arkadaşı da evrenin içindedir. Evrene sahip olduğunu düşünen insanlar, sadece kendi odalarını, iş kulelerini ya da fabrikalarını değil, tüm dünyayı korumaya çalışırlar. Çevreyi de korur; insanları da ekolojik sistemi, evrenin sistemine bozacak bir şey yapmazlar. Tüm evrenin sahibi olduklarından üniversite kazanılmış kazanılmamış, yazlık alınmış alınmamış önemli değildir&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-7644099678840646425?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/7644099678840646425/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=7644099678840646425&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/7644099678840646425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/7644099678840646425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar_17.html' title='mutlu olmanın bir yolu'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-5343489520714131625</id><published>2007-12-17T05:55:00.000-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.719-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>Bireysel Gelişim</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;table&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/sinavlar"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/aile"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/ogretmen"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kampus"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kunye"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;&lt;span style="font-size: 130%;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Kişisel Gelişim&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color: #cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar_17.html"&gt;Mutlu olmanın bir yolu&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/baar-ya-da-baarszlk-genetik-mi.html"&gt;Başarı ya da başarısızlık genetik mi?&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/beyin-nasl-reniyor.html"&gt;Beyin nasıl öğreniyor?&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/ingilizce-renmek.html"&gt;İngilizce öğrenmek&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/2006-da-neler-rendim.html"&gt;2006'da neler öğrendim?&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/insan-bozyap-deil-fabrikadan-kt-gibi.html"&gt;İnsan bozyap değil, fabrikadan çıktığı gibi kalmaz&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/iq-okuldan-mezun-eder-eq-hayattan_17.html"&gt;IQ okuldan mezun eder, EQ hayattan!&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kabul-edebilmek.html"&gt;Işığı kabul edebilmek&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/islamda-zaman-tazmini.html"&gt;İslamda Zaman Tanzimi&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/ciddi-unutkanlklar-nemseyin.html"&gt;Ciddi unutkanlıkları önemseyin&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendimizde-insanl-bulabilir-miyiz.html"&gt;Kendimizde insanlığı bulabilir miyiz?&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kariyerin-yollar-tatan.html"&gt;Kariyerin yolları taştan...&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/yatrm-ykleri.html"&gt;Yatırım öyküleri&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/lgnca-ama.html"&gt;Çılgınca ama…&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=104"&gt;Öfkemizi nasıl kontrol edebiliriz?&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=99"&gt;Beyninizi doğru kullanın!&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=87"&gt;Korkularla nasıl başa çıkılabilir?&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=80"&gt;Zekayı kullanma ve geliştirme yolları&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=79"&gt;Unutkanlık ve bellek kaybına önlem&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=77"&gt;Korkularınızla başa çıkabilirsiniz&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=64"&gt;Geç kalmaktan daha vahim bir hata&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=63"&gt;İlişki zekânızı geliştirin&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=62"&gt;Sınırımızın ötesinde yeni bir hayat&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=61"&gt;Önce yaptığımız işe odaklanalım&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=60"&gt;Tersine düşünme teknikleri&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=59"&gt;Genellemelere dikkat edin&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=58"&gt;Öğretici filmler de kitap kadar değerlidir&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=57"&gt;Para ile özgürlük olur mu?&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=55"&gt;İstanbullu olmak&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kisgel/goster.asp?ID=54"&gt;Bu yarışın galibi kim?&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-5343489520714131625?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/5343489520714131625/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=5343489520714131625&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/5343489520714131625'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/5343489520714131625'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/bireysel-geliim.html' title='Bireysel Gelişim'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-254769891241449091</id><published>2007-12-17T05:46:00.000-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.684-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>Kişisel Gelişim</title><content type='html'>Kendinizi geliştirmek adına büyük yollar katedmenize yardımcı olacağız.&lt;strong&gt;İsmail Şensoy&lt;/strong&gt; ile &lt;span style="color:#000099;"&gt;Rehberlik Servisi&lt;/span&gt;ndesiniz... &lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;table&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/rehberlik.html"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;img id="image1" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/00main.png" width="77" border="0" name="image1" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/rehberlik"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;img id="image1" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/01rehb.png" width="77" border="0" name="image1" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/sinavlar"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;img id="image2" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/02sinav.png" width="69" border="0" name="image2" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/aile"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;img id="image3" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/03aile.png" width="40" border="0" name="image3" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/ogretmen"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;img id="image4" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/04ogrtm.png" width="81" border="0" name="image4" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;img id="image5" height="20" src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/index/buttons/05kisgel.png" width="105" border="0" name="image5" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kampus"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;a href="http://www.rehberliksitesi.com/kunye"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html"&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;strong&gt;Kişisel Gelişim&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bireysel-geliim.html"&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;Bireysel Gelişim&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;Motivasyon&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;İnsan İlişkileri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;Okumak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;Zamanı Kullanmak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;Başarı Hikayeleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;Röportajlar &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://www.rehberliksitesi.com/pictures/other/ok.gif" /&gt;Diğer Yazılar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-254769891241449091?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/254769891241449091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=254769891241449091&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/254769891241449091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/254769891241449091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/kendinizi-gelitirmek-adna-byk-yollar.html' title='Kişisel Gelişim'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-2836090111345255269</id><published>2007-12-17T05:36:00.000-08:00</published><updated>2012-01-16T05:39:03.695-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rehberlik'/><title type='text'>Rehberlik</title><content type='html'>&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Rehberlik servisine hoşgeldiniz!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kişisel gelişim bilgileri , sınavlar hakkında detaylı açıklamalar , öğretmenleri baz alan özel sayfalar , aile-öğrenci planlaması ve daha birçok etkinliğe buradan ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;Sizlerinde eklemek istediğiniz ya da herhangi bir konuda şikayetinizi , yayınlanmasını istediğiniz düşünceniz var ise lütfe bizimle paylaşın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-2836090111345255269?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/2836090111345255269/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=2836090111345255269&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2836090111345255269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2836090111345255269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/rehberlik.html' title='Rehberlik'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-6006945390171871694</id><published>2007-12-16T01:09:00.000-08:00</published><updated>2011-11-19T14:39:44.888-08:00</updated><title type='text'>edebi eserler</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4fxpoMzTzPU/R2aoPRHXY8I/AAAAAAAAAH4/JjpU3fCnzHc/s1600-h/E.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144984604563170242" src="http://1.bp.blogspot.com/_4fxpoMzTzPU/R2aoPRHXY8I/AAAAAAAAAH4/JjpU3fCnzHc/s320/E.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Eğitim , hayatın her anındadır.Sokakta , çarşıda , okulda ve alışverişte....Eğitim sadece ders metinlerinden , basmakalıp sorulardan ve düşüncelerin belleklere kazılmasıyla gerçekleşmez.Eğitim insanın kendisini geliştirmesi açısından kendine gerekli herşeydir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Biz buna verdiğimiz değeri göstermek amacıyla sitemizde &lt;span style="color: #cc0000;"&gt;şiir/öykü/köşe yazıları/roman/makale/deneme&lt;/span&gt; bölümlerini açtık.Eğer sizinde bunlardan herhangi biriyle ilginiz var ve uğraşıyorsanız lütfen yazdıklarınızı bizimle paylaşınız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;şu ana kadar gönderilmiş dosyalar:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4fxpoMzTzPU/R2aqKxHXY9I/AAAAAAAAAIA/OPfSvVFYjbk/s1600-h/%C3%83%C2%B6rnek+dosya.png"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144986726277014482" src="http://3.bp.blogspot.com/_4fxpoMzTzPU/R2aqKxHXY9I/AAAAAAAAAIA/OPfSvVFYjbk/s320/%C3%B6rnek+dosya.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-6006945390171871694?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/6006945390171871694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=6006945390171871694&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6006945390171871694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6006945390171871694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/ana-sayfa_16.html' title='edebi eserler'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4fxpoMzTzPU/R2aoPRHXY8I/AAAAAAAAAH4/JjpU3fCnzHc/s72-c/E.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-8885329894141450417</id><published>2007-12-16T01:03:00.001-08:00</published><updated>2011-10-19T02:43:25.723-07:00</updated><title type='text'>endometrium kanseri</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51983"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Endometrium kanseri rahim kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Endometirum kanseri özellikle son yıllarda gelişmiş ülkelerde artış göstermektedir.Hastalığın %95'i 40 yaşın üzerinde görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Risk Faktörleri&lt;/strong&gt;Endometirum kanseri normal, atrofik, ya da hiperplazik endometriumda gelişebilir.Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte progesteron ile karşılanmamış östrojen ana risk faktörüdür.Bazı kadınlarda ise östrojen ya da hiperplaziden bağımsız olarak oluşur. Genel olarak östrojene bağımlı tümörler daha iyi gidişatlıdır.Diğer risk faktörleri olarak yumurtalıklarla ilgili problemler, şeker hastalığı, hiç çocuk doğurmamış olmak, erken yaşta adet görmeye başlamak, menopoza geç yaşta girmek, kilo fazlalığı, yüksek tansiyon, atipili endometrial hiperplazi sayılabilir. Enteresan olarak sigara endometrium kanseri riskini azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Belirtiler&lt;/strong&gt;Erken evrede pek fazla bulgu vermez. En sık rastlanan yakınma anormal vajinal kanama ve akıntılardır. Kanamaların büyük bir kısmı menopoz sonrası kanamalardır.Hastalık ilerledikçe ağrı ve bası bulguları ortaya çıkabilir.Özellikle menopoz sonrası dönemde bütün kanamalar mutlaka araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tanı&lt;/strong&gt;Endometrium kanserinin kesin tanısı, biopsi ve patolojik incelemeler ile konur.Smear'ın tanıda yeri yoktur. Vajinal ultrasonografi oldukça yardımcı bir yöntemdir. Menopoz sonrası dönemde ultrasonda endometrium kalınlığının 5 mm'den fazla olması biopsi alınmasını gerektirir.Yine endometriumun ultrasonda düzensiz görünmesi habaset lehine olarak yorumlanabilir. Bilgisayarlı tomografi tanı konmuş endometrium kanserlerinde hastalığın yayılımının değerlendirilmesi açısından önem kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evreleme ve prognoz&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesi için hastalığın evresinin yani yayılımının bilinmesi elzemdir. Endometrium kanserinde evreleme klinik değil cerrahi olarak yapılır. Hasta ameliyata alınır rahim ve yumurtalıklar çıkartılır, karın içindeki sıvılardan ve şüpheli alanlardan örnek alınır. Bunların değerlendirilmesi sonucu evreleme yapılır. Bütün kanserlerde olduğu gibi endometrium kanseri evreleri de 1 den 4'e kadar sıralanır. Evre 1 en erken evre 4 ise en ileri evreyi temsil eder. Hastalığın gidişatı, yani prognozu hücrelerin tipine, evresine, yayılım alanlarına, lenf nodu tutulumuna bağlıdır.Son yıllarda bazı genlerin varlığı ya da yokluğunun da prognozu etkilediği öne sürülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavi&lt;/strong&gt;Uzun yıllardır u kanser türünde tedavi olarak rahim ve yumurtalıkların bir arada çıkartılması uygulanmaktadır.Hastaların büyük bir kısmı Evre 1 de yani olay rahim dışına ulaşmadan yakalandığından bu tedavi yeterli olmaktadır. Eğer risk faktörleri varsa veya şüpheli alanlar görülürse lenf nodları da çıkartılabilir.Bazı yazarlar seçilmiş vakalarda operasyon sonrası radyoterapi önermektedirler.Evre 2 de tümör servikse de yayılacağından prognoz biraz daha kötüdür.Günümüzde geçerli olan tedavi yaklaşımı basit histerektomi, yumurtalıkların alınması ve lenf nodlarından biopsi alınmasıdır.Lenf nodu metastazı yok ise ameliyat sonrası radyoterapi gerekmez. Evre 3 ve 4 vakalarda ise kanserli dokuların tamamının çıkartılması mümkün olmayabilir. Cerrahın tekniği ve tecrübesine göre rahim, yumurtalıklar çıkartılır ve bunlara ilave olarak karın zarı (omentum), barsakların tutulmuş kısımları ve etkilenmiş organlar çıkartılabilir.Bu hastalarda ameliyat sonrası ilave kemoterapi ve radyoterapi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sağkalım&lt;/strong&gt;Evre 1 endometrium kanserinde 5 yıllık sağkalım oranları % 90 civarındadır. Bu oran Evre 2 olgularda bir miktar düşüşle %69*83 arasında bulunmuştur. Evre ilerledikçe sağkalım %40lar civarına iner. Nüks olursa bu ilk 2 yıl içinde en fazla oranda görülür. 5 yıldan sonra nüks son derece nadirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Epizyotomi&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum esnasında annenin vajina ve perine bölgesinde meydana gelecek kontrolsüz yırtılmaları önlemek, doğum sonrası mesane ve barsaklardaki sarkmalara engel olmak ve bebeğin başını rahatlatmak için yapılan kesidir. Hastanın durumuna göre orta hat üzerinde (median) ya da yana doğru (mediolateral) olarak yapılabilir. Epizyotomi yaygın olarak uygulanmasına rağmen anlatılan amaçların sağlanıp sağlanmadığı hala daha tartışmalıdır. Epizyo açılmasına rağmen yırtıklar meydana gelebilir veya ileri dönemlerde sarklamar ve buna bağlı idrar tutamama şikayetleri görülebilir. Ağrı ödem ve hematom ile enfeksiyon komplikasyonları epizyoyu takiben görülebilir. Genelde lokal anestezi altında ya da epidural anestezi ile yapılır. Lokal anestezi ile uygulandığında doğum sonrası dikerken hastayı uyutmak gerekebilir. Baş vajina ağzında 3-4 cm çapta görüldüğünde açılmalıdır. Daha erken açıldığında kanama fazla olabilir. Faydası ve riskleri tartışmalı olduğu halde hemen hemen ilk doğumların hepsinde, daha sonraki doğumların da pek çoğunda açılan epizyotominin en önemli yararı kontrolsüz yırtıklara göre komplikasyonlarının daha az olması ve tamirinin daha kolay yapılabilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu yazı Dr. Alper Mumcu'dan (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: #9d0000; font-size: large;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;) alınmıştır"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-8885329894141450417?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/8885329894141450417/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=8885329894141450417&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8885329894141450417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8885329894141450417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/endometrium-kanseri.html' title='endometrium kanseri'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-8691636377652627178</id><published>2007-12-16T01:02:00.003-08:00</published><updated>2011-10-19T02:44:12.880-07:00</updated><title type='text'>endometriozis</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51982"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Endometriozis&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Endometirozis sık karşılaşılan ve üreme çağındaki kadınları etkileyen bir hastalıktır. Normalde rahim içini örten zar tabakasının olması gereken yer dışında herhangi bir yerde bulunmasıdır. Endometrium dokusu ister rahim içinde isterse dışında olsun adet siklusu sırasındaki östrojen ve progesteron düzeylerindeki yükseliş ve düşüşlere duyarlıdır. Hormonların etkisi ile büyüyen ve kalınlaşan doku, hormonlardaki azalmayla beraber kanayabilir. Rahimin içindeki endometrial dokunun aksine bu hatalı yerleşmiş dokudan köken alan kanın dışarıya akışı yoktur. Ortaya çıkan kan birikerek kistleşebilir ya da çevre dokulara yerleşebilir. Endometriozis tamamen östrojen hormonuna bağımlı bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Görülme sıklığı&lt;/strong&gt;Endometriozisin tanısı cerrahi olarak konduğu için gerçek görülme sıklığını saptamak mümkün değildir. Bugün için kabul edilen %5-10 oranında rastlanıldığıdır. En sık yumurtalıklarda görülür. Olguların %75'inde lezyon overlerdedir, daha sonra sırası ile karın zarının rahmin arkasında kalan boşluğunda (douglas poşu), rahmi yerinde tutan bağlarda, tüplerde, barsaklarda, mesanede, rahim ağzı, vajina, dış cinsel organlarda, cerrahi yaralarda, dikişli doğum esnasında açılan kesilerde görülürler. Nadiren göbek deliği, burun zarı gibi uzak organlarda görülebilir. Literatürde erkeklerde de görülebildiği bildirilmiştir. Ortaya çıkan lezyonlar mikroskopik boyutta ve gözle görülemeyecek şekilde olabileceği gibi 10-15 santimetre gibi çok büyük çaplara da ulaşabilir.&lt;br /&gt;Genel olarak üreme çağındaki kadınlarda görülmekle birlikte her yaş grubunda saptanabilir. Zaman zaman çok genç hastalarda hastanın yaşı nedeni ile endometriozis tanısından uzaklaşılmaktadır. Oysa otopsilerde yenidoğanlarda ve menopozdaki kadınlarda da endometriozis olabileceği görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Endometriozis kötü huylu bir hastalık mıdır?&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Endometriozis kendisi kötü huylu bir hastalık değildir. Ancak yapılan çalışmalarda endometriozis hastalarında meme, yumurtalık ve bazı dolaşım sistemi kanserlerinin görülme oranlarında artış saptanmıştır ancak bu kanserler ile endometriozis arasındaki ilişki açık değildir. Bazı araştırmacılara göre endometriozis hastalarında belirli kanser türlerinin fazla görülmesinin nedeni bu hastaların kullandığı ilaçlar olabilir. Benzer şekilde endometriozis hastalarının yakın takip altında olmaları nedeni ile hastalıktan bağımsız olarak gelişen kanser daha erken dönemde tanınıyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nedeni&lt;/strong&gt;Oluşum nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte pek çok teori ileri sürülmektedir. En çok kabul gören retrograd menstrüasyon teorisidir. Buna göre adet kanı tüplerden karın boşluğuna kaçar ve içerdiği endometrial dokular burada yerleşerek canlılıklarını korurlar. Bu teori ereklerde görülen endometriozisi açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Ayrıca her kadında adet kanı az ya da çok miktarda karın boşluğuna kaçarken neden bazılarında endometriozis gelişip bazılarında gelişmediği de bu teori ile açıklanamamaktadır. Endometriozis gelişimi ile ilgili bir diğer teori de kan yolu ile yayılımıdır ancak bu teori bilimsel çevrelerde yeterli destek görmemiştir. Embryonik yaşamda yer alan bazı hücrelerin zaman içerisinde endometrial hücrelere dönüşebileceği de ileri sürülen oluşum yollarından biridir. Bu teori erkeklerdeki endometirozis olgularını açıklayabilir ancak konu ile ilgili yeterli kanıt yoktur. Son zamanlarda dikkat çeken bir başka teori de bağışıklık sistemindeki bazı bozuklukların bu tabloya neden olabileceğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Patoloji&lt;/strong&gt;Erken dönemdeki lezyonlar küçük, yüzeyden kabarık olmayan mavi, siyah renkli, barut yanığına benzer oluşumlardır. Bu implantlar değişmeden kalabilir, bir süre sonra kendiliklerinden kaybolabilir ya da bulundukları yerlerde reaksiyona neden olup etraflarındaki normal dokuyu kendilerine çekerek ,yapışıklıklara yol açabilirler. Ortaya çıkan yapışıklıklar anatomik bütünlüğü bozup şikayetlere neden olurlar.&lt;br /&gt;Yumurtalıklarda yerleşen endometriozis her adet döneminde kanayarak kist oluşturur ve bu kist içinde biriken kan zamanla kahverengi, koyu kıvamlı ve yapışkan bir hal alır. Ovelerde yerleşen endometriozise endometrioma ya da çukulata kisti denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Klinik&lt;/strong&gt;Endometriozis hastalarında en sık karşılaşılan şikayet adetlerin aşırı derecede ağrılı olmasıdır. Ağrının şiddetinde giderek artan bir düzen izlenir. Ağrının nedeni endometriozis odalarından salgılanan prostoglandin adı verilen bazı maddelerin etkisiyle rahimde ortaya çıkan kasılmalardır. Ancak ağrının şiddeti ile hastalığın derecesi arasında bir ilişki yoktur. Hafif derecede bir endometriozis şiddetli ağrılara neden olabileceği gibi ileri derecede bir endometriozis olgusunda çok hafif adet sancısı görülebilir hatta hiç ağrı olmayabilir. Bununla beraber sancıların daha erken başlaması ve daha uzun sürmesi hastalığın evresinin ilerlediğine işaret edebilir. Ağrı tipik olarak adetten birkaç gün önce başlar ve adet kanaması ile birlikte en üst düzeye ulaşır ve kanama boyunca devam eder. Hatta zaman zaman bu ağrılar ağrı kesici ilaçlara cevap vermeyebilir. Adet sancısı dışında endometriozisde kronik kasık ağrıları ve bel ağrıları da olabilir. Bu ağrılar bacaklara doğru da yayılım gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endometirozis, cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir. Bu duruma disparonia adı verilir.&lt;br /&gt;Endometriozis hastalarının çoğunda kanama bozukluğuna rastlanmaz. Ancak adet öncesi görülen kahverengi lekelenme şeklinde kanamalar endometriozis için tipiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endometriozis hastalarının büyük bir kısmı çocuk sahibi olamama nedeni ile doktora müracaat ederler. Genel olarak kısırlık şikayeti bulunan kadınların yaklaşık % 10-20 sinde değişik düzeylerde endometriozis bulunmaktadır. Endometriozis ve kısırlık arasındaki ilişki tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Özellikle hafif ve orta derecede endometriozisin kısırlığa neden olup olmadığı tartışmalıdır. Bununla beraber en sık kabul gören teori endometriozisin pelvis boşluğu içinde bir tür inflamasyona neden olarak bazı maddelerin salınımına yol açtığı ve bu maddelerin de follikül ve yumurta gelişimi üzerinde olumsuz etkilerinin olduğudur. Karın zarından salgılanan bu maddelerin yumurta ve sperm birleşmesi, tubal fonkisyon ve hatta döllenmiş yumurtanın endometriuma implante olması üzerinde de olumuz etkilerinin olabileceği ileri sürülmektedir. Bir başka düşünceye göre ise hafif derecede endometriozis kısırlığa neden olmamaktadır. Bu hastalarda kısırlığın asıl nedeni kötü sperm kalitesi, ovülasyon bozukluğu gibi bilinen başka bir patoloji ya da açıklanmayan infertilite olgularında olduğu gibi bilinmeyen nedenleridir. Endometriozis sadece tabloya eşlik eden ek bir patolojidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan şiddetli endometriozis kısırlığın bilinen bir nedenidir. Ortaya çıkan yapışıklıklar ve anatomik bozukluklar üreme sisteminin normal fonksiyonunu bozarak fertilizasyon problemlerine neden olurlar. Yapışıklık olmasa bile çukulata kistleri normal ovülasyonu bozarak ksırlığa yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tanı&lt;/strong&gt;Endometriozisin tanısı lezyonların direk olarak görülmesi ve patolojik olarak incelenmesi ile konur. Yani kesin tanı için cerrahi şarttır. Öyküde endometriozisden kuşku duyulan hastalarda kısırlık problemi de varsa mutlaka tanısal laparoskopi yapılmalıdır. Laparoskopi sırasında karın zarı, rahim, douglas boşluğu, tüpler gibi tüm pelvis içi oluşumlar gözlenerek küçük endometriozis odaklarının varlığı araştırılırken şiddetli olgularda yapışıklıklar izlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endometriozis tanısında en önemli tanısal testlerin başında ultrasonografi gelir. Ancak ultrasonografi yumurtalıklarda yerleşmiş çukulata kistlerinin tanınmasında yararlıyken pelvik endometriozis hakkında bilgi vermede yetersizdir. Yumurtalık içinde derinde yerleşmiş endometriomalar laparoskopide gözden kaçabilir ancak bu kitleler dikkatli bir ultrasonografik inceleme ile kolaylıkla fark edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ultrasonografi incelemesinde endometriomadan kuşku duyulan olgularda kanda Ca12-5 adı verilen bir markerin bakılması tanının desteklenmesi açısından önemlidir. Yumurtalıktan köken alan bazı kanserlerde salgılanan bu tümör belirteci endometriozis varlığında da artmaktadır ancak kan düzeyi habis hastalıklarda olduğu kadar yükselmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evreleri&lt;/strong&gt;Endometriozis hastalığın yerleştiği bölge, yayılımı, derinliği ve büyüklüğüne göre evrelenir. Evre 1 minimal hastalığı, evre 2 hafif, evre 3 orta ve evre 4 ise şiddetli endometriozisi ifade eder. Hastalığın evresi ile yarattığı şikayetler arasında direkt bağlantı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavi&lt;/strong&gt;Endometriozisin kesin ve kalıcı tedavisi yoktur. Uygulanan tedavilerin amacı ağrıyı gidermek ve infertiliteyi ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla tıbbi ve cerrahi tedaviler uygulanabilir. Tıbbi tedaviler endometriozisin östrojene bağımlı bir hastalık olması prensibine dayanır. Hamilelik ve menopoz endometriozis oluşumunu engelleyen iki doğal durumdur. Hormonal tedavilerde amaç bu iki doğal durumu taklit etmektir. Her iki durumda da endometrium üzerindeki östrojen etkisi ortadan kalkacağından yanlış yerde yerleşmiş olan endometrial dokunun da baskılanması beklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelikte görülen hormonal durumu taklit etmek için doğum kontrol hapları kullanılırken, menopozu taklit etmek amacıyla danazol ya da GnRH analoğu adı verilen ilaçlar kullanılmaktadır. 3-6 ay süren bu tedavide kan östrojen düzeyi doğal menopozda olduğu gibi çok düşük seviyelere inmektedir. Genellikle ayda bir kez yapılan enjeksiyonlar şeklinde uygulanan GnRH analog tedavisi oldukça pahalı bir tedavi şeklidir. GnRH analogları uzun süreli kullanımda kemik erimesi ateş basması gibi menopoz sonrası görülen yakınmalara neden olabileceğinden östrojen içeren ilaçlar ile birlikte verilebilir. Add-back tedavi adı verilen bu durum tezat gibi görülebilir. Ancak amaç kan östrojen düzeyini endometriozisi baskılayacak kadar düşük ve kemik erimesine neden olmayacak kadar yüksek bir aralıkta tutmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan çalışmalar endometriozisde uygulanan tıbbi tedavilerin ağrıyı gidermede etkili olduğu ancak infertilite üzerinde olumlu bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Bu nedenle kısırlık nedeni ile başvuran hastalarda tıbbi tedavi önerilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddetli endometriozis olgularında tercih edilmesi gereken tedavi yaklaşımı cerrahidir. Özellikle laparoskopik cerrahi tekniklerde yaşanan gelişmeler bu hastaların etkili bir şekilde tedavi edilmelerine olanak sağlamaktadır. Örneğin çukulata kisti çıkartılan hastaların %50'si 6 ay içinde tedaviye gerek kalmadan hamile kalmaktadır. Anatomik düzenin yeniden sağlaması hem ağrının giderilmesinde hem de üreme potansiyelinin arttırılmasında son derece önemlidir.&lt;br /&gt;Yardımcı üreme teknikleri&lt;br /&gt;Kısırlık nedeniyle tedavi edilen bir kadın cerrahi sonrası 6 ay içinde kendiliğinde hamile kalamamış ise bir sonraki seçenek yardımcı üreme teknikleridir. Eğer tüpler açık ise aşılama denenebilir. Aşılamanın da başarısız olduğu durumlarda ise son alternatif tüp bebek uygulamasıdır. Bu grup hastalarda özellikle büyük çukulata kisti çıkartılmış ise yumurtalıkların rezervinde bir azalma beklenebilir. Ayrıca bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı bu endometriozis olgularında döllenme oranlarında düşüklük görülebilmektedir.&lt;br /&gt;"Bu yazı Dr. Alper Mumcu'dan (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: #9d0000; font-size: large;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;) alınmıştır"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-8691636377652627178?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/8691636377652627178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=8691636377652627178&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8691636377652627178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8691636377652627178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/endometriozis.html' title='endometriozis'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-6258093371099577179</id><published>2007-12-16T01:02:00.001-08:00</published><updated>2011-10-19T02:44:57.395-07:00</updated><title type='text'>endometrial polip</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51979"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Endometrial polip&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Polipler küçük ve çoğu zaman iyi huylu küçük tümoral oluşumlardır. Vücutta rahim ağzı, rahimin içi (endometrium), ses telleri ve barsaklar gibi pekçok değişik bölgede görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endometrial polip rahimin içini döşeyen zar tabakasından köken alır. Bu dokunun bazı bölümleri normalden fazla büyüyerek rahim boşluğuna doğru itildiğinde polip ortaya çıkar. İtilmiş olan bu doku endometrium ile bağlantısını kaybetmez. Eğer bu bağlantı çok ince ise buna saplı polip adı verilir. Bazı durumlarda ise endometrium ile polip arasındaki bağlantı daha geniş bir alana yayılır ve geniş tabanlı polipler ortaya çıkar. Saplı polipler zaman içinde rahim ağzından dışarıya doğru sarkabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NEDENLERİ&lt;/strong&gt;Polipe yol açan faktörlerin neler olduğu bilinmemektedir. Ancak polip varlığı ile birlikte genelde endometrial hiperplazi de birarada görüldüğünden fazla östrojen aktivitesinin bu duruma yol açabileceği düşünülmektedir. Meme kanseri nedeni ile tamoksifen tedavisi alanlarda da endometrial poliplere sık rastlanır. Bazı çalışmalarda polipler ile genetik patolojilerin ilgili olabileceği ileri sürülmektedir. Ancak daha çok yeni olan bu konu hakkında bir fikre varabilmek için detaylı çalışmalara gerek duyulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endometrial polipler ile sigara kullanımı, doğum kontrol hapı kullanımı ve yapılan doğum sayısı arasında bir ilişki yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GÖRÜLME SIKLIĞI&lt;/strong&gt;Endometrial poliplerin görülme sıklığı konusunda net bir sayı vermek mümkün değildir ancak çok sık görüldüğü söylenebilir. Bazı çalışmalarda kadınların %50'sinde polip saptandığı ileri sürülmektedir.Genel kanı görülme sıklığının %10 civarında olduğudur.Öte yandan menopoz sonrası kanama sorunu yaşayan kadınların yaklaşık %7'sinde altta yatan neden iyi huylu bir poliptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Har yaştaki kadınlarda görülebilmekle birlikte en sık 39-50 yaş grubunda rastlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polipler genellikle rahimin tepe kısmında yerleşirler. Sıklıkla te olmakla birlikte bazen birden fazla polip görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;POLİPLERİN TÜRLERİ&lt;/strong&gt;Şekil ve işlevsel özellikleri bakımından polipler gruplara ayrılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Hiperplastik polipler: Östrojene bağımlıdırlar ve endometrial hiperplaziye benzer özellik gösterirler.&lt;br /&gt;2) Fonksiyonel polipler: Etrafındaki endometriuma benzer salgı hücreleri içerirler.&lt;br /&gt;3) Adenomimatöz polipler: Bir miktar kas dokusu da içerirler.&lt;br /&gt;4) Atrofik polipler. Hiperplastik ya da fonskiyonel polipin zaman içinde özelliğini kaybederek büzüşmesi (atrofi) sonucu oluşurlar&lt;br /&gt;5) Pseudopolipler. Yalancı polipler. Genelde 1 santimetreden daha küçük yapılardır, adet siklusunun ikinci döneminde ortaya çıkıp adet kanaması ile birlikte kaybolurlar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;BULGULAR&lt;/strong&gt;Poliplerin çoğu herhangi bir bulguı vermez ve başka bir nedenle yapılan incelemeler sırasında ya da rahim ameliyatları sonrasında patolojik incelemede fark edilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sık karşılaşılan yakınma kanama bozukluklarıdır. Adet kanamalarının fazla olması ya da iki adet kanaması arasında görülen lekelenme tarzında kanamalar polipin belirtisi olabilir. Benzer şekilde menopoz sonrası görülen kanamaların da altında yatan sebep endometrial polip olabilir. Bazı kadınlarda ise adet kanamasını takip eden günlerde kahverengi bir akıntı ile kendini belli edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahim ağzından dışarıya sarkan poliplerde ilişki sonrası kanama ya da ağrı da görülebilecek olan yakınmalar arasındadır. Dışarıya sarkan polip varlığında bunun rahim ağzından köken alan bir polip mi (servikal polip) yoksa gerçek bir endometrial polip mi olduğu anlaşılamayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endometrial polip ile kısırlık ve tekrarlayan düşükler arasındaki ilişki tartışmalı olmakla birlikte genelde kısırlığa neden olduğu kabul edilmektedir. Eğer embryo polip üzerine yerleşirse normal gelişimini sürdüremeyebilir. Polip dışında normal endometrial alana yerleştiğinde de rahim içinde yer kaplayan bu lezyon gebeliğin sağlıklı bir şekilde devamına engel olabilir. Yapılan bir çalışmada kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin yaklaşık %24'ünde endometrial polibe rastlandığı bildirilmiştir. Poliplerin kanserleşme olasılığı son derece düşüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TANI&lt;/strong&gt;Endometrial poliplerin tanısında pekçok yöntem kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Histerosalpingografi büyük poliplerin saptanmasında yardımcı olabilir ancak küçük polipler gözden kaçabileceği için tanıda yeri çok fazla değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polip tanısı büyük oranda transvajinal ultrasonografi ile konur. Ancak yalancı polipler ile karışabilir. Rutin ultrason incelemesi yerine rahim iç boşluğunu daha iyi gösteren sulu ultrasonografi (sonohisterografi) polip tanısında en etkili yöntemlerden birisidir. Rutin transvajinal ultrasonografinin polipleri saptamadaki duyarlılığı %66 iken sonohisterografinin duyarlılığı %100'dür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polip tanısında altın standart histeroskopidir. Direkt olarak gözle görülen polip aynı anda alınarak tedavisi de gerçekleştirilmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anormal vajinal kanamanın durdurulması için yapılan kürtaj sorası patolojik inceleme de konulan polip tanısı azımsanamayacak miktardadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyolojik incelemelerden bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile de rahim içindeki polip gösterilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TEDAVİ&lt;/strong&gt;Poliplerin büyük kısmı herhangi bir yakınmaya neden olmaz. Ancak polip fark edildiğinde cerrahi olarak alınmalıdır. Bu işleme polipektomi adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte polip tedavisinde en sık başvurulan yöntem kürtajdır. Ancak kitle çok oynak olabildiğinden kürtaj sırasında alınamama olasılığı yüksektir. Bu nedenle modern jinekolojide polibin tedavisi histeroskopi ile alınmasıdır. İşem muayenehane şartlarında ağrısız bir şekilde yapılabilir. Ofis histeroskopi adı verilen bu girişimi tolere edemeyen hastalarda ise genel anestezi altında operatif histeroskopi uygulanır. Operasyon son derece kısa olup hastanın hastanede yatması gerekmez ve 1-2 saat içinde normal yaşantısına dönebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polip saptandığında cerrahi olarak alınmasının birkaç nedeni vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Tanıyı kesinleştirmek. Kanama bozukluğunun polip dışında başka bir nedene bağlı olmadığını göstermek için. Örneğin beraberinde tıbbi tedavi gerektiren endometrial hiperplazi olmadığının gösterilmesi için.&lt;br /&gt;2. Kanseri ekarte etmek.Menopoz sonrası kadınlarda kanama olduğunda ilk akla gelecek patoloji rahim kanseridir. Bu nedenle menopoz sonrası kadınlarda kanama varlığında polip saptandığında altta yatan bir kanser olmadığını dokümente etmek için polip mutlaka alınmalı ve patolojik incelemeye gönderilmelidir. Menopoz sonrası kadınlarda poliple beraber endometrial kanser görülme olasılığı %10-34 arasında değişmektedir.&lt;br /&gt;3. Kanamayı durdurmak. Polipe bağlı kanamayı durdurmanın en garantili yolu nedeni yani polibi ortadan kaldırmaktır.&lt;br /&gt;4. Üreme potansiyelini arttırmak. Hem kendiliğinden olan hamileliklerde hem de tüp bebek tedavileri öncesinde polip saptandığında gebelik şansını arttırmak için polipektomi yapılmalıdır. Yapılan bir araştırmada 2 santimetreden küçük poliplerin tüp bebek tedavilerinde gebelik şansını azaltmadığı ancak oluşan gebeliğin düşükle sonuçlanma riskinde bir artışa neden olduğu gösterilmiştir. 2002 yılında yapılan başka bir çalışmada ise poliplerin rahim içinde glycodelin adlı bir maddenin artmasına yol açtığı ve bu durumun hem yumurtanın döllenmesini hem de embryonun rahime tutunmasını olumsuz yönde etkileyebileceği gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KAYNAKLAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bettocchi S, Ceci O, Di Venere R, Pansini MV, Pellegrino A, Marello F, Nappi L. Advanced operative office hysteroscopy without anaesthesia: analysis of 501 cases treated with a 5 Fr. bipolar electrode. Hum Reprod 2002 Sep 17:2435-8&lt;br /&gt;Bol S., Wanschura S., Thode B., Deichert U., Van de Ven WJ., Bartnitzke S., Bullerdiek J.. An endometrial polyp with a rearrangement of HMGI-C underlying a complex cytogenetic rearrangement involving chromosomes 2 and 12. Cancer Genet Cytogenet 1996;90(1):88-90&lt;br /&gt;Lass A., Williams G., Abusheikha N., Brinsden P.. The effect of endometrial polyps on outcomes of in vitro fertilization (IVF) cycles. J Assist Reprod Genet 1999 Sep;16(8):410-5&lt;br /&gt;Nanda S, Chadha N, Sen J, Sangwan K. Transvaginal sonography and saline infusion sonohysterography in the evaluation of abnormal uterine bleeding. Aust N Z J Obstet Gynaecol 2002 Nov 42:530-4&lt;br /&gt;Nomikos IN, Elemenoglou J, Papatheophanis J. Tamoxifen-induced endometrial polyp. A case report and review of the literature. Eur J Gynaecol Oncol 1998 19:476-8&lt;br /&gt;Richlin SS, Ramachandran S, Shanti A, Murphy AA, Parthasarathy S. Glycodelin levels in uterine flushings and in plasma of patients with leiomyomas and polyps: implications for implantation. Hum Reprod 2002 Oct 17:2742-7&lt;br /&gt;Tjarks, M., VanVoorhis, B.J. Treatment of Endometrial Polyps. Obstet Gynecol 2000;96:886-9.&lt;br /&gt;Vanni R, Dal Cin P, Marras S, Moerman P, Andria M, Valdes E, Deprest J, Van den Berghe H. Endometrial polyp: another benign tumor characterized by 12q13-q15 changes. Cancer Genet Cytogenet 1993 Jul 68:32-3&lt;br /&gt;Vilodre LC, Bertat R, Petters R, Reis FM. Cervical polyp as risk factor for hysteroscopically diagnosed endometrial polyps. Gynecol Obstet Invest 1997 44:3 191-5&lt;br /&gt;"Bu yazı Dr. Alper Mumcu'dan (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: #9d0000; font-size: large;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;) alınmıştır"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-6258093371099577179?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/6258093371099577179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=6258093371099577179&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6258093371099577179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6258093371099577179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/endometrial-polip.html' title='endometrial polip'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-3094062851595596412</id><published>2007-12-16T01:01:00.002-08:00</published><updated>2007-12-16T01:02:03.241-08:00</updated><title type='text'>erken doğum</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51977"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Erken Doğum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır vaktinden önce doğan bebekler prematur olarak adlandırılırdı. Ancak son zamanlarda bu eğilim değişmektedir. Maturite yaşı değil fonksiyonu belirtmektedir. Bu nedenle vaktinden önce doğan bir bebek fonksiyonları normal ise prematür olmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanım olarak bakıldığında erken doğum ya da preterm doğum 37 gebelik haftasının tamamlanmasından önce dünyaya gelen bebeği tarif eder.Doğum sancılarının başlaması ise erken doğum tehdidi olarak adlandırılır. Erken doğumlar tüm doğumların yaklaşık %9-10'unu oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedenler &amp;amp; Risk Faktörleri&lt;br /&gt;Tıp alanında son zamanlarda yaşanan başdöndürücü gelişmelere rağmen hala daha doğumun nasıl ve hangi etkenlerle başladığı tam olarak açıklanamamıştır. Normal doğumu başlatan etkenler vaktinden önce faaliyete geçerlerse doğal olarak bu erken doğum tehdidine neden olacaktır. Erken doğumun sebepleri arasında suçlanan bazı etkenler vardır. Bunların başında enfeksiyonlar gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle gebeliğin son dönemlerinde görülen idrar yolu enfeksiyonları ya da vajinal enfeksiyonlar salgıladıkları bazı maddeler ile doğum eylemini başlatabilirler. Yine bu tür enfeksiyonlar sonucu açığa çıkan bu maddeler amniyon zarının direncini düşürerek bu zarın vaktinden önce yırtılmasına yol açabilir. Zarların doğum eylemi başlamadan açılmasına Erken Membran Rüptürü adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zarların açılması erken doğumların önemli bir nedenidir. Erken doğum tehdidinde suçlanan bir diğer faktör de çoğul gebeliklerdir. Burada rahim fazla miktarda gerildiğinden sancılar erken başlıyor olabilir. Polihidramniyos vakalarında da benzer mekanizma ile doğum vaktinden önce gerçekleşebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çift gözlü rahim gibi doğumsal rahim anomalileri geç düşüklerin ve erken doğumların bir başka nedenidir. Ancak bu tür bir şekil bozukluğu olan her kadın erken doğum yapacak diye bir kural yoktur. Bu hastalarda sadece risk artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uterus myomları rahim içerisindeki hacimi azaltarak erken doğum sancılarını başlatabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin son dönemlerinde ortaya çıkan ve yüksek tansiyon, idrarda protein kaybı, genel ödem ile kendini belli eden preeklempsi vakalarında ve plasentanın erken ayrıldığı abrubtio durumlarında da erken doğum normalden daha fazla görülür. Annede gebelikte ortaya çıkan ya da gebelikten önce var olan kansızlık (anemi)de erken doğumların özellikle ülkemizde önemli bir nedenidir.Yine düşük sosyoekonomik düzeydeki hastalarda erken doğum daha fazla görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceden birden fazla geç düşük veya erken doğum öyküsünün bulunması da risk faktörleri arasında sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken doğuma yol açan nedenlerden en önlenebilir olanı sigara kullanımıdır. Erken doğum sigara kullanan anne adaylarını bekleyen önemli tehlikelerden birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı hallerde ise doğum eylemi ve erken doğum kendiliğinden değil, doktor kararı ve müdahalesi ile gerçekleştirilir. Anne adayının hayatının tehlikede olduğu ve gebeliğin bu tehlikeyi arttırdığı durumlarda anne adayının hayatını kurtarmak amacı ile bir erken doğum söz konusu olabilir. Bu doğum sezaryen veya suni sancı verilerek normal doğum şeklinde olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer şekilde bebeğin anne karnında durmasının içinde bulunduğu sıkıntıyı arttırabileceği ve bebeğin kaybedilme riskinin yüksek olduğu durumlarda da yine erken doğuma karar verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;Doğumun olabilmesi için rahimde kasılma olması ve bu kasılmaların rahim ağzını açacak kadar şiddetli ve sürekli olması gerekir.Ancak her kasılma ağrı olarak hissedilmeyebilir. Genelde belde ve kasıklarda adet sancısına benzer ağrılar hissedilebilir. Kişi bunu karnında bir sertleşme olarak algılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine halk arasında Nişan adı verilen sümüğümsü bir tıkacın gelmesi ya da normalden fazla sulu bir akıntı olması erken doğum tehdidini düşündürür. İstirahat ile geçmeyen bu tür sancılar olduğunda vakit kaybetmeden hekim ile temasa geçmek son derece önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek aşağıya doğru bastırıyor gibi bir his genelde erken doğum tehdidi altındaki pek çok kadında görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken doğum belirtileri varlığında ne yapılmalıdır&lt;br /&gt;Belirtiler başladığında ne yaptığınızı hatırlamaya çalışın&lt;br /&gt;Yaptığınız işi bırakın&lt;br /&gt;Bir saat sol yanınıza dönerek yatın&lt;br /&gt;2-3 bardak sıvı için 1 saat içinde belirtilerde gerileme olmaz ise doktorunuza haber verin&lt;br /&gt;Tanı&lt;br /&gt;Tanı vajinal muayenede rahim açıklığının saptanması, suların geldiğinin tespit edilmesi ve NST'de rahim kasılmalarının görülmesi ile konur. Erken doğumdan şüphelenildiğinde ilk yapılacak iş vajinal muayene ile rahim ağzında bir açıklık olup olmadığının saptanmasıdır. Aynı esnada zarların yırtılıp yırtılmadığıda kontrol edilmeli eğer emin olunamıyor ise turnusol kağıdı koyarak takip edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra ultrasonografi ile bebeğin durumu değerlendirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer rahim açıklığı 4 santim ya da daha fazla ise erken doğumu 24-48 saatten daha fazla geciktirmek çoğu zaman mümkün olmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Tanı konduktan sonra tedavi tıbbi olarak yapılır. Çok şiddetli durumlarda hastaneye yatırılarak damardan verilen ilaçlar yardımı ile kasılmalar durdurulmaya çalışılır. Bu sağlandığı taktirde daha sonra ağızdan alınan ya da fitil şeklinde kullanılan ilaçlar ile idame sağlanmaya çalışılır. Bu tedaviye tokoliz adı verilir.Kasılmalar çok şiddetli değilse ve açıklık 4 santimetreden daha az ise ağızdan kullanılan ilaçlar denenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin devam etmesinin anne ya da bebeğin hayatını tehlikeye atacağının düşünüldüğü durumlarda tokoliz uygulanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı yazarlara göre 34 haftadan sonra tokoliz uygulanması gereksizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada eğer saptanabiliyorsa doğum eylemini başlatan sebepler usulunce tedavi edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tokoliz masum bir tedavi değildir. Anne adayı açısından ciddi yan etkileri olabilir. Kullanılan her grup ilaç farklı yan etkilere sahiptir bu nedenle erken doğum tehdidi tanısının dikkatli konulması, eğer bebek gelişimini büyük ölçüde tamamlamış ise 37 haftadan küçük de olsa eylemin normal seyrine bırakılması önerilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı Dr. Alper MUMCU www mumcu.com dan alınmıştır&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-3094062851595596412?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/3094062851595596412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=3094062851595596412&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3094062851595596412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3094062851595596412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/erken-doum.html' title='erken doğum'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-918079978318175460</id><published>2007-12-16T01:01:00.001-08:00</published><updated>2011-10-19T02:45:33.161-07:00</updated><title type='text'>doğum sırasında bebekte oluşan zararlar</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51971"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;doğum sırasında bebekte oluşan zararlar doğum travmaları&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gönül ister ki hiçbir çocukta özür oluşmasın, ama buna rağmen maalesef çocukları etkileyen özürlerin oldukça fazla olduğunu görmekteyiz.&lt;br /&gt;Çocuk özürlerinde, erken teşhis ve rehabilitasyon özürlü çocukların bağımsız yaşama dönmesine olanak vermekte, aileleri psiko-sosyal yönden desteklemektedir.&lt;br /&gt;Brakial Pleksus, üç büyük dal halinde seyrederek, tüm kürek kemiği, omuz ve kol kaslarının innervasyonunu ve duyu integrasyonunu sağlayan büyük bir sinir topluluğudur. Zedelenmesi durumunda kürek kemiği,omuz, dirsek, el bileği, el ve parmak kasları etkilenecektir.&lt;br /&gt;Zedelenmenin şiddeti farklı olmaktadır. Sinirin zedelenen bölümlerine göre çalışmayan veya etkilenen kaslar değişik olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum sırasında zedelenmesi “Obstetrik (Doğumsal) Brakial Pleksus zedelenmeleri" olarak adlandırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brakial Pleksus, makat gelişli doğumlarda gövdenin ve boynun yana aşırı eğilmesi ile sinirlerde oluşan çekilme sonrası, baştan gelen doğumlarda ise omuzların dışarı çıkışı sırasında başın ve boynun aşırı yana eğilmesi ile sinirlere uygulanan traksiyon sonrası,&lt;br /&gt;doğum ağırlığı büyük, pelvise göre iri ve kafası büyük bebeklerde oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obstetrik zedelenmeler 3 gruba ayrılabilir.&lt;br /&gt;-5 ve 6. servikal köklerin etkilendiği Erb Duchenne üst seviye paralizisi,&lt;br /&gt;-Servikal 8 ve Torakal 1 köklerinin etkilendiği Klumpke paralizisi,&lt;br /&gt;-Tüm kolu içine alan paralizi (felç),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brakial Pleksus zedelenmesinin erken fark edilmesi ve teşhisi, bebeklerde hareket azlığının ilk haftalarda çok göze batan bir semptom olmaması nedeniyle çoğunlukla mümkün olmamaktadır. Doğum sonrası, kadın doğum ve neonatal pediatrist hekimler tarafından Brakial Pleksus zedelenmesi olduğu düşünülen bebekler, pediatrik nöroloji uzmanına sevk edilmeli ve hemen fizyoterapi ve aile eğitimi başlatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken teşhis ve rehabilitasyonun önemi açısından ;&lt;br /&gt;Taburcu olana kadar fark edilemeyen bebeklerde ailelerin bu olayı fark ederek bebeklerini doktora götürmelerini sağlayacak bazı noktaları açıklamak istiyorum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin her iki kolunu eşit hareket ettirememesi,&lt;br /&gt;O taraf kolda renk değişikliği ve şişlik,&lt;br /&gt;Kıyafetlerini giydirirken o taraf kolun giydirilmesinde zorluk,&lt;br /&gt;Yıkama sırasında o taraf kol kaslarında hissedilen yumuşaklık,&lt;br /&gt;Kucağa alınırken bebeğin o taraf kolunun kayması, tespit etmede zorluk.&lt;br /&gt;O taraf elin yumruk yapılamaması ( bebeklerde ilk bir aya kadar devam eden elin sıkıca yumruk yapılmasından ibaret olan yakalama refleksi, olması gereken bir reflekstir), parmak uzatılınca kavranmaması,&lt;br /&gt;Köprücük kemiği üzerinde tek taraflı şişlik,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha büyük bebeklerde (1 ay ve sonrası);&lt;br /&gt;Elin ağza götürülememesi,&lt;br /&gt;Cisim ve oyuncakların hep tek elle kavranması,&lt;br /&gt;Yüzükoyun yatırıldığında o taraf kolunu dışarıya çıkaramaması&lt;br /&gt;Oturma dengesinin geç gelişmesi ve etkilenen kol tarafına bebeğin düşme eğilimi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi durumlarda ailenin bebeği hemen doktoruna ve gerekirse pediatrik nörologa ve ortopediste götürmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brakial Pleksus tedavisi cerrahi + fizyoterapi yada yalnızca fizyoterapi olarak ikiye ayrılabilir.&lt;br /&gt;Ameliyat gerekip gerekmediğine ileri tetkiklerle karar verilir. Ama cerrahi girişim yapılsa da yapılmasa da fizyoterapi uygulamaları çok önemlidir. Cerrahi yapılacak vakalarda ekip çalışması önemlidir ve ameliyat öncesi de rehabilitasyon programı sonrasında olduğu gibi devam etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sizlere mesleğim gereği yalnızca fizyoterapi rehabilitasyon yaklaşımlarından ve tedavi sırasında ailelerin dikkat etmesi gereken önemli durumlardan bahsetmeye çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fizyoterapi-Rehabilitasyon:&lt;br /&gt;Brakial Pleksus zedelenmelerinde iyileşme 1- 18 ay içerisinde en iyi şekilde görülür, bununla birlikte iyileşme;&lt;br /&gt;* Sinir zedelenmesinin şiddetine,&lt;br /&gt;* Tipine,&lt;br /&gt;* Erken ve uygun cerrahi girişime,&lt;br /&gt;* Erken başlanan rehabilitasyona,&lt;br /&gt;* Ekip çalışmasına.,&lt;br /&gt;* Ailenin aktif olarak rehabilitasyona katılmasına bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumdan hemen sonra tespit edilen vakalarda kolu, sinirde ve çevre dokularda oluşan ödem ve olası kanama nedeniyle 1-2 hafta dinlendirmek gerekir. Eğer köprücük kemiğinde bir kırık ve zedelenme söz konusu ise dikkat edilmelidir. Bu aşamada sinir üzerine gerilimi önlemek amacıyla kol sarkık vaziyette tutulmamalı, kol hafif yanda ve dirsek hafif bükük tutulmalıdır. Bu dönemde cihaz önerilmemektedir. Eski yıllarda bu dönemde kol 90 derece yanda ve dışa dönük tam tespit yapılırdı. Son literatür çalışmaları, rijit bir tespitin omuz ve kol eklemlerinde limitlenmelerine ve omuz çıkıklarına yol açabileceğini vurgulamaktadır Bu nedenle, özellikle bebeğin kucağa alınması, kıyafet değişimi ve yıkanması sırasında kolun sarkması önlenmeli, sırt üstü yatış bu devrede tercih edilmeli, yatış sırasında kol yukarda bahsettiğim şekilde hafif yanda tutulmalıdır.&lt;br /&gt;2 haftadan sonra egzersiz uygulamalarına geniş bir fizyoterapi değerlendirmesinden sonra geçilmelidir. Egzersizlerin amacı,&lt;br /&gt;Kasların zayıflaması ve uzun süreli hareketsizliğe bağlı kaslarda oluşacak bozuklukların önlenmesi,&lt;br /&gt;Eklem açıklığının devamının sağlanması ve limitasyonların önlenmesi,&lt;br /&gt;Bebeğin motor gelişim geriliklerinin önlenmesi,&lt;br /&gt;Kol ve elin fonksiyonel kullanımın sağlanması,&lt;br /&gt;Omuz çıkıkları ve kas yaralanmasını önleyecek pozisyonlarının sağlanmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzersizler ailelerin düzenli yapmaları amacıyla her alt değişimi sonrası olarak tavsiye edilir. Sayısını fizyoterapist çocuğun durumuna göre belirlemelidir.&lt;br /&gt;Rehabilitasyon yaklaşımları her iki kolu da içine alarak yapılmalı ve oturma, emekleme gibi aktiviteler çalıştırılmalıdır.&lt;br /&gt;Egzersizlerin yanı sıra gerekli durumlarda cihaz ve değişik fizyoterapi uygulamaları gerekebilir.&lt;br /&gt;Düzenli kontrollerin ilgili doktor ve pediatrik fizyoterapist tarafından yapılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle, doğum sırasında oluşan ve kolun fonksiyonlarını etkileyerek çocuğun ilerde kolunu kullanamaması ve diğer hareketlerde bozukluğu yaratan Brakial Pleksus zedelenmelerinde erken teşhis, uygun tıbbi müdahale, erken rehabilitasyon ve aile eğitimi çok önemlidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumun başlama belirtileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin son aylarında rahim göğüs kafesine kadar yükselir, yaptığı basınç nedeniyle nefes almak zorlaşır, mide ve bağırsak şikâyetleri olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gebeliklerde doğumdan bir-iki hafta önce, sonraki gebeliklerde doğumdan yaklaşık birkaç gün önce bebeğin başının doğum kanalına yerleşmesi üzerine rahmin yüksekliği 2-3 cm azalır. Bu durum gebe kadında rahatlama yaratır. Daha rahat nefes alıp verir. Mide ve bağırsak şikayetleri azalır. Bunun yanı sıra idrar torbasına basınç arttığı için sık idrara çıkılır. Gebeliğin 28. haftasından itibaren rahimde zaman zaman kasılmalar, sertleşmeler meydana gelir. Bunlar normaldir ve genelde ağrısızdır. Bazen ağrılı olduğunda bunlara yalancı doğum ağrısı denir. Rahmin doğuma hazırlık yaptığı bu kasılma egzersizleri son haftalarda oldukça sıklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumdan bir-iki gün önce hormon düzeyindeki değişiklik nedeniyle vücuttan su atılması ve iştah azalması meydana gelir. Bu nedenle 1-2 kg. kilo kaybı görülebilir. Doğumun gerçekleşeceği gün vücutta doğumda kullanılmak üzere kullanılan enerjinin bir kısmı açığa çıkarılır. Birçok gebe kadın bu enerjiyi doğumda kullanmak yerine kendilerini zinde ve dinamik hissettikleri için temizlik, alışveriş, gezme gibi işlerde kullanır. Bu enerjinin amacı dışında kullanılması, gebe kadının doğumda kolay yorulmasına, doğumun zor ve uzun olmasına neden olabilir. Onun için gebelerin 38. haftadan itibaren kendilerini her zamankinden daha iyi ve zinde hissettiklerinde, bunun doğumun yaklaştığını belirten bir belirti olduğunu düşünüp, enerjiyi başka amaçla kullanmaları, aksine istirahat etmeleri ya da hafif işlerle oyalanmaları gerekir. Bazı gebelerde doğumdan bir-iki gün önce vücudun bağırsakları temizleme işleminden dolayı ishal meydana gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumun yaklaştığını gösteren bu belirtiler her gebe kadınca yaşanmayabilir ya da fark edilmeyebilir. Bu da normaldir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-918079978318175460?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/918079978318175460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=918079978318175460&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/918079978318175460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/918079978318175460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/doum-srasnda-bebekte-oluan-zararlar.html' title='doğum sırasında bebekte oluşan zararlar'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-2446419696561884109</id><published>2007-12-16T01:00:00.003-08:00</published><updated>2007-12-16T01:00:56.320-08:00</updated><title type='text'>doğumda suni sancı</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51969"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Doğumda suni sancı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum sancılarını başlatmak ya da var olan kasılmaları desteklemek amacıyla damar yolu ile oksitosin verilmesi işlemi halk arasında suni sancı olarak adlandırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin normalde beyinin hipofiz adı verilen bölgesinden salgılanan ve temel görevi rahim kasılmaları ile sütün memeden dışarı atılmasını sağlamak olan bir hormondur. Sentetik olarak üretilen oksitosin hormonu çok düşük dozlarda damardan verildiğinde rahimde kasılmalara neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damardan oksitosin verilmesi ve bu sayede doğumun başlatılabilmesi için rahimin buna hazır olması gerekir. Bu hazırlıkların en önemlisi rahim ağzında meydana gelen değişimlerdir. Bir diğer önemli değişim de rahimi oluştuıran kas liflerinde oksitosin hormonunun bağlanıp etki gösterebileceği alanların yani reseptörlerin oluşmasıdır. Oksitosin reseptörleri genelde gebeliğin son dönemlerinde oluştuğundan erken dönemde yapılan oksitosin uygulamaları çoğu zaman ya cevap vermez ya da geç cevap verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin sadece doğum eylemini başlatmak amacıyla değil devam eden bir eylemin desteklenmesi amacıyla da kullanılabilir. Her iki kullanımında da son derece dikkatli olunması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosinin bir diğer kullanım alanı da doğum sonrası kanamaların kontrol edilmesidir. Doğumdan sonra yüksek dozlarda verilen oksitosin rahimde kasılmaya neden olmakta ve dolayısı ile kanamanın azalmasını sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin nasıl uygulanır?&lt;br /&gt;Oksitosin uygulamasına karar verildiğinde çok düşük miktarlarda oksitosin hormonu yaklaşık yarım litre serum içinde sulandırılıp hazırlanır. Hazırlanan bu serum dakikada gönderdiği sıvı miktarı ayarlanabilen bir infüzyon pompasına bağlanır. Pompadan çıkan hortum annenin damar yoluna bağlandıktan sonra infüzyona başlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin infüzyonuna kural olarak çok düşük dozlarda başlanır. Değişik uygulamalar olmakla birlikte genelde başlangıç dozu dakikada 1-4 damla sıvı verilmesi şeklindedir. Bu başlangıç dozu bile oksitosinin normal doğum eyleminde ne kadar güçlü bir etkisinin olabileceğinin göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin infüzyonuna başlanmadan önce anne adayı monitöre bağlanarak rahim kasılmalarının varlığı ve şiddeti ile bebek kalp atım hızı gözlenir. İdeal olarak monitörizasyona oksitosinden en az 15 dakika önce başlanmalıdır ve tüm indüksyon boyunca aralıksız devam edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin infüzyonu başladıktan sonra doz her 15-20 dakikada bir yavaş yavaş arttırılır. Amaç düzenli ve etkili rahim kasılmalarının sağlanmasıdır. Burada hedeflenen her 2-4 dakikada bir gelen ve 40-50 saniye kadar süren düzenli kasılmalar elde etmektir. Monitörde bu tür kasılmalar saptanıncaya kadar dakikada verilen damla sayısı giderek arttırılır ancak belirli bir dozun üzerine asla çıkılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktif eylem sağlandıktan sonra doz azaltılabilir ya da sorun saptanmadığı durumlarda doğuma kadar aynı dozda kalınabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrısız doğum yapılacak ise epidural kateter oksitosin infüzyonuna başlanmadan önce takılabilir ancak aktif kasılmalar başlayana kadar genelde kateterden ilaç verilmez.Bir başka yol ise oksitosin ile etkili kasılmalar başlayıp anne adayı bu kasılmaları sancı olarak hissetmeye başlayana kadar beklemek ve epidural kateteri bu dönemde takarak hemen ilaca başlamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı jinekologlar oksitosin infüzyonuna başlamadan önce amniyotomi yapmayı tercih ederler. Bu durumda oksitosinin etkisinin başlama süresi daha kısa olmaktadır. Ancak rahim ağzı olgunlaşmasının gerçekleşmiş olması yani Bishop skorlarının uygun olması durumunda da zarlar açılmamış olsa bile oksitosine kolay cevap alınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin infüzyonu çok ağrıya neden olur mu?&lt;br /&gt;Oksitosin infüzyonu ile elde edilen kasılmalar doğal kasılmalardan daha sık, daha düzenli ve daha şiddetlidir. Daha önceden oksitosin uygulanmadan doğum yapmış anne adaylarının %80'inden fazlası oksitosin ile elde edilen kasılmaların daha fazla ağrıya neden olduğunu bildirmektedirler. Ancak epidural anestezi uygulanması durumunda kasılmaların yarattığı rahatsızlık doğal kasılmalarınkinden daha fazla değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin ile indüksiyon güvenli midir?&lt;br /&gt;Her kadının oksitosine verdiği cevap farklıdır. Bazen çok düşük dozlarda oksitosin şidetli ve sürekli kasılmalara neden olurken bazen çok yüksek dozlarda bile hafif şiddette kasılmalar elde edilemez. Bu nedenle oksitosin ile indüksiyon yaparken hem anne hem de bebek çok yakın ve dikkatli bir şekilde takip edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksitosin çok uzun yıllardır doğum indüksiyonunda kullanılmasına rağmen hala daha gerekliliği ve güvenilirliği konusunda yerleşmiş fikir birliği yoktur. Tüm uygulamalarda olduğu gibi oksitosin infüzyonu da bazı komplikasyon riskleri taşımaktadır ancak bu komplikasyonların görülme sıklığı çok fazla değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uterin hiperstimülasyon&lt;br /&gt;Uterusun yani rahimin oksitosine beklenilenden daha fazla yanıt vermesidir. Rahim kasılmalarının hem şiddetinin hem de sıklığının fazla olmasıdır. Hiperstimnülasyon ile ilgili birkaç değişik tanım vardır. En sık kabul edilenler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 dakikada beşten fazla kasılma olması&lt;br /&gt;15 dakikada yediden fazla kasılma olması&lt;br /&gt;İki kasılma arasında geçen gevşeme süresinin bir dakikadan kısa olması&lt;br /&gt;Kasılmanın süresinin 90 saniyeden uzun sürmesidir.&lt;br /&gt;Kontrollü pompalar ile verildiğinde hiperstimülasyon riski çok azalmaktadır. Hiperstimülasyon ortaya çıktığında bebek açısından tehlike var demektir. Bu nedenle oksitosin infüzyonu yaparken bebeğin kalp atımları yakından izlenmeli tercihan sürekli monitör bağlı olmalıdır. Oksitosinin vücuttan atılma süresi çok kısa ( 10 dakikadan az) olduğu için ilaç verilmesi kesildikten hemen sonra durum büyük olasılıkla düzelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bebek kalp atım hızının normale dönmemesi durumunda acil sezaryen gerekli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uterus yırtılması&lt;br /&gt;Oksitosin uygulanması sırasında uterusta yırtılma meydana gelebilir. Ancak daha önceden cerrahi işlem yapılmamış uteruslarda bu durum yok denecek kadar az görülür. cerrahi dışında daha önceki doğum sayılarının fazla olması, bebekte geliş bozuklukları ve çoğul gebelik, amniyon sıvı fazlalığı, iri bebek gibi uterusun aşırı gergin olduğu durumlar yırtılma açısından risk faktörleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su zehirlenmesi&lt;br /&gt;Oksitosinin yapısı su tutulmasına neden olan antidiüretik hormon ile benzerlik gösterir. Bu nedenle oksitosin yüksek dozlarda uzun süre verildiğinde idrar miktarında azalmaya ve vücutta su tutulmasına neden olabilir. Şiddetli su tutulması kanda sodyum düzeyinin belirgin derecede azalmasına, bilinç bulanıklığına, istemsiz kasılmalara, nöbetlere, kalp yetmezliğine, komaya ve hatta ölüme neden olabilir. Su zehirlenmesi çok nadir görülen bir komplikasyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezaryen sonrası normal doğumlarda oksitosin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceden sezaryen operasyonu geçirenlerde takip eden gebelikte normal doğum planlandığında oksitosin verilip verilemeyeceği konusunda değişik görüşler olmakla birlikte pekçok çalışmada güvenle kullanılabileceği ortaya konmuştur. Ancak oksitosin kullanılanlarda rahimde yırtılma riski bir miktar daha artmaktadır ancak bu artış anlamlı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ACOG practice bulletin. Induction of labor. Number 10â€”November 1999 (Replaces technical bulletin No. 217, December 1995). Obstet Gynecol. 1999;94:5.&lt;br /&gt;Goni S, Sawhney H, Gopalan S. Oxytocin induction of labor: a comparison of 20- and 60-min dose increment levels. Int J Gynaecol Obstet. 1995;48:31-36.&lt;br /&gt;Horenstein JM, Phelan JP. Previous cesarean section: the risks and benefits of oxytocin usage in a trial of labor. Am J Obstet Gynecol. 1985;151:564-569.&lt;br /&gt;Leung AS, Farmer RM, Leung EK, et al. Risk factors associated with uterine rupture during trial of labor after cesarean delivery: a case-control study. Am J Obstet Gynecol. 1993;168:1358-1363.&lt;br /&gt;Phelan JP, Ahn MO, Diaz F, et al. Twice a cesarean, always a cesarean? Obstet Gynecol. 1989;73:161-165.&lt;br /&gt;Seitchik J, Castillo M. Oxytocin augmentation of dysfunctional labor. I. Clinical data. Am J Obstet Gynecol. 1982;144:899-905.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-2446419696561884109?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/2446419696561884109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=2446419696561884109&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2446419696561884109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2446419696561884109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/doumda-suni-sanc.html' title='doğumda suni sancı'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-4483971074874092377</id><published>2007-12-16T01:00:00.001-08:00</published><updated>2011-10-19T02:47:33.014-07:00</updated><title type='text'>down sendrom</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51967"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;Down Sendrom&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Down sendromu insanlarda en sık görülen kromozom anomalisi türüdür. Zeka geriliği yapması ve erken yaşta ölüme neden olması nedeniyle önde gelen toplumsal sorunlardan olan Down sendromu olgularının tümü olmasa da önemli kısmı, gebelik döneminde çeşitli tanı yöntemleriyle tanınabilmekte ve ailelere gebeliği devam ettirme ya da sonlandırma seçenekleri sunulabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Down sendromu nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Down sendromu ya da eski adlarıyla "mongolizm" veya "mongol bebek" ilk kez 1866 yılında Dr. John Langdon Down tarafından "özel bir tür zeka geriliği" olarak tarif edilmiş bir sendromdur. Moğol ırkına mensup insanlara çekik gözlülükleriyle benzemeleri nedeniyle Dr. Down bu bebekler için "mongoloid" terimini kullanmış, ancak daha sonra Asyalı bilim adamlarının baskısıyla "mongol" terimi tümüyle terkedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down sendromunun genetik kaynaklı olduğu baştan beri düşünülmesine karşın bu bebeklerin kromozom haritasının çıkarılması ancak 1959 yılında mümkün olmuştur. Daha sonraki yıllarda Down sendromunun translokasyona bağlı şekilleri ve mozaik varyantı da olabileceği keşfedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada yaklaşık olarak 660 yeni doğan bebekten biri Down sendromu ile doğmaktadır. Bu haliyle Down sendromu insanlarda en sık görülen malformasyon (yapısal bozukluk) türüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nasıl oluşur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İnsan, hücrelerinde 46 kromozom içeren bir canlıdır. Kromozomlar hem insan ırkına ait, hem de bulunduğu canlının bireysel özelliklerine ait bilgileri depolayan DNA yapılı moleküllerdir. Bu DNA molekülleri de vücudun işleyişiyle ilgili bir maddenin (enzimler ya da çeşitli proteinler gibi) üretimine ait bilgiler içeren farklı genleri taşır.&lt;br /&gt;Bu 46 kromozomun yarısı anneden yarısı da babadan gelir. İşte Down sendromu insanlarda normalde anneden bir, babadan da bir olmak üzere iki adet gelen 21. kromozom bilgisinin hücrede üçüncü kez yer almasıyla (Trizomi 21= üç adet 21 numaralı kromozom) ortaya çıkan belirtiler topluluğudur. Bu fazladan kromozom yani DNA bilgisi hücresel seviyede çeşitli genlerin iki kez değil üç kez ifade bulması (overexpression) ve böylece çeşitli maddelerin üretiminde anormallikler oluşmasına neden olur. Bu hücresel düzeydeki anormallikler bebeğin vücuduna yansıdığında karşımıza Down sendromu belirtileri topluluğu çıkar. Aşağıdaki resimde Trizomi 21 yapısı taşıyan bir erkeğin kromozom haritası görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;21. kromozom bilgisi hücreye fazladan nasıl girer?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;21. kromozom bilgisi hücreye direkt olarak 21. kromozomun iki adet yerine üç adet olması şeklinde girebileceği gibi, bu bilgi ek bir kromozom şeklinde değil de başka bir kromozoma eklenmiş şekilde (en sık 14. kromozoma eklenmiş olarak) hücreye girebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down sendromu olgularının en sık ortaya çıkma şekli (%95) üç adet 21 numaralı kromozom bulunması şeklinde olur. Bu durumda bireyin kromozom sayısı 47'dir ve kromozom haritasında 21. kromozomun üç adet olduğu gözlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;%4 olguda ise 21. kromozom hücrede 14. kromozoma eklenmiş şekilde bulunur. Buna da translokasyona bağlı (yerdeğiştirmeye bağlı) Down sendromu adı verilir. Böyle bir bireyin toplam kromozom sayısı normal olmasına karşın 14. kromozomundan biri 21. kromozomu da taşıdığından diğerinden daha uzun görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki durumda da sonuç aynıdır: "Fazladan" gelen 21. kromozom bilgileri hücresel seviyede yarattıkları olumsuz değişikliklerle Down sendromu ortaya çıkmasına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;21 nolu kromozom nasıl üç adet olur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İnsanlarda bulunan 46 kromozomun 44'ü otozomal (bedensel yapı ve işlevlerle ilgili), 2 tanesi de cinsiyet kromozomudur (ön planda cinsiyete özgü işlevlerle ilgili kromozom). Erkeklerin cinsiyet kromozomları XY yapısında, kadınların ise XX yapısındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üremeyi sağlayan hücrelerde kromozom sayısı yarıyarıyadır. Şöyle ki, spermatosit adı verilen erkek hücreleri olgunlaşma aşamasında mayoz bölünme adı verilen bölünme şekliyle ikiye bölünerek 23, X ya da 23, Y olmak üzere iki farklı yapıda kromozom taşıyan olgun ve döllemeye hazır sperm hücrelerine dönüşürler. Kadınlarda ise bu mayoz bölünme her ikisi de 23, X yapıya sahip olgun ve döllenmeye hazır oosit (yumurta hücresi) oluşumuyla sonuçlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel birleşme sonucunda döllemeyi Y kromozomu taşıyan spermlerden biri gerçekleştirdiğinde bebeğin cinsiyeti erkek, X kromozomu gerçekleştirdiğinde ise kadın olarak belirlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down sendromu gelişiminde ise yukarıda anlatılan fizyolojik olaylar zincirinin kadın tarafındaki kısmı bozulur. Mayoz bölünmede herhangi bir nedenle tam ikiye ayrılma gerçekleşmez ve bir oosit hücresi mayozla ikiye bölündüğünde 21. kromozom, nondisjunction (ayrılmama) adı verilen olgu sonucunda bölümlerden birine hiç ulaşamaz. Yani kadının oositleri arasında 24 adet (21. kromozomun ikisini de alan) ve 22 adet (21. kromozomu hiç içermeyen) kromozom taşıyan anormal oositler gelişir. Sperm 22 adet kromozom taşıyan hücreyi döllediğinde gebelik daha fazla devam edemez ve düşükle sonuçlanır. Sperm 24 adet kromozom taşıyan hücreyi döllerse oluşan zigot (embriyo öncesi dönem) 47 adet kromozom taşıyan ve 21. kromozomu üç adet olan "Trizomi 21"yapıya sahip olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nondisjunction (ayrılmama) olayı anne yaşıyla birlikte artış gösterir. Bunun nedeni muhtemelen oositin (yumurta hücresinin) yaşlanmasıdır. Nondisjunction en sık 21. kromozomda meydana gelmekle beraber 18. kromozomda, 13. kromozom da ya da çok ender olarak diğer kromozomlarda meydana gelir. Her bir nondisjunction hücrelerde fazladan bir kromozom bilgisi demektir ve her bir fazla kromozom kendine özgü belirtiler ortaya çıkarır (Trizomi 18 ve Trizomi 13 gibi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trizomi aslında sıklıkla düşükle sonuçlanır. Bu "doğal seleksiyon" adı verilen ve doğanın canlı hayatının "kalitesini" sürdürmesinde etkili olan bir süreçtir. Düşük, erken gebelik döneminde olabileceği gibi 20. haftaya kadar gecikebilir, ya da erken doğum ortaya çıkabilir. Bir kısım olgular ise doğuma kadar yaşamaya devam eder ve Down sendromlu bebekler olarak dünyaya gelirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Translokasyona bağlı Down sendromu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dengeli translokasyon taşıyan bir anne ya da babadan bebeğe 21. kromozom bilgileri 3. kez geçtiğinde bebekte translokasyona bağlı Down sendromu ortaya çıkar. Bu tip Down sendromunun özelliği bebeğin kromozom sayısının 46 (yani normal) olmasına karşın 21. kromozomun 3. kopyasını taşımasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekte translokasyona bağlı Down sendromu spontan (kendiliğinden) olabileceği gibi translokasyon taşıyıcı bir anne ya da babadan da geçebilir. Genlerinde translokasyonu olan anne ya da babanın 45 kromozomu olmasına karşın, tüm genetik materyal translokasyon sonucu varlığını koruduğundan dış görünüşleri normaldir ve Down sendromu özellikleri taşımazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dengeli translokasyon nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dengeli translokasyon bireyin kromozomlarından birinin yerinden kalkıp başka bir kromozoma transloke olması ("göç etmesi ve eklenmesi") durumudur. Örnek olarak 21. kromozomun bir tanesinin yerini terkedip tümüyle 14 numaralı kromozomun bir tanesine eklenmesi verilebilir. Böyle bir birey dış görünüş olarak tümüyle normaldir, çünkü kromozom bilgisi eksik ya da fazla değildir. Ancak bu bireyin kromozom haritası çıkarıldığında bireyin 45 kromozom taşıdığı ve 14 numaralı kromozomunda bir eklentisi olduğu (21 numaralı kromozom) görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir birey çocuk sahibi olduğunda bebeğe fazladan 21 numaralı kromozom içeren 14 numaralı kromozomunu verirse bebeğin kromozom sayısı normal olmasına karşın 21 numaralı kromozom bilgisini üç kez taşıması nedeniyle Down sendromu bulguları ortaya çıkar. Birey bebeğine anormal 14 numaralı kromozomunu geçirir ancak 21 numaralı kromozomunu vermezse bebek dengeli translokasyon taşıyıcılığını annesinden ya da babasından almış olur ve Down sendromu belirtileri göstermeden "taşıyıcı" olarak hayatını devam ettirir. Bebeğe normal olan 14 numaralı kromozom ve normal 21 numaralı kromozom geçerse bebek tümüyle normal doğar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Down sendromlu bebeklerin dış görünüşleri nasıldır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu bebekler doğduklarında tipik bir yüz görünümleri vardır. Baş nispeten ufaktır, artkafa yassı görünür, ense kısa ve geniştir. Burun kökü yassılaşmıştır, kulaklar kafada normalden düşük bir seviyede durur ve gözler birbirinden ayrık ve çekik görünür. Dil ağıza göre genellikle çok büyük olduğundan dışarı taşmış gözükür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ense cildi oldukça gevşek olduğundan ensede genellikle boğumlar vardır. Bu bebeklerin tonusları (vücut gerginliği) düşüktür. Parmaklar kısa ve tombuldur ve sıklıkla avuçiçlerinden birinde ya da ikisinde simian çizgisi adı verilen tek bir çizgi vardır. Ellerin serçe parmakları genellikle içe doğru kıvrımlıdır. Bunun nedeni bu parmağın orta falanksının az gelişmiş olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down sendromlu bebeklerde hangi organ bozuklukları görülür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down sendromlu bebeklerde en sık kalp hastalıkları ve sindirim sistemi hastalıkları görülür. Kalp defektinin ağır olması bebeğin henüz doğmadan önce kalp yetmezliği nedeniyle tüm vücudunun şişmesine neden olabilir (hidrops). Bazı durumlarda sindirim sistemindeki defektler tıkanıklıklara neden olur ve bu durumların acil ameliyatla giderilmesi gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down sendromlu bebeklerde yeni doğan ya da çocukluk çağında lösemi (kan kanseri) daha sık gözlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down sendromunun birçok aile için en üzücü özelliği bebek büyüdükçe barizleşen zeka geriliğidir. Bunun şiddeti bebekler arasında önemli farklılıklar gösterir. Bu bebeklerin erken dönemlerden itibaren özel bazı eğitim programlarına alınması ile başarılı sonuçlar alınabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yeni doğanda nasıl tanı konur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Klinik bulgularla yeni doğanda Down sendromu tanısı koymak genellikle kolaydır. Ancak kesin tanı kromozom analizi yapılarak konur. Kromozom analizi ayrıca Down sendromu'nun "hafif" şekli olan mozaik durumunun belirlenmesinde de önemlidir. Mozaik kromozom yapısına sahip bebeklerde kromozomların bir kısmı normal yapıda olduklarından sendromun tipik özelliklerinin bir kısmı gözlenmeyebilir ve zeka geriliği de daha hafif olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veriler kullanılarak yapılan değerlendirmede 1 / 280'in üzerindeki sonuçlar yüksek riskli olarak kabul edilir. 16 haftalık gebelik ile zamanında olan doğumlar arasındaki risk farkının nedeni Down Sendromuna bağlı olarak yaşanan düşüklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Down sendromu tarama testleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down Sendromu insanın en küçük yapıtaşı olan kromozom sayısındaki sorunlardan biridir. Sağlıklı her insanda hücrelerindeki sayı 46'dır. Sağlıklı bir kadında 46 tane X kromozomu vardır. Sağlıklı bir erkekte ise 45 X ve 1 tane Y kromozomu vardır. Down Sendromunda ise 21'ci kromozomdan 1 tane fazla vardır, yani 2 tane 21 kromozom ve toplam 47 tane kromozom vardır. Buna benzer başka isimlerle anılan 18 ve 13'üncü kromozom fazlalığı ile beraber olan farklı sendromlar da vardır. Down sendromunun ailesel bir geçişi söz konusu değildir ve tamamı tesadüfen ortaya çıkmaktadır. Burada anne yaşı bu sendromun ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Down Sendromu hayatla bağdaşan ve en sık saptanan kromozom bozukluğudur. Canlı doğumlarda sıklığı yaklaşık 1/850'dir. Bu sıklık 20'li yaşlarda 1/1500 iken 45 yaşında 1/28 kadardır. Down Sendromu olan çocuklarda zeka geriliği her zaman vardır. Bu zeka geriliği hafif dereceden çok ağır derecelere kadar değişmektedir. Yaklaşık % 30 ile 35'inde ağır derecede kalp sakatlıkları ve yaklaşık % 15'inde de başta on iki parmak barsak tıkanıklığı gibi mide barsak sistemi ile ilgili sakatlıklar mevcuttur. Bunu takip eden 18 kromozomun fazlalığı yani Trizomi 18 ve Trizomi 13' tür. Anne rahmindeki bebekte Down sendromu riski anne yaşı ile arttığı eskilerden beri bilinen bir gerçektir. Çok önceleri tarama testi olarak anne yaşı göz önüne alındığında, doğum yapacağı zamanda 35 yaştan gün almış olan kadınlarda Down sendromu riski 1/270 olarak hesaplanmaktadır ve bu kadınlara amniyosentes ile kromozom tetkiki önerilmekteydi. Bu konuda yapılan çalışmaların başlıca amacı mümkün olduğunca annelere az müdahale yaparak ama yüksek teşhis yeteneklerine sahip test geliştirmektir. Daha eski olan ve Üçlü Test olarak adlandırılan test ile daha güncel olan 11-14 haftaları arasında yapılan ve İlk Üç ay Down Sendromu tarama testi bu amaçla kullanılan testlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11-14 Gebelik Haftaları arasında yapılan İlk 3 ay Down Sendromu Tarama Testi: Bu Testin Down Sendromlu bebekleri ortaya çıkarma duyarlığının % 90 civarında olduğu bildirilmektedir. Kullanılan parametrelerden biri 11ile 14 haftaları arasında bebeğin ense derisi altında bulunan sıvı birikimi ile meydana gelen kalınlığının ölçülmesi(nuchal translucency), kanda PAPP-A ve free B-hCG değerleridir. Bu değerler anne yaşı da hesaba katılarak bir programa girilir ve Down sendromu riski hesaplanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu testin en önemli parçası olan ense kalınlığı ölçümü Trizomi 18 ve 13, Turner Sendromu(Kromozom yapısı 45 XO) taranmasında da yardımcı olur. Aynı zamanda yapılan çalışmalarda bu ense kalınlığının artması anne rahmindeki bebeklerde doğumsal kalp hastalıkları riskinin de artmış olduğunu bildridğinden, bebeğin kromozm yapısı normal saptansa bile mutlaka kalp hastalıkları açısından 5 ayda mutlaka tetkik edilmesi önerilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16-18 Gebelik Haftaları arasında yapılan Üçlü Tarama Testi (Down Sendromu Biyokimyasal Tarama Testi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçlü test olarak bilinen bu test, gebeliğin 16 ile 18 haftaları arasında en doğru sonuçlar veren bir kan testidir. Yapılış amacı özellikle Down Sendromu diye adlandırılan problemli bebeklerin anne karnında saptanmasına yöneliktir. Üçlü test için bir miktar kan alınması gerekmektedir. Kanda AFP, hCG ve uE3 hormonları ölçülür. Bu hormonların gebeliğin değişik haftalarına göre değerleri değişmektedir. Gebelik haftasına göre özel bir hesaplama yöntemi ile MoM değerleri bulunur. Testin neticesini hesaplarken annenin yaşı, vücut ağırlığı, ırk, şeker hastalığı olup olmadığı ve sigara kullanıp kullanmadığı da dikkate alınır. Tüm bu veriler ile kandaki üç hormon değerleri bir bilgisayar programına girilerek sonuç elde edilir. Sonuç olasılık olarak verilir. Örneğin Down Sendromulu çocuk doğurma olasılığı 1/2300'dır gibi bir cevap gelir. Bu sonucun 1/270 ve daha sık olarak, yani 1/ 220 veya 1/200 olarak hesaplanması, Down Sendromlu bebek doğurma riskinin yüksek olduğunu bildirir. Üçlü testin Down Sendromlu bebeklerin yaklaşın % 60 ile 70'inin saptanmasına yardımcı olur.Her Yüksek Riskli Üçlü Test Bebeğin Problemli Olduğunu Söyler mi?Hayır, Üçlü testte yüksek risk saptanan yaklaşık 100 anne adayının ancak 1 tanesinin Down Sendromlu olduğu bildirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down Sendromu Testinde Yüksek Risk Saptandığı Durumlarda Ne Yapılmaktadır ? Bu testin pozitif olduğu yani yüksek risk saptandığı durumlarda, anne karnındaki bebeğin gerçekten Down Sendromu olup olmadığını ortaya koymak gerekmektedir. Bu amaçla bebeğin kromozom yapısının saptanması için amniyosentes yani bebeğin bulunduğu sıvıdan örnek almak veya göbek kordonundan kan alınarak kromozom analizi gerekmektedir. 5 aydan önce en az komplikasyon olan ve en kolay yöntem olan amniyosentez yapılmaktadır. Amniyosentez ile elde edilen sıvı kromozom tayini yapılan laboratuvarda incelenir ve normal olup olmadığı saptanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Down Sendromu Testleri Niçin Önemli ? İlk 3 ay Down Testi 11-14 gebelik haftalarında, Üçlü test ise anne adayına 16 ile 18 haftalarında uygulanması gereken bir testtir. Testin bir tarama testi olduğu unutulmamalıdır. Tarama testi genel olarak kolay yapılan ve herkese uygulanabilen ve aynı zamanda ucuz bir test olmalıdır. Sonuçları ise kesin bir teşhisten çok, bir hastalığın ortaya çıkarılmasında yardımcı olmaktadır. Kesin teşhis için her zaman daha ileri bir yönteme ihtiyaç duyulur. Üçlü testte de kesin sonuç amniyosentezle konur. Tekrar vurgulamak gerekir ki nasıl her yüksek riskli test sakat çocuk anlamına gelmiyorsa, normal sonuç alınan her test de bebeğin % 100 sağlıklı olduğunu bildirmez. Bu nedenle bu teste ilaveten 18 ile 20'ci gebelik haftalarında ayrıntılı ultrasonografik inceleme ile diğer problemler aranmalıdır. Özellikle ense kalınlığı 2 mm üstünde olan bebeklerde, kromozom tetkiki normal olsa bile 18-20 haftalarda mutlaka detaylı ultrasopnografiye ileveten kalp tetkiki de gereklidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-4483971074874092377?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/4483971074874092377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=4483971074874092377&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4483971074874092377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4483971074874092377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/down-sendrom.html' title='down sendrom'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-3920570549546233452</id><published>2007-12-16T00:59:00.000-08:00</published><updated>2011-10-19T02:47:48.441-07:00</updated><title type='text'>dermoid kist</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51964"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Dermoid kist matür teratom&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Embryonik yaşamın başlarında kabaca 3 hücre tabakası bulunur. Bu tabakalar farklılaşarak değişik hücre ve doku gruplarını, sonunda da organları oluştururlar. Bu tabakalara germ hücre tabakaları adı verilir. Germ hücreleri kadınlarda yumurtalık, erkeklerde ise testislerde bulunur ve yumurta ile sperm hücresinin yapımından sorumludur. Bu hücrelerden gelişen tümörler pekçok değişik dokuyu barındırma yeteneğine sahiptirler. Genelde baskın olan germ tabakası ektoderm adı verilen tabakadır. Bu tabakadan başta deri ve deri ekleri olmak üzere değişik dokular gelişir. Bu nedenle yumurtalıkta görülen iyi huylu germ hücre tümörleri "dermoid kist" olarak adlandırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu adlandırma çok gerçekçi değildir, çünkü dermoid kist adı ile anılan kitlenin içinde pekçok değişik doku bulunabilir. Bu kitle için doğru ve günümüzde bilimsel çevrelerde kabul edilen ad "matür teratom"dur. Bunun yanında aynı patolojiyi tanımlamak için kullanılan diğer terimler "matür kistik teratom" ve "benign ovarian kistik teratoma"dır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarihçe&lt;/strong&gt;Dermoid kist terimi ilk kez 1831 yılında Leblanc tarafından kullanılmıştır. Leblanc bir atın kafatası içinden çıkardığı bir tümörde saç ve deri eklerine benzeyen elementler gördüğünde buna deri anlamına gelen dermis sözcüğünden esinlenerek kist dermoid adını vermiştir. Teratom sözcüğünü ise ilk kez 1863 yılında Virchow, Yunanca canavar anlamına gelen teraton kelimesinden esinlenerek türetmiştir. Günümüzde her iki sözcük de birbirinin yerine kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terotomlar birden çok germ tabakasından köken alan ve yine birden fazla hücre tipi içeren tümörlerdir. Nadiren sadece tek bir germ tabakasından gelişmiş tümörler de olabilir. Teratomların iyi huylu ya da kötü huylu (kanser) olması içerdikleri hücre türlerinin farklılaşma derecesine (matür-immatür) bağlıdır. İmmatür teratomlar kötü huylu, matür teratomlar ise iyi huyludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Görülme sıklığı&lt;/strong&gt;Dermoid kist ya da matür teratom en fazla kuyruk sokumu bölgesinde (sakrokoksigeal teratom) görülür. Olguların %57'si bu alandadır. %27'si ise gonadlarda yani kadınlarda yumurtalık erkeklerde ise testistedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakrokoksigeal teratoma her 20.000-40.000 canlı doğumda bir rastlanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matür kistik teratom yani dermoid kist ise tüm over tümörlerinin %10-20'sini oluşturur. En sık görülen germ hücreli over tümörü olmasının yanısıra 20 yaşından genç kızlarda en sık karşılaşılan over tümörüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yaşta görülebilmekle birlikte en sık üreme çağındaki kadınlada görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde tek taraflı olmakla birlikte %8-15 olguda her iki yumurtalıkta da dermoid kist bulunur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yapısı&lt;/strong&gt;Dermoid kist bütün germ hücrelerinden parçalar taşıyabilir ancak genelde baskın olan ektoderm tabakasıdır. Bu nedenle deri ve deri eklerine ait kısımlar daha fazla görülür. Deride bulunan sebase salgı bezleri dermoid kist içinde de bulunduğundan kist sıvısı koyu kıvamlı, sarı-kahverengi renkli, yağlı, yoğun bir sıvıdır. Kist içinde çoğu zaman saç, kıl, diş, kemik, kıkırdak, sinir gibi dokular bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resimde içinde diş içeren bir dermoid kistin&lt;br /&gt;röntgen filmindeki görüntüsü izlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ameliyat sırasında dev dermoid kist&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dermoid kist içinde saç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerisinde yoğun olarak tiroid dokusu içermesi durumunda kişide tiroid hormonlarının aşırı salgılanması söz konusu olur. Bu durumda patolojiye struma ovarii adı verilir ve hipertiroidi bulguları ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyutları çok değişkendir. Birkaç santimetreden yarım metreye kadar değişebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kansere dönme olasılığı var mıdır?&lt;/strong&gt;Dermoid kistin kansere dönme olasılığı son derece düşüktür. Olguların %1-2'sinde uzun dönemde kanserleşme görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Klinik ve Tanı&lt;/strong&gt;Dermoid kist genelde belirti vermez ve başka bir nedenle yapılan muayene, ultrason incelemesi, radyolojik inceleme ya da ameliyatlar sırasında tesadüfen fark edilir. Olguların yaklaşık %65'inde herhangi bir yakınma yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dermoid kistin ultrasonografik görüntüsü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Belirti varlığında en sık karşılaşılan yakınma karın ağrısıdır. Bunun yanısıra karında şişkinlik ve anormal uterin kanama görülebilir. Daha nadir karşılaşılan yakınmalar ise idrar ya da dışkılama problemleri ile sırt ağrısıdır. Struma ovarii varlığında hipertiroidi ile ilgili yakınmalar görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Komplikasyonlar&lt;/strong&gt;Dermoid kist bazı komplikasyon risklerini de beraberinde taşır. Bunlar torsiyon, rüptür, enfeksiyon ve kansere dönüşümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torsiyonermoid kistin en sık karşılaşılan ve en korkulan komplikasyonu torsiyondur. İçeridiği dokular ve koyu kıvamlı sıvı nedeni ile ağır bir kisttir. Bu ağırlık yumurtalığın kendi etrafında dönmesine yani torsiyonuna neden olabilir. Torsiyon varlığında yumurtalığa giden kan akımı azalacağı ya da kesileceği için bir süre sonra kangren meydana gelir. Torsiyonun klinik bulgusu ağrıdır. Olay ilerledikçe ağrı artar. Bazen tam bir torsiyon olmaz ve hafif ağrı ile birlikte kendini belli eder. Bir süre sonra yumurtalık detorsiyone olarak normal konumuna döner ve ağrı kaybolabilir. Dermoid kist varığında torsiyon görülme sıklığı %3.2-16 arasındadır. Kistin büyüklüğü arttıkça torsiyon riski de artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rüptür:&lt;/strong&gt; Dermoid kistin rüptüre olması yani patlaması kendiliğinden olabileceği gibi torsiyona bağlı da gelişebilir ve %1-4 olguda karşılaşılır. Rüptür aniden oluştuğunda genelde şok gelişir. İçerdiği yağlı sıvı ve diğer dokular karın zarını irrite ederek tehlikeli bir durum olan kimyasal peritonite neden olabilir. Bazen ise küçük bir rüptür alanından yavaş bir sızıntı olur. Bu durum karın ağrısı ile beraber karın içinde şiddetli iltihap ve yapışıklıklara yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyon:&lt;/strong&gt; Nadir görülen bir komplikasyondur ve olguların %1'inden daha azında karşılaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kansere dönüşüm:&lt;/strong&gt; Saf formunda matür kistik teratom iyi huylu bir tümördür. Ancak %1-2 olguda immatür bileşenler de bulunabilir ve kansere dönişim söz konusu olabilir. Böyle bir durumda 5 yıllık yaşam şansı %15-31 arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavi&lt;/strong&gt;Dermoid kistin tedavisi cerrahidir. Fark edildiği anda çıkartılması uygun olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Operasyon laparoskopik ya da açık ameliyat şeklinde yapılabilir. Ancak uygun vakalarda laparoskopik yaklaşım tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dermoid kistin laparoskopideki görünüşü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde üreme çağındaki kadınlarda görüldüğünden yumurtalık dokusunun korunmasına özen gösterilmeli ve sadece kist çıkartılmalı, yumurtalık alınmamalıdır. Operasyon sırasında kist rüptüre olursa karın boşluğu dikkatlice temizlenmeli, karın içinde kist içeriğine ait materyal kalmamasına büyük özen gösterilmelidir. Aksi taktirde kimyasal peritonit ortaya çıkabilir. Bu açıdan dermoid kist operasyonları özel deneyim ve dikkat gerektiren operasyonlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınan materyal mutlaka patolojik incelemeye gönderilmeli ve immatür bileşenler olmadığı gösterilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek taraflı olgularda diğer yumurtalıkta herhangi bir kitle yoksa biopsi almaya gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dermoid kist %4 olguda tekrarlayabilir.&lt;br /&gt;"Bu yazı Dr. Alper Mumcu'dan (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: #9d0000; font-size: large;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;) alınmıştır"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-3920570549546233452?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/3920570549546233452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=3920570549546233452&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3920570549546233452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3920570549546233452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/dermoid-kist.html' title='dermoid kist'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-952773588117027942</id><published>2007-12-16T00:58:00.000-08:00</published><updated>2007-12-16T00:59:38.611-08:00</updated><title type='text'>düşük hapı veya düşük iğnesi</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51953"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Düşük hapı veya düşük iğnesi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Gebeliği sonlandırılmak için kürtaj dışında bir yöntem yok mu?"&lt;br /&gt;"Düşük hapı ya da iğnesi yok mu"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve buna benzer sorular e-posta, telefon ya da yüzyüze görüşmelerde en sık karşılaştığım soruların başında geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunun cevabı EVET, düşük hapı var. Ancak bu hap ülkemizin de dahil olduğu pekçok ülkede satışta değil. Aslına bakalırsa hap uzun zamandır Fransa başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde, ve 2000 yılının sonlarından beri Amerika Birleşik Devletlerinde kullanılmasına rağmen güvenilirliği ve kullanım kolayılığı hala daha tartışmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARİHÇE&lt;br /&gt;Gebeliği erken dönemlerde sonlandırıp düşüğe neden olduğu için düşük hapı olarak adlandırılan bu ilaç yaygın olarak RU486 olarak bilinmektedir. İlk kez Fransa'da Dr. Etienne-Emile Baulieu tarafından 1980 yılında geliştirilmiştir. RU486 adı etken maddeyi üreten ilaç firması olan Roussel-Uclaf'ın ilk harflerinden gelirken 486 ise madde ile ilgili seri numarasıdır. RU486 adı artık pek kullanılmamakta bunun yerine ilacın etken maddesinin adı olan mifepriston tercih edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa ve Çin ilacın en fazla kullanıldığı ülkelerdir. Bunlar dışında 20'ye yakın ülkede kullanımı serbesttir. Ancak bu ilaç eczanelerden kolaylıkla temin edilebilecek bir ilaç değildir. Hemen her ülkede satışı ve kullanımında sınırlandırmalar bulunur ve sadece yetkili doktorlar tarafından verilir. Bazı ülkelerde kontrolü sağlayabilmek için her hapın üzerinde bir numara bulunur ve bu sayede hangi hapı hangi doktor ya da kliniğin satın aldığı bilinebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika Birleşik Devletleri mifepristonun kullanımına uzun yıllar onay vermemiştir. Bu kararda kürtaj karşıtı grupların çalışmaları büyük ölçüde etkili olmuştur. Hatta bu gruplar ilacı üreten firmanın 2. Dünya Savaşı'nda Hitler Almanya'sına ölüm gazlarını satan firmanın bir kolu olduğunu ve sadece bu nedenle bile kullanımına izin verilmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Kürtaj karşıtı grupların çalışmalarına rağmen yapılan uzun süreli klinik araştırmaların yanısıra kadın hakları savunucu grupların lobileri sonucu ülkenin ilaç ve gıda denetimi yapan ve bunların kullanılıp kullanılamayacağına karar veren en yetkili kuruluşu olan FDA (Food and Drug Administration) Eylül 2000'de ilacın ABD sınırları içinde belirli kurallar dahilinde kullanılmasına onay vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mifepriston ile ilgili düzinelerce bilimsel araştırma yapılmış olmasına karşın ilacın etkinliği ve güvenilirliği konusunda bilimsel arenada hala daha tartışmalar devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜŞÜK HAPI NASIL ETKİ EDER?&lt;br /&gt;Hamileliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesi yumurtalıklardan salgılanan progesteron adı verilen hormona bağlıdır. Bu hormonun yokluğunda embryonun yerleştiği endometrium tabakası dökülür ve kanamayla atılır ve gebelik düşükle sonuçlanır. Mifepriston vücutta bulunan progesteronu bloke ederek etki gösteren sentetik bir anti-progesterondur. Mifepriston kullanıldığında sonuçta bir düşük olayı meydana gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek başına kullanıldığında her zaman düşük gerçekleşmiyebilir. Tıpkı missed abortusta olduğu gibi bebek içeride ölür ancak rahim dışına atılamıyabilir. Bu durumda düşük hapının amacına ulaşabilmesi için rahim kasıcı başka ilaçlar ile birlikte kullanılması gerekir. Bu amaçla en sık, gerçekte bir ülser ilacı olan ancak ikinci etki olarak içerdiği prostoglandin nedeni ile rahim kasılmalarını başlatan başka bir ilaç kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETKİNLİĞİ NE KADAR?&lt;br /&gt;Mifepriston tek başına kullanıldığında başarı şansı yani gebeliğin bir düşükle sonuçlanması olasılığı %60 civarındadır. Rahim kasılmalarını başlatan ilaçla birlikte kullanıldığında ise bu oran %92'ye çıkmaktadır. Ancak bu oranlar sadece 7 haftalığa kadar olan gebelikler için geçerlidir. Yapılan çalışmalar iki ilacın birarada kullanıldığı durumlarda 9. haftaya kadar kullanılabileceğini göstermektedir. Ancak bu haftalara ulaşıldığında kandaki progesteron seviyesi ilacın bloke edebileceğinden daha fazla olduğu için başarı şansı azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NASIL KULLANILIYOR?&lt;br /&gt;Mifepriston kullanımı korunmasız bir ilişki sonrası alınan haplar şeklinde uygulanan acil doğum kontrolü değildir. Ayrıca düşük hapı ile istenmeyen bir gebeliği sonlandırmak,ağrı kesici alıp başğarısını dindirmek kadar kolay bir işlem de değildir. Aslında ilacın kadınlar ve doktorlar arasında yaygın olarak tercih edilmemesinin temel nedeni de zahmetli olması ve işlemin uzun sürmesidir. İstenmeyen gebeliğin ilaç yardımı ile sonlandırılması 14 gün kadar sürebilir ve en az 3 kere doktor ziyareti yapılması gerekir. İşlemin 3 temel aşaması vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk aşama kürtaj olmak isteyen kadının tam bir muayenesidir. Tıbbi özgeçmişinin irdelenmesi ve ilacın kullanımına engel bir durumun olamadığı anlaşıldıktan sonra jinekolojik muayene ve inceleme yapılarak dış gebelik olmadığı ve bebeğin 7 haftadan büyük olmadığı saptanır. Daha sonra kişiye uygulama şekli, olası yan etkileri konusunda bilgi verilir, işlemi ve potansiyel yan etkilerini anladığına, işlemin yapılmasına izin verdiğine ve gelmesi gereken günlerde kontrollere geleceğine dair yazılı bir form imzalatılır. Daha sonra hastaya 3 adet mifepriston hapı verilir. Kişi bu hapları doktorun gözetimi altında hemen yuttuktan sonra beklemeye başlır. Kişinin hapları alıp başka birisine vermemesi için doktorun gözü önünde yutması gerekir. Hastaların yaklaşık yarısında 24 saat içinde kanama başlar ve %3-6'sı ilk 48 saat içinde düşük yapar.&lt;br /&gt;Kişi 48 saat sonra yeniden doktorunun yanına gider ve düşük olup olmadığı veya bebeğin hala daha canlı olup olmadığı incelenir. Eğer gebelik ürünü tamamen atılmadıysa düşüğün tamamlanması için gerekli olan prostoglandin hapı verilir. Rahim kasılmalarının neden olduğu ağrıların şiddetini azaltmak için ağrıkesiciler reçete edilebilir.Hasta daha sonra 4-6 saat kadar doktorun yanında bekler. Hastaların %90'ından fazlası bu süre içinde düşüğü gerçekleştirir. Dört altı saat içinde düşük olmayanlar ise evine gönderilir ve evde düşük yapması beklenir. Hastaya acil durumlarda ne yapması gerektiği konusunda bilgi verilir.&lt;br /&gt;Yaklaşık 14 gün sonra hasta kontrole çağılırır. Bu kontrolde, düşüğün olup olmadığı, eğer olduysa içeride parça bulunup bulunmadığı, enfeksiyon ve kanama gibi komplikasyonların varlığı araştırılır. Eğer hala devam ediyorsa olası konjenital anomali riski nedeni ile gebeliğin kürtaj ile sonlandırılması önerilir. Komplikasyon varlığında uygun şekilde tedavi edilir.&lt;br /&gt;YAN ETKİLER VE KOMPLİKASYONLAR&lt;br /&gt;Yapılan çalışmalarda hastaların %99'unda aşağıdaki yan etkilerden biri ya da birden fazlasına rastlandığı gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan etki Görülme oranı&lt;br /&gt;%&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karın ağrısı ve kramp 97&lt;br /&gt;Bulantı 67&lt;br /&gt;Başağrısı 32&lt;br /&gt;Kusma 34&lt;br /&gt;İshal 23&lt;br /&gt;Başdönmesi 12&lt;br /&gt;Halsizlik 9&lt;br /&gt;Bel ağrısı 9&lt;br /&gt;Kanama 7&lt;br /&gt;Ateş 4&lt;br /&gt;Viral enfeksiyon 4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olguların büyük bir kısmında birden fazla yan etki görülmekte olup bu yan etkilerin %23'ü şiddetli olarak tanımlanmaktadır. Bu hastalardan bazılarının yan etkilerin tedavisi için hastaneye yatırılması gerekmiştir. Tıpkı kendiliğinden oluşan düşüklerde olduğu gibi mifepriston kullanımı ile gerçekleşen düşük de ağrılı bir olaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mifepriston kullanımına bağlı ölüm olguları bildirilmekle birlikte kontraendike olmayan hastalarda kullanıldığında yönteme bağlı ölüm oranı 200.000'de birdir. Bu oran kürtaj ile karşılaştırılabilecek düzeydedir. Ölümlerin ana nedeni aşırı miktarda kanama ve içeride parça kalması nedeni ile olan enfeksiyonlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütünün araştırmasına göre RU486 kullanımı sonrası tam olmayan düşük gerçekleşmesi durumunda %30 olguda pelvik enfeksiyon ortaya çıkmaktadır. Bunun temel nedenlerinden birisi de ilacın bağışılık sistemini baskılayıcı özelliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaların %9'unda kanama 30 günden uzun sürmektedir. %7 hastadada kanamayı kesmek için tıbbi tedavi uygulanması gerekirken daha az olguda kan nakli gerekli olmaktadır. Yaklaşık %8 hastada kan hemoglobin değeri %20 oranında düşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan düşüğü tamamlamak üzere verilen prostoglandin hapının üretici firması ilaç prospektusünde bu ilacin düşük yapmak için kullanılmaması gerektiğini belirten bir ibare bulundurmaktadır. Firma 23 Ağustos 2003 tarihinde tüm sağlık çalışanlarına gönderdiği bir mektupta söyle demektedir: "İlacın hamile kadınlarda üretim amacı dışında kullanımına bağlı olarak anne ve bebek ölümleri, cerrahi onarım gerektiren rahim delinmeleri ve yırtılmaları, histerektomi (rahimin alınması), salpingo-ooferektomi (tüp ve yumurtalıkların alınması), amniyon sıvı embolisi, aşırı vajinal kanama, içeride parça kalması, şok ve kasık ağrısı da dahil olmak üzere ciddi yan etkiler görülebilir. Firma ilacın ülser tedavisi dışında hamile kadınlarda düşük yaptırmak amacıyla kullanımını şiddetle onaylamamaktadır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİMLER KULLANAMAZ?&lt;br /&gt;Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) aşağıdaki durumların varlığında RU-486'nın kullanımını kesinlikle sakıncalı bulmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 haftadan büyük gebelikler&lt;br /&gt;Sprial varlığı&lt;br /&gt;Dış gebelik varlığı&lt;br /&gt;Böbrek üstü bezi ile ilgili patolojilerin varlığı&lt;br /&gt;Kanı sulandıran ilaçların kullanımı&lt;br /&gt;Kanama sorunu olması&lt;br /&gt;Steroid kullanımı&lt;br /&gt;İlaç kullanımını takiben 2. ve 3. aşamalarda kontrole gelme olanağının olmaması&lt;br /&gt;Acil müdahale edilebilecek olanakların olmaması&lt;br /&gt;Kullanılan ilaçlara karşı bilinen bir alerji olması&lt;br /&gt;Öte yandan aşağıdaki durumların varlığında da risklerin yüksek olması nedeni ile mifepriston kullanılması önerilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 yaşından küçük olmak&lt;br /&gt;35 yaşından büyük olmak&lt;br /&gt;Sigara içiyor olmak&lt;br /&gt;Astım hastalığı&lt;br /&gt;Glokom hastalığı&lt;br /&gt;Kalp kapakçık hastalığı&lt;br /&gt;Tansiyon düşüklüğü&lt;br /&gt;Orak hücreli anemi&lt;br /&gt;Karaciğer, akciğer ve böbrek hastalığı&lt;br /&gt;Damar tıkanıklığı&lt;br /&gt;Şeker hastalığı&lt;br /&gt;Kalp hastalığı&lt;br /&gt;Yüksek tansiyon&lt;br /&gt;Anemi&lt;br /&gt;Pelvik iltihabi hastalık varlığı&lt;br /&gt;MİFEPRİSTON İLE DÜŞÜK GÜVENLİ MİDİR?&lt;br /&gt;Tüm bu olası yan etkilerine ve pekçok kadında kullanımının sakıncalı olmasına rağmen uygun kişilerde ve kurallarına uygun şekilde kullanılığında mifepriston ile istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması güvenli bir yöntem olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UZUN DÖNEM ETKİLERİ NELERDİR?&lt;br /&gt;1982 yılından beri yapılan klinik çalışmalarda mifepristona ait uzun dönemde olumsuz sayılabilecek bir etki saptanamamıştır. Ancak süre son derece kısa bir süredir ve uzun dönemde kesin olarak zararsızdır diyebilmek için daha fazla çalışmaya ve veriye gerek vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜŞÜK HAPININ AVANTAJLARI NELERDİR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cerrahi bir işlem gerektirmez&lt;br /&gt;Genel anesteziye ait riskleri taşımaz.&lt;br /&gt;Kürtaja ait komplikasyon risklerini taşımaz&lt;br /&gt;Gelişmekte olan ülkelerde uygun şartlarada yapılmayan kürtajlara bağlı ölüm ve komplikasyon riskini azaltır&lt;br /&gt;DÜŞÜK HAPININ DEZAVANTAJLARI NELERDİR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kadın için uygun bir yöntem değildir. Gerçekte pek çok kadın bu ilacın kullanımı açısından kontraendikasyon grubuna girer&lt;br /&gt;İstenmeyen etkiler daha fazladır&lt;br /&gt;Normalde 10-15 dakika süren kürtaja göre genelde çok uzun zaman alır (yaklaşık 14 gün).&lt;br /&gt;Hastanın belirli aralıklarla doktora gitmesini gerektirir.&lt;br /&gt;Nispeten yeni bir yöntem olduğu için uzun dönem etkileri tam açık değildir.&lt;br /&gt;Hastaların yaklaşık %10'unda başarısız olduğu için yine bir kürtaj gerekir.&lt;br /&gt;İçeride parça kalma olasılığı kürtaja göre daha fazladır.&lt;br /&gt;DÜŞÜK HAPI YAYGIN OLARAK KULLANILIYOR MU?&lt;br /&gt;Düşük hapı olarak tanımlanan mifepriston kullanıma girdiği zamanlarda doğum kontrol hapından beri yapılan en önemli buluş olarak lanse edilmişti ve klasik kürtaja son vereceği öngörülmüştü. Oysa aradan geçen 20 yıla yakın sürede bu öngörü gerçekleşemedi. Avrupada 600.000, Çin'de 2.000.000'dan fazla kadın istemedikleri hamileliklerini bu yöntemle sonlandırmalarına karşın hala daha kürtaj eski önemini koruyor. Amerika Birleşik Devletlerinde ilacın kulllanıma girmesinin birinci yıldönümünde yapılan bir araştırmada jinekologların kürtaj isteyen hastaların sadece %6-12'sine bu yöntemi teklif ettikleri, kadınların ise sadece %3.5-4'ünün kendilerine önerilen yönteme onay verdiği ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorların hapa sıcak bakmamalarının başta gelen nedeni hala daha yöntemin güvenilirliği hakkında duydukları endişe. Öte yandan sigorta sisteminin doktor hatalarında verdiği yüksek cezalardan duyulan korku da işin bir başka yönü. Düşüğün kürtaja göre çok daha uzun sürmesi ve daha yakın ve sık takip gerektirmesi de jinekologların mifepristona sempati duymamalarının bir diğer nedeni. Tedavi sırasında görülen az sayıda ölüm vakası nedeni ile üreten firmaların doktorlara gönderdiği ilaçların güvenli olduğu ancak çok dikkatli kullanılması gerektiği şeklindeki uyarı mektupları da jineklogların endişelerini arttıran bir başka faktör.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar açısından bakıldında ise zaten psiklojik yönden travma yaratabilen gebeliği sonlandırma işleminin çok uzun ve zahmetli olması yöntemin bu kadar düşük oranda tercih edilmesinde en önemli etken. Bir başka önemli etken de tedavinin maliyeti. Kürtajın ortalama 300-400 dolara mal olduğu A.B.D.'de pekçok klinik ve doktor hap ile kürtaj için yaklaşık 100 dolarlık ek fatura çıkartıyor. Bazı merkezler ise kürtaj ile düşük hapı tedavisi arasında 2 kata ulaşan fiyat politikaları uyguluyor. Bu farkın nedeni daha fazla takip gerektirmesi ve malpraktis nedeni tazminat ödeme riskinin kürtaja göre daha yüksek oluşu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜLKEMİZDE DURUM?&lt;br /&gt;Türkiye'de şu anda mifepriston satışta değil. Üretici firmanın Türkiye'de de bu ilacı pazarlamak üzere Sağlık Bakanlığına ruhsat başvurusu yapıp yapmadığı konusunda ise bir bilgim yok. Kısacası bugün için ülkemizde istemedikleri bir hamileliği sonlandırmak isteyen kadınlar için tek yöntem kürtaj. Ülkemizde kürtaj son adet tarihinden itibaren 10. haftaya kadar serbest. Bu haftadan sonra ise ancak bebekte bir anomali saptandığında ya da hamileliğin devamının anne adayının hayatını tehlikeye soktuğu durumarda birden fazla doktorun kararı ile yapılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;World Health Organization, "Pregnancy Termination with Mifepristone and Gemeprost: A Multicenter Comparison Between Repeated Doses and a Single Dose of Mifepristone," Fertility and Sterility, 56:1, 1990, at 40.&lt;br /&gt;A. Davis et al., "Bleeding Patterns After Early Abortion with Mifepristone and Misoprostol or Manual Vacuum Aspiration," Journal of the American Medical Women's Assn., Supplement 2000, 141, at 143.&lt;br /&gt;Spitz IM, Bardin CW, Benton L, Robbins A. Early pregnancy termination with mifepristone and misoprostol in the United States. N Engl J Med. 1998 Apr 30;338(18):1241-7.&lt;br /&gt;Letter from Michael Cullen, MD, Searle's U.S. Medical Director, dated August 23, 2000&lt;br /&gt;Bu yazı Dr.Alper MUMCU dan &lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; alınmıştır&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-952773588117027942?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/952773588117027942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=952773588117027942&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/952773588117027942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/952773588117027942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/dk-hap-veya-dk-inesi.html' title='düşük hapı veya düşük iğnesi'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-3162657052330886950</id><published>2007-12-16T00:53:00.000-08:00</published><updated>2011-10-19T02:55:38.551-07:00</updated><title type='text'>cinsel sağlık-3</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;CİNSEL SAĞLIK HAKKINDA HERŞEY BURADA!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;Doktorunuza gidemeyip öğrenmek istedikleriniz hakkında aşağıdaki seçeneklerden faydalanabilirsiniz. Ancak belirtmemizde fayda var; aşağıdaki bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Daha sağlıklı bilgiyi ve tedavi yöntemini lütfen doktorunuza başvurarak sağlayınız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;NOT:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; DOKTORUNUZU AYAĞINIZA GETİRİYORUZ SAÇMALIĞINA İNANMAYINIZ. İNTERNETTE PAYLAŞILAN BİLGİLERE FAZLA GÜVENMEYİNİZ. HASTALIĞINIZ İÇİN EN GÜVENLİ ÇÖZÜM ÖNERİSİNİ LÜTFEN DOKTORUNUZDAN SAĞLAYINIZ. BU BİLGİLER SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;Site Yönetimi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/arl-cinsel-iliki.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Ağrılı cinsel ilişki (Disparoni)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/arl-adet-grme.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Ağrılı adet görme ( Dismenore)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/adet-dzensizlikleri.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Adet düzensizlikleri&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/astm-ve-gebelik.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Astım ve gebelik&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/amniyosentez-ve-gebelik.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Amniyosentez ve gebelik&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/adet-ncesi-gerginlik.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Adet öncesi gerginlik&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/arsz-doum.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Ağrısız doğum&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/anne-st.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Anne sütü&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bebek-cinsiyet-tayini.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Bebek cinsiyet tayini&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bebein-einin-erken-ayrlmas.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Bebeğin eşinin ( Plasentanın ) erken ayrılması&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bulant-kusma-ve-gebelik.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Bulantı kusma ve gebelik hiperemezis gravidarum&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bel-soukluu.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Bel Soğukluğu Gonore&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bakteriyel-vajinit.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Bakteriyel Vajinit&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/cinsel-iliki-ve-gebelik.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Cinsel İlişki ve Gebelik&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/dk.html"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Düşük: Abortus&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/dk-hap-veya-dk-inesi.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Düşük&lt;/span&gt; &lt;span style="color: blue;"&gt;hapı&lt;/span&gt; &lt;span style="color: blue;"&gt;veya&lt;/span&gt; &lt;span style="color: blue;"&gt;düşük&lt;/span&gt; &lt;span style="color: blue;"&gt;iğnesi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/dermoid-kist.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Dermoid kist matür&lt;/span&gt; &lt;span style="color: blue;"&gt;teratom&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/down-sendrom.html"&gt;&lt;strong&gt;Down Sendrom&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/doumda-suni-sanc.html"&gt;&lt;strong&gt;Doğumda suni sancı&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/doum-srasnda-bebekte-oluan-zararlar.html"&gt;&lt;strong&gt;Doğum sırasında bebekte oluşan zararlar doğum travmaları&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/erken-doum.html"&gt;&lt;strong&gt;Erken Doğum&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/endometrial-polip.html"&gt;&lt;strong&gt;Endometrial polip&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/endometriozis.html"&gt;&lt;strong&gt;Endometriozis&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/endometrium-kanseri.html"&gt;&lt;strong&gt;Endometrium kanseri rahim kanseri&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Arial; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-3162657052330886950?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/3162657052330886950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=3162657052330886950&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3162657052330886950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3162657052330886950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/cinsel-salk-3.html' title='cinsel sağlık-3'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-3259967999888550202</id><published>2007-12-16T00:49:00.001-08:00</published><updated>2011-10-19T02:57:12.679-07:00</updated><title type='text'>düşük</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51942"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Düşük: Abortus&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tanım:&lt;/strong&gt;Gebeliğin ilk 20 haftası içinde, 500 gramdan az embriyo veya fetüs ve eklerinin tamamının veya bir kısmının uterus kavitesi dışına atılması olayına abortus denilmektedir (1977 Dünya Sağlık Örgütü tanımlaması). Kısaca, 20. gebelik haftasından önce herhangi bir nedenle gebeliğin sonlanmasına abortus (düşük) adı verilir. İlk 12 hafta içinde oluşan düşükler erken düşük, 13.-20. haftalar arası oluşanlar da geç düşük adını alır.&lt;br /&gt;veya başak bir tanımla Gebeliğin 20. haftası tamamlanmadan önce (ya da bebek 500 gramlık ağırlığa erişmeden önce) herhangi bir nedenle gebeliğin bitmesine düşük adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin yasal sınırlar içerisinde istek üzerine aile planlaması amacıyla sonlandırılmasına yasal tahliye, başka bir nedenle (anne adayının sağlık durumunun gebeliğin devamına izin vermemesi, bebekte yaşamla bağdaşmayan anomaliler olması veya ölmüş olması) sonlandırılmasına ise tıbbi tahliye adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin sağlıklı ilerleyebilmesi için birçok şart uygun olmalıdır. Tabii ki ilk şart bebeğin sağlıklı olmasıdır. Daha sonra bebeğin büyüme ve gelişmesini sürdürebileceği "yuva" konforlu, sağlıklı olmalıdır. Son olarak, zararlı dış etkenler ile karşılaşma önlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin sağlıklı olması; genetik şifresinin normal olması, rahim içine düzgün bir şekilde yerleşmesine bağlıdır. Genetik şifre bozukluğu (kromozomal anormallik), erken gebelik kayıplarının önemli bir çoğunluğunun nedenidir. Bu durum, doğanın bir savunma mekanizması olarak da yorumlanabilir. Zaten yaşamla bağdaşmayacak sağlıksız gebelik ürünü, erken evrede kaybedilmektedir. Geç gebelik kayıpları ise genellikle, genetik bozukluktan ziyade rahim ve rahim kanalının yapısal bozukluklarına bağlıdır. Bu yapısal bozuklukların başlıcaları; servikal yetmezlik, rahim duvarı yapışıklıkları ve rahim içi anatomik bozukluklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anembriyonik gebelik (anembriyonik=embriyo olmayan yani "boş" gebelik; ingilizce=blighted ovum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan ultrasonda gebelik haftasına göre embriyo görülmesi gerekirken, embriyonun görülememesi durumudur. Embriyonun abdominal (karından yapılan) ultrasonografide takriben 6 haftalıkken, vajinal ultrasonografide ise takriben 5.5 haftalıkken görülememesi durumunda anembriyonik gebelik düşünülür (Ancak gebelik haftası değerlendirmesi yapılırken son adet tarihi baz alındığında oluşabilecek hatalar nedeniyle (geç yumurtlama gibi), haftaya bağlı yorum çok dikkatli yapılmalıdır). Gebelik kesesi bu durumda haftasına uygun büyüklükte olabileceği gibi, normalden büyük ya da küçük olabilir. Embriyo gebeliğin erken aşamasında aşağıdaki anlatılacak nedenlerden birine bağlı olarak ölmüş ve rezorbe olarak ("eriyerek") görülmez hale gelmiş, ya da baştan beri hiç gelişmemiştir. Gebelik hormonları belli bir süre daha etkili olmaya devam eder ve belli bir süre sonra (ortalama 1 hafta içinde) gebeliğin düşükle sonuçlanması beklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anembriyonik gebelik tanısının kesin olduğu durumlarda tıbbi tahliye uygulanmalıdır. Şüphede kalınan durumlarda ikişer gün aralıklarla tercihan vajinal ultrasonografide gebelik kesesinin büyümesi izlenebilir ve /veya beta HCG değerlerinin normal artıp artmadığı araştırılabilir (beta HCG bu dönemde 48 saatte bir yaklaşık iki katına çıkar ve gebelik kesesi günde ortalama 1.2 milimetre büyür). Gebelik kesesinin büyümemesi, küçülmesi veya gerekenden yavaş büyümesi durumunda yine anembriyonik gebelik tanısı konarak gebelik sonlandırılmalıdır.&lt;br /&gt;Geç gebelik kayıpları genellikle, genetik bozukluktan ziyade rahim ve rahim kanalının yapısal bozukluklarına bağlıdır. Bu yapısal bozuklukların başlıcaları; servikal yetmezlik, rahim duvarı yapışıklıkları ve rahim içi anatomik bozukluklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bozulmuş gebelik&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Anembriyonik gebelikle benzer bir durumdur. Sıklıkla gebelik kesesinin düzensiz olarak izlendiği durumlarda bu tanı konur. Normalde yusyuvarlak olması gereken gebelik kesesi düşükten hemen önceki dönemde düzensiz hale gelebilir ve yine sıklıkla kesenin etrafında az miktarda kan birikimi olur. Bozulmuş gebelik ifadesi genellikle bu durumu tarif etmek için kullanılır. Tanı konduktan sonra tıbbi tahliye ile gebeliğe son verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Missed abortion (missed abortus da denir)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Embriyo öldükten belli bir süre sonra anne adayının kanına bazı maddeler geçmeye başlar ve kısa süre içinde gebelik hormonları da azalmaya başlar. Takiben gebelik belirtileri giderek azalır. Döllenen yumurta hücresinin üretilmiş olduğu yumurtalıkta, ovulasyondan hemen sonra çatlamanın oluştuğu bölgede ortaya çıkan ve gebeliğe erken dönemde progesteron desteği veren corpus luteum (korpus luteum okunur) yapısı da çöker. Buna bağlı olarak hormon desteğini yitiren gebelik, uterus kasılmalarıyla kendini dışarıya atma işlemlerine başlar. Bu işlemler genellikle embriyo öldükten sonraki birkaç gün içinde başlar ve bir haftanın sonunda ağrı ve kanamayla gebelik ürünleri dışarı atılır. Embriyonun ölmesinin üzerinden 2 hafta geçmiş olmasına rağmen düşük eyleminin başlamamasına missed abortus ("beklenen ama gerçekleşmeyen" düşük) adı verilir. Bu tanı giderek azalmaktadır, zira günümüzde embriyonun ölü olduğu farkedildiğinde kısa zamanda tıbbi tahliye önerilir. Bu tanı en sık ultrasonda son adet tarihine göre olması gereken embriyo gelişiminin en az iki hafta geri kaldığı ölmüş embriyo (12. haftadan sonra fetus denmelidir) görüldüğünde konur. Tedavi yine gerekli ön tetkikler sonrası tıbbi tahliyedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;IUMF:&lt;/strong&gt; Inutero mort fetalis (=fetusun ölmesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fetusun herhangi bir nedene bağlı olarak öldüğünün gözlenmesi durumunda bu tanı konur. Ölüm gerçekleştikten sonra anne adayının kanına geçen bazı maddelerin etkisiyle ve hormonların azalmasıyla sıklıkla en geç iki hafta içinde düşük eylemi kendi kendine başlar. Ancak günümüzde bu tanı konduğunda beklemek yerine gerekli ön tetkikleri takiben tıbbi tahliye önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aşamada bir konudan daha bahsetmekte fayda vardır: Herhangi bir nedenle embriyo ya da fetus öldüğünde anne adayının kanına geçen maddeler kan pıhtılaşma mekanizmasını olumsuz yönde etkileyen maddelerdir. Bebek öldüğünde gebelik haftası ne kadar ileriyse ve ölümün üzerinden geçen gün sayısı ne kadar fazlaysa kan pıhtılaşmasının olumsuz yönde etkilenme riski o kadar fazladır. Bu pıhtılaşma bozukluğu basit bir şekilde yanlızca pıhtılaşma zamanını hafifçe etkileyen ve uzatan bir bozukluk olabileceği gibi, tüm pıhtılaşma faktörlerinin kısa zamanda tükenmesiyle sonuçlanan ciddi bir durum olabilir. DIC (Disseminated intravascular coagulopathy, yaygın damariçi pıhtılaşması) adı verilen bu durum kanamaya bağlı ölüme bile neden olabileceğinden, bebeğin ölü olduğu saptandığında gerekli ön tetkikler yapıldıktan sonra fazla beklenmeden gebeliğin tahliye edilmesi tercih edilir. Halk arasında bu durum "ölü bebeğin anneyi zehirlemesi" olarak bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DIC ihtimalini araştırmak için kan pıhtılaşmasını değerlendiren testlerin fetusun ölü olduğu tüm durumlarda yapılması gerekir. Özellikle yüksek riskli durumlarda (büyük gebelik, fetusun uzun zamandan beri ölü olduğundan şüphelenilmesi) tahliye öncesi hastanın kan grubuna uygun olarak taze kan hazır bulundurulması da önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Spontan (kendiliğinden) abortus&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bozulmuş gebelik veya anembriyonik gebelik oluştuğunda, bebek öldüğünde yukarıda anlatıldığı gibi fizyolojik mekanizmalar devreye girer ve uterusun içini boşaltarak gebelik öncesi duruma getirmeyi amaçlar. Bu da kendini gebeliğin ilk 20 haftasında kanama, ağrı ve beraberinde "parçalar" düşürme şeklinde gösterir. Gebelik haftası ilerledikçe kaybedilen kan miktarı artar ve düşen "parçaların" hacmi de daha fazla olur. Muayenede serviks (rahimağzı) açıktır ve dışarıya kan ve gebelik ürünlerinin çıktığı gözlenir. Düşük eylemi vücudun kendisi tarafından başlatılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük eyleminin kendi kendine başlayıp bitmesi durumunda komplet abortus (tamamlanmış düşük) deyimi kullanılır. Özellikle ilk 6 haftasında veya 14 haftalıktan büyük olan gebeliklerde oluşan düşüklerde sıklıkla komplet abortus oluşur. Muayenede kanamanın az olduğu gözlenirse ve tercihan vajinal ultrasonografide uterusun içinin tamamen boşaldığı gözlenirse ek müdahale gerekmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı durumlarda ise düşük eylemi başlar ancak uterusun içinin kendi kendine boşalması uzun sürer ve bazen de tam boşalma hiç gerçekleşmez. Bu duruma da inkomplet abortus (tamamlanmamış düşük) adı verilir. Özellikle 6 hafta ile 14 haftalık gebeliklerin düşükle sonuçlandığı durumlarda zarlar ve yeni gelişmekte olan plasenta uterusa sıkıca tutunmuş olduklarından uterus kasılmaları bu yapıları yerinden söküp dışarı atmakta zorlanır. Düşük eylemi sürdükçe uterus tam boşalamamış olduğundan kanama devam eder. Bu durumlarda hem kanamayı durdurmak, hem de içeride kalan parçaların enfeksiyona yolaçmasını önlemek için kürtaj yapılması gerekir. Kürtaj, gebelik haftasına göre değişmek üzere, 10. haftaya kadar genellikle plastik boru şeklinde aletlerle uterus içinde kalan parçaların temizlenmesi işlemine verilen isimdir. Plastik borular, arka kısımlarına takılan vakumun emici etkisiyle ve yine uçlarının nispeten keskin olması nedeniyle uterus duvarına yapışık halde bulunan "parçaları" uterus dışına çekerler. Bazı durumlarda aynı işlem küret adı verilen metal aletler yardımıyla hafifçe kazınarak yapılması gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rest plasenta ("parça kalması")&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük sonrası veya yasal tahliye sonrası uterus içinde plasenta ve gebeliğe ait diğer bazı parçaların kalmasına verilen isimdir. Kanamayı durdurmak ve enfeksiyonu önlemek için genellikle kürtaj uygulanması tercih edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habituel abortus (tekrarlayan düşükler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadının en az iki kere (bazı ekollerde üç kere) düşük yapmasına verilen isimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük neden olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oosit (yumurta hücresi) döllendiği andan itibaren gebelik başlar. Döllenen yumurta hücresi Fallop tüpünde ilerleyerek uterus içine ulaşır ve burada en uygun yerde yerleşir. Bu yerleşme (implantasyon) sonrasında beta HCG salgısı başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğanın en önemli görevlerinden biri yeryüzünün canlılara sunduğu sınırlı kaynaklarından en mükemmel olan canlıların faydalanmasını sağlamaktır. Bunun için de doğa(l) mekanizmalar yeni canlı oluşumunun her aşamasında ve hatta canlılar dünyaya geldikten sonra da hayatın her aşamasında devreye girerek tüm canlılar bir sınava tabi tutulur, "hatalı" olanlar ortadan kaldırılır ve kusursuz olanlara "yer açılır". "En mükemmel" olan burada genetik, yapısal ve işlevsel olarak en mükemmel olan anlamında kullanılmaktadır. Doğal seleksiyon (seçim) adı verilen bu fizyolojik mekanizma "hatalı" olan organizmaları bulur ve yukarıda anlattığımız gibi, mükemmel olanlarına yer açmak için bir anlamda kendi yaptığı hataları yokederek düzeltmeye çalışır. En dar anlamda bakıldığında "düşük" bu fizyolojik mekanizmanın dışavurumlarından biri olarak görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal seleksiyonun düşük eyleminde en önemli özelliklerinden biri en erken dönemlerde devreye girmesidir. Hata henüz büyük boyutlara ulaşılmadan bertaraf edildiğinde mekanizma daha iyi işler. Bu nedenle her ne kadar "düşük" terimini ilk 20 hafta içinde oluşan bir olay olarak tarif etmiş olsak da aslında düşükler en sık gebeliğin oluştuğu ilk günlerde oluşur ve önemli bir kısmı da henüz adet gecikmesi gibi gebelik belirtileri oluşmadan, yani kadın gebe olduğunu algılamadan meydana gelir. Döllendikten hemen sonra süreç işlemeye başlar ve döllenmiş olan ancak "kalitesi düşük" yumurta hücresi hemen yokedilmeye çalışır. Bu süreç o kadar hassas işler ki, bu aşamadan adet gecikmesi olan gebeliğin dördüncü haftasına kadar oluşmuş olan gebeliklerin yaklaşık %25'i düşükle sonuçlanır. Bu gerçeği beta HCG hormonu ölçüm yöntemleri geliştirildikten sonra anlamış bulunuyoruz. Yukarıda anlattığımız gibi implantasyon (uterus içinde yerleşme) oluştuktan hemen sonra başlayan beta HCG salgısı hassas laboratuar incelemeleriyle ölçülebilmekte ve kadında henüz adet gecikmesi olmadan beta HCG salgısının arttığının gözlenmesiyle gebelik tanısı kesin konabilmektedir (gebeliğin tanısı hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için tıklayın). Bu aşamada henüz biyolojik olarak gebelik başlamamış olduğundan ve kan biyokimyasına göre (yani beta HCG artışına göre ) gebelik tanısı konduğundan gebeliğe "kimyasal gebelik" adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal seleksiyonun diğer bir özelliği de hatalarını düzeltme yönündeki tutumunu "inatçı" bir şekilde devam ettirmesidir. Kadında adet gecikmesi olduktan sonra da takip devam eder ve tanısı konmuş gebeliklerin yaklaşık %15'i de gebeliğin ilerleyen haftalarında düşükle sonuçlanır. Yani bunun anlamı, oluşmuş gebeliklerin yaklaşık %40'ı düşükle sonuçlanmaktadır! Bu durum doğanın çok hata yapmasından değil, en ufak hataları bile "affetmemesinden" kaynaklanan bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik haftası ilerledikçe gebeliğin düşükle sonuçlanma olasılığı azalır. Zira doğal seleksiyon süreci "hatalı gebelikleri" sıklıkla erken gebelik haftalarında yakalar ve sonlandırır. Nitekim düşüklerin %80'i gebeliğin ilk 12 haftasında gerçekleşir ve bu haftadan sonra düşük riski giderek azalır. Yapılan bazı çalışmalar bebeğin ultrasonografide kalp atışlarının gözlenmesi durumunda düşük riskinin %3'e kadar düştüğünü göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda anlattığımız bu doğal seleksiyon süreci elbette her düşüğün nedeni değildir. Özellikle tekrarlayıcı düşüklerin önemli bir kısmı, kadında varolan bazı yapısal kusurlara (uterus şekil bozuklukları gibi), hormonal dengesizliklere (polikistik over gibi, tiroid işlev bozuklukları gibi), kadında ve /veya erkekte varolan genetik bazı kusurlara bağlı (dengeli translokasyonlar gibi) olarak da oluşabilir. Aşağıda bu nedenlerin daha geniş bir listesini bulacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak şunu kesinlikle söyleyebiliriz: Erken gebelikte ortaya çıkan düşüklerin %50'sinden fazlası bebekte tesadüfi olarak ortaya çıkan ve tekrarlayıcı özelliği bulunmayan kromozom anomalilerine bağlı meydana gelir. Düşük esnasında gebelik haftası ne kadar ufaksa nedenin böyle olma olasılığı o kadar yükselir. Bu yüzden de düşük, üreme çağında bulunan kadınların sıklıkla yaşadığı ve çoğunlukla tekrar etmeyen bir durum olarak kabul edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal seleksiyon elbette her üretim hatasını saptayamaz ve bazı gebelikler hatalı üretilmiş olmalarına karşın devam eder. Doğal seleksiyon süreci bu hataları gebeliğin ilerleyen haftalarında yakaladığında kendini geç düşükler ya da erken doğum, ölü doğum şeklinde belli edebilir. Esasen erken doğumların bir kısmının nedeni de budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal seleksiyon hatalı üretimi doğuma kadar yakalayamadığında yeni doğan döneminde yakalayabilir. Yeni doğan ölümlerinin önemli nedenlerinden biri de anomalili doğmuş bebeklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlerde düşük yapma riski daha yüksektir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne (ve baba adayının) gebeliğin oluştuğu esnada yaşı ne kadar yüksekse ve kadının daha önceden yaşadığı gebelik sayısı ne kadar fazlaysa gebeliğin düşükle sonuçlanma riski de o kadar artar. Bu doğaldır, zira yaş arttıkça gamet hücrelerinde (kadınlarda yumurta hücresi, erkeklerde sperm) genetik bozukluklar meydana gelme olasılığı ve bu meydana gelen bozukluğun döllenmiş hücreye geçme olasılığı artar. 20 yaşından daha genç olan anne adaylarında düşük riski yaklaşık %10 iken (gebelik tanısı konulan gebeliklerin düşük oranı), 40 yaşından daha ileri yaşta olanlarda bu risk %30 civarındadır. Baba adayının yaşının 40'ın üzerinde olduğu gebeliklerde de düşük riski iki kat artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemli etken olan anne ve baba adayı yaşı dışında, anne adayında hormonal bazı hastalıklar (polikistik over, hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması)), kronik hastalıklar (özellikle kalp, karaciğer ve böbrek hastalıkları, bazı otoimmun hastalıklar, tüberküloz, kanser, ileri derecede kansızlık), jinekolojik hastalıklar (uterus şekil bozuklukları, uterusta yapışıklıklar, myomlar, tedavi edilmemiş bazı vajinit türleri, sigara ve alkol kullanımı ve mesleki olarak bazı maddelere sürekli maruz kalma da düşük oluşma riskini artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki gebeliklerinden biri düşükle sonuçlanmış olan anne adaylarında da yeni bir gebeliğin düşükle sonuçlanma riski hafifçe artar. Daha önce yapılan iki veya daha fazla düşükte ise önceden gerçekleşmiş düşük sayısı arttıkça yeni gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski artar. Her ne kadar düşük sayısı arttıkça yeni oluşan bir gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski yükselse de, istatistikler üç veya çok daha fazla sayıda düşük yapmış anne adaylarında bile sağlıklı bir bebek doğurma olasılığının %55 ile %75 arasında olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni doğum yapmış bir anne adayında doğumdan sonraki ilk üç ayda oluşan gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski nispeten yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük nasıl belirti verir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşüğün "olmazsa olmaz" belirtisi kanamadır. Erken gebelik haftalarında kanamanın beraberinde ağrı olmayabilir ve "parça düşürme" de "parçaların" ufak olması nedeniyle algılanamayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük tehdidi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin ilk yarısında kanama ya da kanlı akıntı olması durumunda yapılan jinekolojik muayenede kanamanın uterus dışında bir yerden gelmediğine emin olunduğunda düşük tehdidi tanısı konur. Bazı anne adaylarında basur kanaması, idrar yollarındaki kanama, ya da serviksteki bir hastalığa bağlı olarak özellikle cinsel ilişkiden sonra oluşan kanama da yetersiz bir değerlendirme sonucu düşük tehdidi sanılabilir. Bu nedenle "düşük tehdidi" tanısını hemen koymadan komple bir jinekolojik ve genital muayene ihmal edilmemelidir. Anne adaylarının çoğu bu muayeneye karşı isteksizdir. Ancak jinekolojik muayene ve/veya ultrasonun düşüğe neden olduğu konusunda bilimsel bir veri bulunmamaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde oluşan kanamanın diğer nedenlerini de asla gözardı etmemek gerekir. Bunlar arasında en önemlileri dış gebelik, mol gebeliği, selim ve habis tümörler, sindirim sisteminden veya idrar yollarından olan kanamalardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklenen adet döneminde oluşan kanama ("üstüne görme"), implantasyonda (beklenen adetten bir hafta önce) oluşan kanama, 8. hafta civarında plasentanın corpus luteum işlevlerini üzerine almasına bağlı oluşan kanama da sağlıklı seyreden bir gebelikte ender olarak görülen "lekelenmenin" nedeni olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük tehdidi tüm gebeliklerin %20-25'inde görülen ve özellikle erken gebelik haftalarında %40-50 düşükle sonuçlanan bir durumdur. Düşük tehdidi kanaması genellikle hafiftir ancak günler hatta haftalar sürebilir. Kanama miktarı arttıkça düşük tehdididin düşükle sonuçlanma riski de artar. Gerçek bir düşük tehdidi geçiren anne adaylarında gebeliğin ilerleyen haftalarında da erken doğum, bebekte gelişme geriliği gibi normaldışı bir durum ortaya çıkma olasılığı nispeten artar. Bu nedenle bu tanıyı almış anne adaylarının gebelik döneminde ve doğumdan hemen sonraki dönemde daha sıkı takip edilmeleri uygundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük tehdidi tanısı koyabilmek için jinekolojik muayenede serviksin kapalı olduğu gözlenmeli ve ultrasonda bebeğin kalp atışlarının olduğu gözlenmelidir. Bebeğin kalp atışlarının henüz ultrasonla gözlenemeyecek kadar ufak olduğu veya henüz embriyonun bile görülemediği erken gebelik haftalarında ise uterus içinde gebelik kesesinin düzgün yapısının devam ettiği gözlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük tehdidi durumunda ne yapılmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük tehdidi tanısı konduğunda cinsel ilişki uterusta kasılmalara yolaçtığından yasaklanır. İstirahat edilmesi de dahil olmak üzere düşük tehdidinde alınan önlemlerin kesinlikle başarılı olduğu yönünde bilimsel veriler mevcut değildir. Progesteron tedavisi sık uygulanmasına karşın bunun da etkili olduğunu söylemek için elimizde yeterli bilimsel veri mevcut değildir. Hatta bazı çalışmalar bu tedavinini önlenmesi imkansız olan bir düşüğü geciktirdiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşüklerden sonra mutlaka uygulanması gereken anti-D immunglobulin (Rhogam, yani "uyuşmazlık iğnesi") kan uyuşmazlığı olan çiftlerde ihmal edilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin sağlıklı olup olmadığını değerlendiren testler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beta HCG&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beta-HCG, gebelik oluştuktan yaklaşık 6 gün sonra (gebelik ürünü endometriuma yerleştikten sonraki ilk saatlerde) kana geçmeye başlar. Hassas gebelik testleri, kanda beta HCG'yi henüz adet gecikmesi olmayan bir dönemde, son adet tarihinden sonraki 24. günde saptayabilirler. Beklenen adet geciktiğinde kanda beta HCG oranı yaklaşık 100-600 IU/l'dir. Bu seviye 8-10. haftalar arasında 100.000 IU/l'lik maksimum seviyeye ulaştıktan sonra giderek azalır ve 20. haftadan itibaren gebeliğin sonuna kadar 10.000'lik seviyede kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eczanelerde satılan testler güvenilir midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu testlerde iki sorun vardır: Öncelikle bu testler idrardaki beta HCG'yi saptadıklarından, kandaki beta HCG belli bir seviyeye ulaşıp idrara da yansıyana kadar, gebelik olmasına karşın negatif sonuç verebilirler. Testin hassasiyetine bağlı olarak, idrarda beta HCG saptanması, adet gecikmesinin bir hafta ile 10 gün sonrasına kadar gerçekleşmeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir sorun da LH adı verilen ve ovulasyonun yönetiminden sorumlu olan hormon yapısal olarak beta HCG'ye çok benzer ve özellikle eski teknolojiyle çalışan testler LH'yı beta HCG sanarak yanlış bir şekilde gebeliğin pozitif çıkmasını sağlayabilirler. Bu tür testler özellikle LH'nin yumurtlamadan önceki fizyolojik yükseldiği dönemde uygulandıklarında pozitif sonuç vererek yanıltabilirler. Bu yüzden piyasadan satın aldığınız testin özellikleri hakkında bilgi edinmeniz ve mümkün olan her durumda klinik veya hastanelerde kullanılan hassas testleri yaptırmanız daha uygundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin seyrinin sağlıklı olup olmadığı konusunda kanda seri beta HCG ölçümleri değerli bilgiler verir. Normal bir intrauterin (rahimiçi) gebelikte 48 saat arayla yapılan ölçümde (kural olmamakla beraber) beta HCG seviyesinin iki kat artması beklenir. Bu artış olmadığında veya düşüş gerçekleştiğinde dış gebelik veya bozulmuş gebelik söz konusu olabilir. Kesin tanı elbette klinik ve ultrasonografi bulgularıyla beraber konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine kandaki beta HCG seviyesi haftaya göre aşırı yüksek bulunduğunda (çoğul gebelikte olması gerekenden bile yüksek olduğunda) mol gebeliği veya Down sendromu gibi normaldışı bir durumdan şüphelenilebilir. Yine kesin tanı diğer tanı yöntemleri beraberce kullanılarak konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ultrasonografi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transvajinal ultrasonografi abdominal (karından yapılan) ultrasonografiye göre daha güvenilir bilgiler verir ve gebelik yapıları vajinal yolla bakıldığında abdominal yola göre bir hafta daha erken görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik kesesi çapı, gebelik kesesinin düzenli olup olmaması, yolk sac (yolk sak okunur) adı verilen yapının büyüklüğü ve özellikleri, fetusun boyu ve kalp atışlarının gözlenip gözlenememesi, fetusun kalp atım sayısı gibi özellikler gebeliğin seyri hakkında değerli bilgiler verir. Bunların beraberce veya birbirini takipeden sırada değerlendirilmesi düşük riski olan anne adaylarında gebeliğin durumu hakkında iyi bir kılavuz olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beta HCG değerinin 1500 IU/l olmasına karşın transvajinal ultrasonda gebelik kesesinin görülememesi, 6000 IU/l olmasına karşın transabdominal ultrasonda gebelik kesesinin görülememesi durumunda dış gebelik söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine transvajinal ultrasonda gebelik kesesi 13 mm. ve daha büyük olmasına karşın yolk sac yapısının henüz gözlenememesi, kesenin 17 mm. ve daha büyük olmasına karşın embriyonun gözlenememiş olması gebeliğin sağlıklı olmadığını düşündürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşüğün tekrarlama riski nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez düşük yapan kadının sonraki gebeliğinde tekrar düşük yapma riski %20'dir. Üç ve daha fazla sayıda düşük yapmış bir kadının ise yeni bir gebelikte tekrar düşük yapma riski yaklaşık %50'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar düşük sayısı arttıkça yeni oluşan bir gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski yükselse de, istatistikler üç veya çok daha fazla sayıda düşük yapmış anne adaylarında bile sağlıklı bir bebek doğurma olasılığının %55 ile %75 arasında olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşükten ne kadar sonra gebe kalınabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez düşük yaşadıysanız, yaşadığınız düşük mol gebeliğine bağlı değildiyse, düşük sonrasında aşırı kanama, enfeksiyon gibi normal dışı bir durum söz konusu olmadıysa, tedavi gerektiren bir hastalığınız yoksa yaşadığınız düşük muhtemelen tekrarlayıcı özelliği yüksek olmayan bir düşüktür ve ileri inceleme gerektiren bir durum da değildir. Kendinizi psikolojik olarak yeni bir gebeliğe hazır hissettiğinizde yeniden gebe kalabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdakilerden daha farklı bir durumdaysanız (birden fazla düşük, mol gebeliği, düşük sonrası problem, kronik bir hastalığın varlığı gibi) doktorunuza danışmalı ve gerekli inceleme ve tedaviler sonrasında gebe kalmalısınız&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-3259967999888550202?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/3259967999888550202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=3259967999888550202&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3259967999888550202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3259967999888550202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/dk.html' title='düşük'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-5397385911990325271</id><published>2007-12-16T00:48:00.003-08:00</published><updated>2011-10-19T02:56:27.063-07:00</updated><title type='text'>cinsel ilişki ve gebelik</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51937"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;Cinsel İlişki ve Gebelik&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gebelik kadın hayatını kökten etkileyen son derece değişik bir süreçtir. Bu süreç içerisinde fiziksel değişikliklerin yanısıra pekçok psikolojik değişiklik de ortaya çıkar. Hayatın her evresinde büyük önem taşıyan cinsellik ve cinsel yaşam çoğu zaman gebelikten olumsuz etkilenir. Özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında bu sürece uyum sağlama aşamalarında cinselliğe karşı soğukluk olabilir. Aslında cinsellik ve cinsel istek insanın içinde doğuştan var olan 5 içgüdüden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Gebeliğin fark edilmesi ile birlikte annelik içgüdüsü biraz daha baskın hale gelir. İlk gebeliğini yaşayanlar da dışarıdan gelecek her türlü müdahalenin bebeğe zarar vereceği düşüncesi anne addayının cinsel isteklerini köreltebilir. Oysa ki normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin olumlu yada olumsuz hiçbir etkisi yoktur. Halk arasında erken dönemde yaşanacak cinsel ilişkinin bebekte sakatlık ya da ölüme neden olacağı veya bir düşük ile sonuçlanacağı fikri hakim olmasına rağmen bunun hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Gebelik ilerledikçe ve anne adayı kendisinde gerçekleşen bu değişime uyum sağladıkça cinsel istekde de bir artış görülebilir.Rahimin iyice büyümesi ile birlikte cinsel ilişki teknik olarak zor bir hal alır. Bu durum zaman zaman anne adayında ağrı ve acıya neden olabilir. Gebeliğin son dönemlerinde bu nedenle cinsel istekte yeniden azalma görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyin normal olarak gittiği durumlarda son 4 haftaya kadar cinsel yaşamda hiçbir kısıtlama yoktur. Son 4 haftada ise erkeğin ejekulasyon sıvısı içinde bulunan bazı maddelerin rahim kasılmalarını başlatabileceği düşüncesi ile ilişki önerilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceden tekrarlayan düşük öyküsü olan veya erken doğum yapan kadınlarda ilk 2 ayda ilişki kısıtlanabilir. Yaşamakta olduğu gebeliğinde herhangi bir dönemde vajinal kanama olması durumunda ve düşük tehdidi, erken doğum tehtidi olan kadınlarda ilişki kesinlikle yasaklanır. Bu yasak tehlikenin ortadan kalktığı kesin olarak saptanana kadar devam eder.Erkekde veya kadında teşhis edilmiş genital enfeksiyon varlığında da enfeksiyon tedavisi tamamlanıncaya kadar yasak konmalıdır. Riskli gebelikler sınıfına giren plasenta previa durumunda da kanamayı başlatma riski nedeni ile ilişkiden kaçınmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebe kadın psikolojik korkular nedeni ile ilişkiden kaçınıyorsa bu durumu anlayışla karşılamak ve zorlamamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı Dr.Alper MUMCU dan &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: #9d0000; font-size: large;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt; alınmıştır&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-5397385911990325271?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/5397385911990325271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=5397385911990325271&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/5397385911990325271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/5397385911990325271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/cinsel-iliki-ve-gebelik.html' title='cinsel ilişki ve gebelik'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-7753118728540518762</id><published>2007-12-16T00:48:00.001-08:00</published><updated>2007-12-16T00:48:15.516-08:00</updated><title type='text'>bakteriyel vajinit</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51932"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bakteriyel Vajinit&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk defa 1955 yılında tanımlanan ve Haemophilus vaginalis adı verilen bir bakterinin yol açtığı vajinal enfeksiyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkene Gardnerella vajinalis adı da verilir. Cinsel ilişki ile bulaşabilir ancak bu konuda bilimsel bir görüş birliği yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında en çok görülen vajinal enfeksiyonun mantar enfeksiyonu olduğu sanılmasına rağmen gerçekte en sık bakteriyel vajinozis yani Gardnarella enfeksiyonu görülür. Kadınların %10-68'inde gardnarelle vajiniti görülür.Genelde üreme çağındaki kadınlarda rastlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gardnarella vajinlis etkeni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;Vajina, ürethra (mesane ile idrar çıkış noktası arasındaki boru), mesane ve genital bölgedeki deriyi tutar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normalde kadın vajinasında belirli miktarda gardnarella vajinalis mikroorganizması bulunur. Vajina içerisinde pekçok mikroorganizma barınır ancak bunlar belirli bir denge içinde bulunduğundan enfeksiyona neden olmazlar. Bu dengeyi sağlayan en önemli unsurlardan birisi laktobasil adı verilen mikroorganizmalardır. Laktobasiller vajianın asit baz dengesini sağlayarak diğer organizmaların enfeksiyon yapacak kadar çoğalmalarını engellerler. Bu denege bozulduğunda enfeksiyon ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gardneralla vajinalis enfeksiyonu çoğu zaman herhangi bir belirti vermez. En sık karşılaşılan yakınma kötü kokulu bir akıntıdır. Tipik olarak gri renkli ve kötü kokulu akıntı mevcuttur. Vajinanın pH'ı bazik yöne kayınca ortaya bazı aminler çıkmakta ve enfeksiyonda tipik olan balık kokusu duyulmaktadır. Bu balık kokusu bakteriyel vajinit için tipiktir. En sık adet kanaması sonrası ya da cinsel ilişkiyi takiben duyulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı&lt;br /&gt;Tanı muyanede akıntının görülmesi ile ya da alınan akıntı örneğinin mikroskop altında incelenmesi ile konur. Bazen herhangi bir bulgu olmayan olgularda vajinal kültr ya da smear testi sonucu fark edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Tedavi edilmediği taktirde pelvik enfeksiyonlara neden olabilir. Tedavide lokal ve sistemik antibiyotikler kullanılır. Olguların %79'unda erkek ürethrasında da bu mikroorganizmaya rastanır. Bu nedenle inatçı olgularda eş tedavisi de önerilmektedir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;"Bu yazı Dr. Alper Mumcu'dan (&lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;) alınmıştır"&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-7753118728540518762?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/7753118728540518762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=7753118728540518762&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/7753118728540518762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/7753118728540518762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/bakteriyel-vajinit.html' title='bakteriyel vajinit'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-4669293616309365028</id><published>2007-12-16T00:47:00.003-08:00</published><updated>2007-12-16T00:47:50.444-08:00</updated><title type='text'>bel soğukluğu</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51928"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bel Soğukluğu Gonore&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neisseria gonorrhoeae (gonokok) adı verilen bakterinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık görülenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.B.D.'de her 30 saniyede bir kadının bel soğukluğuna yakalandığı ileri sürülmektedir. Bu kişiler 3-5 gün süren kuluçka dönemi süresince ileri derecede bulaştırıcı olmaktadırlar. Gonoreli bir erkek ile ilişki kuran her kadın enfekte olmaz. Sadece %60-90 kadında enfeksiyon gelişir. Kadından erkeğe bulaşma ise daha zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gonoreli bir kadınla ilişkide bulunan erkeklerin %20-40'ı enfekte olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda en çok rahim ağzında yerleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokuların yapısı nedeni ile vajina dokusunda gonore bakterisi yerleşemez. Rahim ağzı (serviks) dışında sırasıyla ürethtra ve vajinanın hemen girişinde her ki yanda yer alan bartholin bezlerini tutar. Kadınların %80'inden fazlası asemptomatik kalır yani hiçbir belirti olmaz. Bu kuluçka döneminin değişken olabileceğinin belirtisidir. Gonoreye neden olan diplokoklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bel soğukluğuna neden olan gonokoklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;Bel soğukluğunun en sık yarattığı yakınma vajinal akıntıdır. Bu akıntı sarı-yeşil renkli ve kötü kokuludur. Sümüğümsü bir yapısı vardır. Beraberinde nadiren kaşıntı da olabilir. Bu tabloya idrar yaparken yanma da eşlik edebilir. Akıntıdan sonra en sık görülen yakınma ise kasık ağrısıdır.Genelde her iki tarafta da ağrı olur. Öğleden sonra ve akşam çıkan ateş görülebilir. Bartholin bezi tutulmuş ise vajina girişinde oldukça ağrılı bir şişlik yani bartholin absesi olabilir. Mikroorganizma kan dolaşımına geçer ise eklemlerde de enfeksiyona neden olabilir.Eklem ağrıları ve şişlikleri görülür. Tek bir eklemde belirtiler olmaz. Ağrılar gezici tiptedir. Bir eklem düzelir belirtiler bir diğerinde başlar. Buna gezici eklem ağrıları adı verilir. Nadiren gonokoka bağlı boğaz enfeksiyonları gelişebilir. Doğum esnasında anneden bebeğe geçerek yenidoğanın gözlerinde konjuktivite yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gonorenin en önemli komplikasyonu pelvik iltihabi hastalıktır. Enfeksiyonun tüplere ve yumurtalıklara kadar ilerlemesidir. Kısırlık dahil pekçok komplikasyon yaratır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı&lt;br /&gt;Servikal ve vajinal akıntının incelenmesi ile konur. Vajen kültürü alınmasının en faydalı olduğu durum gonoredir. Kültürde gonokokların üretilmesi tanı için yeterlidir.Klinik olarak tanı konmuş olsa bile bunun kültür ile doğrulanması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Bel soğukluğu tedaviye son derece duyarlı bir hastalıktır. Antibiyotik tedavisi ile genelde iyileşme sağlanır. Antibiyotik kullanımından bir hafta sonra kültürler tekrarlanarak enfeksiyonun geçtiği teyid edilmelidir.&lt;br /&gt;"Bu yazı Dr. Alper Mumcu'dan (&lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;) alınmıştır"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-4669293616309365028?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/4669293616309365028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=4669293616309365028&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4669293616309365028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4669293616309365028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/bel-soukluu.html' title='bel soğukluğu'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-7381076658023241043</id><published>2007-12-16T00:47:00.001-08:00</published><updated>2007-12-16T00:47:28.276-08:00</updated><title type='text'>bulantı kusma ve gebelik</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51926"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bulantı kusma ve gebelik hiperemezis gravidarum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük yaşamda midesi bulanan birisine en sık yapılan espirilerden birisi hamilemisin? diye sormaktır. Filmlerin bir çoğunda karakterlerden birinin hamile kaldığı izlenimi durup dururken midesinin bulanması ya da kusması yoluyla verilir. Hamilelik ve bulantı arasındaki ilişki bu derece güçlüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan pekçok araştırmada her 100 hamile kadından 50 ile 70'inin az ya da çok bulantı ve kusma sorunu yaşadığı saptanmaktadır. Her 1000 hamile kadından 5-10'unda ise bulantı ve kusmalar hastaneye yatacak ve besin maddelerinin damardan verilmesini gerektirecek kadar şiddetli olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakınmalar sabahın erken saatlerinde daha şiddetli olduğu için durum İngilizce'de sabah hastalığı anlamına gelen "morning sickness" şeklinde adlandırılır. Duruma verilen bir başka isim de gebelik hastalığıdır. Bilimsel olarak ise emesis gravidarum olarak tanımlanır. Şiddetli olgular ise hiperemesis gravidarum adını alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğe bağlı bulantı ve kusmalar genelde gebeliğin 6. haftası civarında başlar ve 14-16. haftalar arasında şiddetli giderek hafifler ve kaybolur. Bununla birlikte bazı kadınlarda belirtiler 4. haftada başlayıp tüm hamilelik boyunca da devam edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulantı ve kusmalar ilk hamileliğini yaşayanlarda daha fazla görülmekle birlikte bu bir kural değildir. Her hamilelik birbirinden farklı olduğu için aynı kadının iki hamileliği arasında da farklılıklar olabilir. İlk hamileliğinde sorun yaşamayan bir kadının ikinci hamileliğinde şiddetli bulantı ve kusmalar görülebileceği gibi bunun tam tersi de söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin erken dönemlerinde bu sorunu yaşayan ve bir miktar kilo da kaybeden anne adayının en büyük endişesi kendisi birşey yiyemediği için bebeğinde sorun çıkma olasılığıdır. Kilo kaybının aşırı olmadığı, anne adayında sıvı elektrolit denge bozukluklarıın görülmediği olgularda bebeğin zarar görme olasılığı son derece düşüktür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak bulantı ve kusmaların olması gebeliğin yolunda gittiğinin bir göstergesi olarak kabul edilir. Gözleme dayalı çalışmalarda bulantı ve kusma yaşayan kadınlarda düşük yapma olasılığının daha az olduğu gösterilmiştir. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak bazı araştırmacılar bulantıların anne adayını bebeğe zarar verebilecek bazı maddelerden uzak tuttuğunu kusmaların ise yine anne adayında bulunan ve yine bebeğe zarar verebilecek bazı toksinlerin uzaklaştırılmasına yaradığını ileri sürmektedirler ve bu iddialarını doğanın koruma mekanizmalarından biri olarak tanımlamaktadırlar. Ancak bu iddiaları destekleyecek yeterli bilimsel kanıt mevcut değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan anne adayında bulantı ve kusma olmaması ya da çok hafif olması da asla birşeylerin ters gittiği anlamına gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedenleri&lt;br /&gt;Hamilelik sırasında görülen bulantı ve kusmaların altına yatan nedenin ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. Yakınmaların kanda gebeliğe bağlı olarak yükselen hCG, ve östrojen hormonlarının artış şekline paralel olması, hormonların normalden yüksek olduğu çoğul gebelik ve mol gebelik gibi durumlarda daha şiddetli görülmesi gibi gözlemler nedeni ile bu hormonların beyindeki bulantı merkezini uyararak tabloya neden olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan psikolojik ve fiziksel stress ve yorgunluk da bulantı ve kusmaları arttırabilmektedir. Özellikle istenmeyen gebelik varlığında durum daha şiddetli olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamile kadınların kokuya olan hassasiyetleri çok artmaktadır. Bu hassasiyet özellikle sigara, yemek ve parfüm kokularında daha belirgindir. Hamile bir kadın bu tür kokuları şaşılacak bir şekilde çok uzaklardan dahi fark edebilmektedir. Bu durumun altında yatan neden de tam olarak bilinmemekle birlikte artan östrojen hormonunun sorumlu olduğu düşünülmektedir. Kokular kadında öğürme refleksini harekete geçirerek kusmaları tetikleyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan bir çalışmada şiddetli bulantı ve kusma sorunu yaşayan hamile kadınlarda mide ülserinden de sorumlu olduğu düşünülen h.pylori isimli bakteriye daha sık rastlandığı saptanmıştır. Bununla birlikte h.pylori ile gebelik hastalığı arasında herhangi bir ilişki ortaya konamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik bulantı ve kusmalarında en etkili sonuçların B6 vitamini ile alınması bu vitamin eksikliğinin altta yatan neden olabileceğini düşündürse de yapılan çalışmalarda kusma olan ve olmayan hastalar arasında B6 vitamini eksikliğinin görülme sıklığında bir fark olmadığı ortaya konmuştur. B6 vitamininin hangi mekanizma ile tabloyu düzelttiği bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka iddia da hamilelik sırasında vücudun karbonhidratları sindirme şeklinde ortaya çıkan değişimlerin de bu tabloya neden olabileceğidir. Bu değişimler direkt olarak bulantı ve kusmalara neden olmasa da kişiyi olayı tetikleyen faktörlere karşı daha hassas hale getirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimler daha yüksek risk altındadır?&lt;br /&gt;Kesin olmamakla birlikte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkiz ya da daha fazla sayıda bebek bekleyen anne adaylarında hastalığın görülme olasılığı ve şiddeti daha fazladır. Ancak bu bir kural değildir. Hiçbir sorun yaşamayan pekçok çoğul gebelik olduğu da akıldan çıkartılmamalıdır.&lt;br /&gt;Daha önceden doğum kontrol hapı kullanan ve bu sırada hapa bağlı olarak bulantı yaşayanlarda gebelikleri sırasında gebelik hastalığı görülme olasılığı daha yüksektir. Bunun nedeni östrojene olan aşırı duyarlılık olabilir.&lt;br /&gt;Araç tutuması olanlarda hastalık daha sık görülmektedir.&lt;br /&gt;Kendi annesi ya da kız kardeşlerinde gebelik hastalığı olanlarda bu tablonun ortaya çıkma olasılığı biraz daha yükektir.&lt;br /&gt;Migren öyküsü olanlarda gebelik hastalığı daha sık görülür.&lt;br /&gt;Genç yaştaki anne adaylarında daha sık görülür&lt;br /&gt;İlk gebeliğini yaşayanlarda daha sık görülür.&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;Gebelik hastalığında en sık karşılaşılan bulgu hastalığın adından da anlaşılabileceği gibi bulantı ve kusmalardır. Altıncı hafta civarında başlayan yakınmalar 8-12 haftalar arasında zirveye ulaşır, daha sonra giderek hafifler ve 14-16 haftalar civarında kaybolur.Yakınmalar genelde sabahları daha şiddetli olur. Ancak bazı kadınlarda gün sonunda şikayetler artabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek, parfüm, sigara gibi yoğun kokular genelde yakınmaları tetikler. Bazı kadınlarda sadece öğürme hissi olurken bulantı ve kusma görülmez ya da sadece öğürtü ve bulantı olur ancak kusma olmaz. Pekçok yemek kokusu olayı tetiklediğinden kişi yemek yemek istemeyebilir. Buna bağlı olarak 3-4 kilogram civarında bir kilo kaybı görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin hayat kalitesi olaydan olumsuz yönde etkilenebilir iş ve ev yaşamında sorunlar yaşanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik hastalığında görülebilen diğer yakınmalar çarpıntı, tükürük salgısında aşırı artış ve ağız kokusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulantıların şiddetine bağlı olarak yemek borusunda tahriş ve yemek borusu ile midenin birleştiği yerde küçük yırtıklar olabilir. Mallory-Weis sendromu adı verilen bu durumda kusmuk materyali içinde taze kan görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şiddetli olgularda sıvı elektrolit dengesizlikleri, dehidratasyon (sıvı azalması), ateş, kanda asit-baz bozuklukları, deride kuruluk, kan basıncında azalma, idrar miktarında azalma ortaya çıkabilir. Bu hastalarda kanda keto asitler arttığı için diabet komasındakine benzer bir ağız kokusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi edilmeyen ihmal edilmiş şiddetli hiperemesis gravidarum olgularında Wernicke ensefalopatisi adı verilen ve nadir görülen bir sinir sistemi hastalığı ve hatta ölüm dahi söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek üzerindeki etkileri&lt;br /&gt;Hafif ve orta derecede bulantı ve kusma varlığının gebeliğin yolunda seyrettiği şeklinde yorumlanabileceğini belirtlmiştik. Tablonun daha şiddetli olduğu hiperemesis gravidarum olgularında yapılan pekçok çalışmada da yakınması olan ve olmayan kadınların bebeklerinin sağlık durumları arasında önemli bir farklılık olmadığı gösterilmiştir. Bununla birlikte hastaneye yatmayı gerektirecek kadar şiddetli yakınması olan kişilerin bebeklerinde düşük doğum ağrılığına daha sık rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı&lt;br /&gt;Hafif ve orta şiddetle olgularda tanı öyküye dayanılarak konur. Şiddetli olgularda ise değerlendirme daha farklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddetli hipermesis gravidarum olgularında öncelikle bu tabloya neden olabilecek mol gebelik, böbrek enfeksiyonu, pankreas iltihabı, safra kesesi hastalıkları hepatit, apandisit, gastroenterit, mide ülseri, tiroid hormon yüksekliği gibi hastalıkların olmadığının gösterilmesi için genel bir fizik muayene yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından olayın şiddetini saptamak amacıyla bazı laboratuvar testlerine başvurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar testi yapılarak yoğunluğu ölçülür ve vücudun sıvı açığı hakkında fikir edinilir. İdrarda aseton ve keton bulunması ve bunların miktarı da olayın şiddeti hakkında direkt bilgi verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan şekeri ölçümü, kan sayımı ve hematokrit incelemesi yapılır, yine kanda sodyum, potasyum ve klor gibi elektrolitler ölçülür, sıvı açığından ve asit-baz dengesizliğinden direkt etkilenebilecek organlar olan böbrek ve karaciğerin fonksiyonlarını incelemeye yönelik testler ile tiroid fonksiyon testleri yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Gebelik hastalığında tedavi olayın şiddetine göre değişir. Hafif olgularda genelde herhangi bir tedavi uygulanmazken sadece basit önlemler ile olay atlatılmaya çalışılır. Bunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulantıyı tetikleyen sigara, yemek, parfüm kokusu gibi faktörlerden uzak durmak&lt;br /&gt;Öğün sayısını altıya çıkarmak, az ama sık aralıklarla yemek yemek. Midenin boş kalmasına izin vermemek&lt;br /&gt;Bulantı hissedildiği anda beyaz leblebi, tuzlu kraker, peksimet, kuru ekmek gibi besin madderi yemek&lt;br /&gt;Uyandıktan sonra yataktan kalkmadan önce kraker gibi kuru birşeyler yiyip bir süre yatakta dinlendikten sonra kalkmak&lt;br /&gt;Yemek aralarında yeterli sıvı almak&lt;br /&gt;Gün içinde zaman zaman mola vererek dinlenmek&lt;br /&gt;gibi basit önlemlerdir. Bilimsel kanıt olmasa da papatya çayı, zencefil, nane gibi bazı bitkilerin de yakınmaları azalttığı ileri sürülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda gebelik bulantıları için bileklikler piyasada satılmaya başlamıştır. Bu bilekliklerin bileğin iç kısmına hafif bir basınç uygulayarak bulantıları giderdiği ileri sürülmektedir. Akupunkturun bir varyantı olan acupressure temeline dayanan bu bilekliklerden yarar gördüğünü ileri süren pekçok kişi olmakla birlikte bilimsel olarak kanıtlanmış bir veri yoktur. Ancak bu bilekliklerin herhangi bir zararının olmadığı da göz önüne alınırsa kullanılmasında hiç bir sakınca yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde 3-4 kilo kaybedilmesi çok önemli bir sorun yaratmaz. Kişi canı ne istiyorsa ve ne yiyebiliyorsa onu yemelidir. Önemli olan kusmaların az olması ve sıvı kaybı olmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu önlemler ile yakınmaların azalmadığı olgularda ilaç tedavisi gündeme gelir. En sık kullanılan ilaçlar bulantı gidericiler ve antihistaminiklerdir. Her bulantı giderici ilaç hamilelikte kullanılmaz ancak kullanılabilen ilaçlar yıllardır denenen ve bebek üzerinde olumsuz bir etkisi saptanmayan ilaçlardır. Bazı anne adayları doktorlarının önerisine rağmen ilaç kullanmaktan çekinmektedirler. Bu son derece yanlış bir davranış şeklidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılan diğer ilaç grubu ise B6 ve B12 vitaminleridir. Hamilelik bulantı ve kusmalarında en etkili ilaçlar bunlar olup bebek üzerinde hiçbir olumsuz etkileri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağzıdan alınan ilaç tedavisine cevap vermeyen, kişinin ağzıdan beslenemediği ve sıvı alamadığı nadir görülen şiddetli durumlarda ve %10'dan fazla kilo kaybı görülen olgularda ise hastaneye yatırılarak tedavi gündeme gelir. Burada amaç kişinin sıvı ve elektrolit açığını kapatmaktır. Bu amaçla damar yolu açılarak sıvı desteği sağlanır. Verilen sıvıların sodyum, potasyum ve klor gibi elektrolitlerden ve asit-baz dengesini sağlayıcı maddelerden dengeli miktarda içermesi gereklidir. Kişinin enerji gereksinimini de karşılamak amacıyla elektrolitlerin yanısıra karbonhidrat da içeren sıvılar tercih edillir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıvı içerisine genelde B6-B12 vitaminleri de eklenir. Bulantı giderici ilaçlar da kalçadan, ya da sıvı içerisinde verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulantı ve kusma kesilene kadar hastaya ağız yoluyla herhangi birşey verilmez. daha sonra ise diyetisyen tarafından planlanan hiperemesis dietine geçilir. Kişi ağızdan sıvı ve gıda alımını tolere ettikten sonra ise normal beslenmeye geçillir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu destekleyici tedavi ile genelde 2-3 gün içinde tablo hızla düzelir ve hasta ağızdan beslenebilecek hale gelir ve taburcu edilir. Bazı durumlarda hamile kadının birkaç kere bu şekilde hastanede tedavi edilmesi gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destekleyici tedaviye cevap vermeyen olgularda ise ek önlemler alınır. Hastanın loş bir odada yatırılarak ziyaret yasağı konabilir. Hatta bazı durumlarda birkaç gün süreyle eşinin bile ziyaretine izin verilmeyebilir. Ağzıdan hiçbir şekilde beslenemeyen kişilerde özel damar yolu açılarak total parenteral nutrisyon adı verilen tedavi uygulanır ve gereksinim duyulan karbonhidrat, protein ve yağ solüsyon şeklinde bu damar yolundan verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok nadir olarak hastada hiçbir tedaviye yanıt alınamaz ve gebeliğin sonlandırılması tek çözüm yolu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı Dr.Alper MUMCU dan &lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; alınmıştır&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-7381076658023241043?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/7381076658023241043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=7381076658023241043&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/7381076658023241043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/7381076658023241043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/bulant-kusma-ve-gebelik.html' title='bulantı kusma ve gebelik'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-6413384438580428324</id><published>2007-12-16T00:46:00.001-08:00</published><updated>2007-12-16T00:46:54.116-08:00</updated><title type='text'>bebeğin eşinin erken ayrılması</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51924"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bebeğin Eşinin (Plasentanın ) erken ayrılması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abrubtio placenta hamileliğin, nadir görülen ancak hem anne hem de bebek hayatını tehlikeye atabilen çok ciddi bir komplikasyonudur. Tanım olarak plasentanın doğumdan önce rahim duvarından ayrılmasıdır. Gebeliğin son dönemlerinde görülen bebek ölümlerinin en önemli ve en sık görülen gelen nedenidir. Dekolman olarak da tanımlanan abrubtio placentaya bağlı anne ölümleri modern takip yaklaşımları sayesinde günümüzde %1'in de altına düşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plasenta gerek yapı gerekse işlev açısından kendine özgü ve başka örneği olmayan bir organdır. Bebeğin rahim içindeki yaşamını sürdürebilmesi plasentanın sağlıklı işlev görmesine bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plasenta normalde bebeğin doğumunu takiben görevini tamamlayarak yerleşmiş olduğu yerden ayrılır ve vücut dışına atılır. Bu doğumun üçüncü evresi olarak adlandırılır. Plasentanın atılmasını takiben rahim kasları kasılarak açık olan kan damarlarının kapanmasını ve kanamanın durmasını sağlarlar. Hamileliğin 20. haftasından sonra normal yerleşmiş olan bir plasentanın bebeğin doğmasından önce yapışık olduğu yerden kısmen ya da tamamen ayrılması ise dekolman olarak adlandırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR&lt;br /&gt;Plasental dekolman tüm gebeliklerin yaklaşık %1'inde görülen bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABRUPTİO PLACENTANIN SINIFLAMASI&lt;br /&gt;Dekolman ile birlikte görülen komplikasyonların şiddeti ayrılmanın ve kanamanın miktarı ile direk ilişkilidir. Dekolmanın şiddetini ve türünü tanımlamak için değişik sınıflamalar kullanılmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evreye göre sınıflama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evre 0 Hastada herhangi bir bulgu yoktur.Tanı doğumu takiben plasenta ayrıldıktan sonra arkasında kan pıhtısı görülmesi ile konur&lt;br /&gt;Evre 1 Hastada rahimde hassasiyetle birlikte kanama vardır ancak ne annenin ne de bebeğin tehlikede olduğuna dair bir belirti yoktur.&lt;br /&gt;Evre 2 Rahimde hassasiyet ve sürekli kasılma (tetani) vardır. Eşlik eden kanama olabilir ya da olmayabilir. Annede şok tablosu yoktur ama bebek sıkıntıdadır.&lt;br /&gt;Evre 3 Uterusta şiddetli ve hiç gevşemeyen kasılmalar vardır. Kanamanın miktarı 1 litreden fazladır ve anne adayı genellikle şok durumundadır. Bebek büyük olasılıkla kaybedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanamaya göre sınıflama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşikar kanama Belirgin şekilde vajinal kanama vardır. Hastadaki bulguların şiddeti kanamanın miktarına bağlıdır. Rahimde tetani ve hassasiyet olabilir ya da olmayabilir.&lt;br /&gt;Gizli kanama Belirgin bir vajinal kanama yoktur. Plasentanın ayrılması nedeni ile oluşan kanama plasentanın arkasına hapsolduğu için vajinadan dışarıya akamaz. Belirgin yakınma ve bulgu rahimde tetani ve hassasiyettir. Bebek ya kaybedilmiştir ya da monitörde ciddi sıkıntı içinde olduğu görülür.&lt;br /&gt;Karışık Hem hassasiyet ve tetani hem de belirgin kanama vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durumun şiddetine göre olan sınıflama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafif Plasentanın 1/6'sından daha az bir kısmı ayrılmıştır. Kanama ya yoktur ya da 200 mililitrenin altınadır. Hafif bir uterus hassasiyeti olabilir ancak bebeğin sıkıntıda olduğuna dair bir belirti yoktur.&lt;br /&gt;Orta Plasentanın 1/6 sı ile 2/3'ünde ayrılma vardır. Koyu renkli kanama vardır ancak miktarı 1 litrenin altındadır. Uterusta hassasiyet ve tetani vardır. Bebekte plasental yetmezliğe bağlı sıkıntı belirtileri bulunur.&lt;br /&gt;Şiddetli Plasentanın 2/3'ünden daha fazlası ayrılmıştır. ve sürekli bir uterin hassasiyet ile şiddetli ve hiç gevşemeyen kasılmalar vardır. Kanama olabilir y ada olmayabilir. Eğer doğum gerçekleşmezse bebeğin ölmesi kaçınılmazdır. Damar içi pıhtılaşma problemi ortaya çıkarsa (DIC) anne adayının da hayatı tehlikeye girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi sınıflama olursa olsun kanama gizli olabilir. Plasenta kenarlardan değil de ortadan ayrıldığında kan arka kısımda hapsolabilir ve dışarıya akmayacağı fark edilelemez. Buna plasenta arkasına kanama anlamına gelen retroplasental kanama ya da hematom adı verilir. Yaklaşık %20 olguda kanama gizli kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEDEN OLUR?&lt;br /&gt;Abrubtio placentaya yol açan mekanizma bilinmemekle birlikte plasentanın kendisini besleyen kan damarlarında yaşanan problemlerin bu duruma neden olduğu düşünülmektedir. Plasentanın kan desteği azalınca yerleştiği endometrium dokusunda ölüm ve nekroz olur. Daha sonra kan küçük kan damarları çatlar ve kanama başlar. Rahim dolu olduğu için kanamayı kesmek üzere kasılamaz. Kanama daha da artar ve plasenta arkasında oluşan basınç ayrılmayı daha da arttırır. Ayrılma plasentanın kenarında olduğunda kan süzülerek vajinadan dışarı akar.Ortada olan ayrılmalarda ise kan plasenta ve rahim arasında sıkışır. Yüksek basınç altıdaki kan amniyon zarını geçerek amniyon sıvısına karışabilir. Benzer şekilde rahim kas tabakası içinde de ilerleyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğe ait endometrium dokusu yüksek oranda pıhtılaşma faktörleri içerdiğinden kan hemen pıhtılaşır ancak daha sonra ortama gelen bazı maddelerin etksi ile pıhtı çözülür. Bu durum devam ettiğinde birçeşit damar içi pıhtılaşma bozukluğu olan DIC tablosu ortaya çıkar ve anne kaybedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RİSK FAKTÖRLERİ&lt;br /&gt;Abruptio placentanın nedeni bilinmemektedir.Bununla birlikte bazı risk faktörleri tanımlanmıştır. Dekolmana yol açabileceği bilinen en önemli durum yüksek tansiyondur. Gebelik zehirlenmesi olarak da bilinen preeklempsi varlığı dekolman açısından önemli bir risk faktörüdür. Şiddetli preeklempsi olgularının yaklaşık yarısında değişik derecelerde dekolman görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer risk faktörleri arasında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;34 haftadan önce zarların açılması (özellikle amniyon sıvısının az olması durumunda),&lt;br /&gt;anne yaşının 35'in üzerinde olması,&lt;br /&gt;uterin anomaliler,&lt;br /&gt;myomlar,&lt;br /&gt;dolaşım sistemini etkileyebilen şeker hastalığı gibi sistemik hastalıklar,&lt;br /&gt;hamileliğin ileri dönemlerinde direkt karına olan travmalar&lt;br /&gt;Sigara&lt;br /&gt;Alkol&lt;br /&gt;Uyuşturucu madde (kokain)&lt;br /&gt;Çoğul gebelikler&lt;br /&gt;Amniyon sıvısının fazla olması&lt;br /&gt;Kordonun kısa olması&lt;br /&gt;Özellikle basit gibi görünen travmalar dekolmana neden olabilir ve dekolmanın evresi 24 saat içinde 1'den üçe uzanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara damarlarda ani daralmaya neden olarak plasentanın beslenmesini bozabilir ve dekolmana yol açabilir. Benzer şekilde haftada 14 ya da daha fazla bardak alkol alınması da dekolmana olan eğilimi arttırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğul gebeliklerde ilk bebek doğup rahimde ani bir boşalma olduğunda dekolmanın gerçekleşmesi ikinci bebeği riske atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dekolmanın kimde ve ne zaman, hangi şiddette ortaya çıkacağı önceden kestirilemez. Bunu anlayabilecek hiçbir test yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEKRARLAMA RİSKİ&lt;br /&gt;Daha önceki gebeliklerinde abruptio placenta olan hastalarda takip eden gebeliklerde durumun tekrar etme olasılığı %10-17 arasındadır. Daha önceki 2 hamileliğinde dekolman olan hastalarda ise %20 olasılıkla durum tekrarlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANNEDEKİ ETKİLERİ&lt;br /&gt;Modern takip yaklaşımları sayesinde dekolmana bağlı anne ölüm oranı %1'den daha aşağılara indirilmiştir. Dekolman doğum eylemi başlamadan da görülebileceği gibi düzenli rahim kasılmaları başladıktan sonra da ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dekolmanın annedeki en önemli komplikasyonu kanamadır. Kanamaya bağlı şok nedeni ile ölüm meydana gelebilir. Kan transfüzyonu uygulamalarının eskiye göre daha kolay yapılabilmesi ve kan verilmesine bağlı komplikasyonların azalması sayesinde bu nedene bağlı ölüm oranlarında azalma sağlanmıştır. İhmal edilmiş olgularda kanın pıhtılaşma sistemi bozulup DIC tablosu ortaya çıktığında durum daha da ciddileşir. DIC varlığında yoğun kan ve kan ürünleri nakli gerekir. Kanama kontrol edilemez ise anne ve bebeğin kaybedilmesi kaçınılmazdır. Kanamanın şiddetine bağlı olarak hastada akut böbrek yetmezliği görülebilir. Böbrekler damarlarda dolaşan kan miktarındaki azalmaya aşırı hassas organlardır. Saatlik idrar çıkışının 30 mililitrenin altında olması böbrek hasarının bir göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli kanama varlığında rahim kas dokusu aşırı gerilerek yırtılabilir. Bu hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek bir komplikasyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanamaya bağlı olarak annede doğum sonrası anemi görülebilir. Dekolmanı takiben doğum sonrası kan kaybı da normalden fazla olmaktadır. Couvelarie adı verilen tabloda uterus kas dokusunun içi dahi kanla doludur ve bu nedenle doğum sonrasıda yeteri kadar kasılamaz. Bu da kanama miktarının artmasına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hastalarda doğum sonrası enfeksiyon riski de daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEBEKTEKİ ETKİLERİ&lt;br /&gt;Dekolmanın bebek üzerindeki etkileri plasentanın ayrılması, bebeğe gelen kan ve oksijen miktarının azalması, annede kanama nedeni ile kan hacminin azalması ve rahimin kasılma yeteneğininin azalmasına bağlıdır. Bu etkiler bebek ile anne arasındaki oksijen ve besin maddelerinin alışverişini bozar. Şiddetki kanama varlığında vücut kan akımını beyin ve kalp gibi hayati organlara yönlendirir. Rahim kadının hayatının devamı için gerekli bir organ olmadığından ulaşan kan miktarı azalır ve fetus tehlikeye girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fetus açısından riskler oksijensiz kalması nedeni ile sıkıntıya girmesi ve kanama dursa bile rahim ile temas eden plasenta yüzey alanındaki azalma bebeğin gereksinimlerini karşılamaya yetmemesidir. En ileri aşamada ve müdahalede geç kalındığında bebek kaybedilebilir. Doğum sonrası bebekte sinir sistemini ilgilendiren bozukluklar ortaya çıkabilir. Bebeklerin bir kısmı erken doğuma bağlı prematürite nedeni ile kaybedilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELİRTİLERİ&lt;br /&gt;Daha önce de belirtildiği gibi abruptio placentanın temel bulgusu ağrıdır. Klasik olarak bıçak saplanır tarzda çok keskin ve sürekli ağrı olur. Ağrı ile beraber kanama görülebilir. Ağrı hastaların yalnızca %50'sinde ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TANI&lt;br /&gt;Kanama olsun ya da olmasın gebeliğin son dönemlerinde ortaya çıkan ani ve şiddetli ağrı varlığında abruptio plasenta ilk önce akla gelmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtilerin varlığında tanı muayene ile konur. Ultrason her zaman tanıya yardımcı değildir ve hastaların sadece %25'inde tanı koydurur. Muayenede rahimin sürekli tahta gibi sert olması ve hiç gevşememesi tipiktir.Bu sert rahim dokunmaya karşı oldukça hassas ve ağrılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİ&lt;br /&gt;Dekolman varlığınıda yaklaşım ve tedavi olayın ve kanamanın şiddetine bağlıdır. Tek ve en etkli tedavi bebeğin doğurtulmasıdır. Kanamanın ve ayrılmanın az olduğu durumlarda eğer anne ve bebekte hayati tehlike işaretleri yoksa ve gebelik haftası küçükse beklenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkan şok, DIC gibi durumlar uygun şekilde tedavi edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ani başlayan şiddetli kanama varlığında acil sezaryen gerekli olabilir. Bebeğin ölü olması ve kanamanın azalması durumunda ise vajinal doğum denenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dekolman varlığında öncelikle anne adayının genel durumu değerlendirilir, nabız ve tansiyonuna bakılrak kanamanın miktarı tahmin edilmeye çalışılır. Daha sonra geniş ve birden fazla sayıda damar yolu açılarak sıvı desteğine başlanır.Bu sırada kan bankası ile temas kurularak uygun sayıda kan hazırlanması gereklidir. İdrar sondası takılarak saatlik idrar çıkışı kontrol edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abu-Heija A, al-Chalabi H, el-Iloubani N: Abruptio placentae: risk factors and perinatal outcome. J Obstet Gynaecol Res 1998 Apr; 24(2): 141-4&lt;br /&gt;American College of Obstetricians and Gynecologists: Preterm Labor. Technical bulletin no. 206. Washington, DC: ACOG; June 1995.&lt;br /&gt;Ananth CV, Smulian JC, Vintzileos AM: Incidence of placental abruption in relation to cigarette smoking and hypertensive disorders during pregnancy: a meta-analysis of observational studies. Obstet Gynecol 1999 Apr; 93(4): 622-8&lt;br /&gt;Foley MR, Strong TH Jr, Foley MR, eds: Placental Abruption. In: Obstetric Intensive Care: A practical manual. 1st ed. Philadelphia, Pa: WB Saunders; 1997: 35-9.&lt;br /&gt;Gabbe SG, Niebyl JR, Simpson JL, eds: Abruptio Placenta. In: Obstetrics - Normal and Problem Pregnancies. 3rd ed. New York, NY: Churchill Livingstone; 1996: 505-10.&lt;br /&gt;Kramer MS, Usher RH, Pollack R: Etiologic determinants of abruptio placentae. Obstet Gynecol 1997 Feb; 89(2): 221-6&lt;br /&gt;Misra DP, Ananth CV: Risk factor profiles of placental abruption in first and second pregnancies: heterogeneous etiologies. J Clin Epidemiol 1999 May; 52(5): 453-61&lt;br /&gt;Rasmussen S, Irgens LM, Bergsjo P: The occurrence of placental abruption in Norway 1967-1991. Acta Obstet Gynecol Scand 1996 Mar; 75(3): 222-8[Medline].&lt;br /&gt;Raymond EG, Mills JL: Placental abruption. Maternal risk factors and associated fetal conditions. Acta Obstet Gynecol Scand 1993 Nov; 72(8): 633-9[Medline].&lt;br /&gt;Cunningham and MacDonald, et al. 1997. William's Obstetrics 20th edition. Stamford, Connecticut: Appleton &amp;amp; Lange.&lt;br /&gt;Gilbert E and Harmon J. 1993. High Risk Pregnancy and Delivery. Toronto: C.V. Mosby&lt;br /&gt;Queenan J: editor. 3rd edition. Management of High-Risk Pregnancy. (1994). Boston: Blackwell.&lt;br /&gt;Bu yazı Dr.Alper MUMCU &lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; dan alınmıştır&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-6413384438580428324?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/6413384438580428324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=6413384438580428324&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6413384438580428324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6413384438580428324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/bebein-einin-erken-ayrlmas.html' title='bebeğin eşinin erken ayrılması'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-9212803205684938979</id><published>2007-12-16T00:45:00.000-08:00</published><updated>2007-12-16T00:46:10.292-08:00</updated><title type='text'>bebek cinsiyet tayini</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51922"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bebek Cinsiyet Tayini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antik Çin, Mısır ve Yunan uygarlıklarından beri insanoğlu doğacak bebeğinin cinsiyetini doğmadan önce saptayacak ve istediği cinsiyette bebek sahibi olmasını sağlayacak fomüllerin peşinde koşmuştur. Bu konuda sayısız hurafe, halk öyküsü ve sihirli öneriler ortaya atılmıştır. Günümüzde bile bazı "otoriteler!" ve "konunun uzmanları!" çiftlere istedikleri cinsiyette çocuk sahibi olabilmeleri için yüzdeyüz garantili! öğütler vermeye devam etmektedirler. Maalesef sadece bizim toplumumuzda değil en gelişmiş toplumlarda bile bu tür hokkabazlar rağbet görmektedir. Erkek bebek için Y kromozomu taşıyan, kız bebek için ise X kromozomuna sahip spermin yumurtayı döllemesinin gerektiği bir asırdan beri bilinmesine rağmen1970'lerde Y kromozomu taşıyan spermlerin X'lerden ayrılabileceğinin keşfi ile isteyene istediği çocuğu vermenin bilimsel ve gerçekçi yolu açılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman içerisinde yüksek teknolojiler geliştikçe X ve Y spermlerinin özellikleri daha iyi anlaşılmış ve bunları ayırmak için değişik teknikler gelişmiştir. 1998 yılında Virginia'a da yapılan bir çalışmanın sonuçları spermlerin ayrılmasında yeni bir tekniği dünyaya duyurmuştur. Bu teknik X ve Y spermlerin içerdikleri DNA oranlarına göre Y spermlerinin daha küçük ve hafif olmasına ve hareket hızlarına dayanmaktadır. Erkeğin ejekulatı (menisi) filtre edilmekte ve daha sonra basınç altında çok ince ve çokuzun bir tüpe verilmektedir.Bu spermlerin neredeyse tek tek boruda ilerlemelerini sağlamaktadır. Tüpün diğer ucu ikiye ayrılmakta ve birtkım teknikler ile X ve Y içeren spermler ayrılmaktadır. Bu sistemin başarı oranı X yani kız için %85 iken erkek yani Y içinse %65 olarak bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknoloji gerektirmeyen ve kişilerin kendilerinin uygulayabileceği bir yöntem de 1989 yılında tanımlanmıştır. Bu sistemde de Y spermlerinin daha küçük ve hızlı olduğu varsayımından yola çıkılmakta ve ilişki zamanlaması ile istenilen cinsiyette bebek sahibi olmak için öneriler verilmektedir. Buna göre erkek bebek isteyen çiftler öncelikle yumurtlama anını saptamak için piyasada satılan kitleri günde 2 defa kullanmalı, testteki renk değişimine göre ovülasyonun 24 saat içinde olacağı saptandıktan sonra tek bir sefer ilişkde bulunmalı, bu ilişki renk değişiminden sonraki 24 saat içinde olmalı, ve derin penetrasyonu sağlayacak pozisyonlar tercih edilmelidir. Bu sayede hızlı yüzen Y spermleri daha çabuk tüplere varabilecektir. Kadının erkeğin boşalmasından önce orgazm olması da şansı arttıracaktır.Kadının orgazmı vajendeki pH dengesini alkali yönde değiştirerek sperm ile serviks salgılarının temasını güçlendirecektir. Ek olarak ilişkiden 1 saat önce kafein içeren içeceklerin alınması spermlerin hızını arttıracaktır. İlişkiden önce 3-4 gün süre ile erkeğin boşalmaması şarttır. Bu sayede erkeğin sperm sayısı yükselecektir. Kız isteyenler için de bunun tam tersini yapmak gerekmektedir. Ovülasyonkitine gerek yoktur ve adet kanaması sona erdikten sonra sık cinsel ilişkide bulunmak yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar bu yöntemin Tabiat Ana'nın verdiği olaslıklardan daha yüksek başarılar vermediğini ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstenilen cinste bebek sahibi olmanın en garantili yolu embryo seçimidir. Tüp bebek uygulamalarında embryo birkaç hücreli hale geldiğinde hücrelerden biri alınarak Y kormozomu baklır ve eğer istenilen cinsiyette ise rahimne yerleştirilir. Bu yöntemin başarı şansı %100 dür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etik Yönü&lt;br /&gt;Cinsiyet tayininin en önemli engelleyicisi işin etik yönüdür. Herhangi bir sebep olmadan çiftlere istedikleri cinsiyette bebek sahbi olmaları konusunda yardımcı olmak doğanın hassas dengelerini bozacaktır.Değişik toplumlarda farklı istekler olmasına rağmen özellikle ülkemizde erkek çocuğa olan merak geri dönüşü mümkün olmayan zararlar doğurabilir. Bu yöntemler sadece belirli hastalıkların varlığında kullanılmalıdır. Örneğin X-e bağlı geçiş gösteren kromozom bozukluğu olan çiftlerden doğacak kız bebekler %100 hasta olacağından bu tür çiftlerde yoğun çocuk isteği var ise değişik yöntemler ile kız bebek sahibi olmaları engellenebilir.&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;Bu yazı Dr Alper MUMCU &lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; dan alınmıştır.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-9212803205684938979?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/9212803205684938979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=9212803205684938979&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/9212803205684938979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/9212803205684938979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/bebek-cinsiyet-tayini.html' title='bebek cinsiyet tayini'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-5341173477144861725</id><published>2007-12-16T00:40:00.000-08:00</published><updated>2007-12-16T01:05:51.804-08:00</updated><title type='text'>cinsel sağlık-2</title><content type='html'>&lt;p align="left"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4fxpoMzTzPU/R2L6kRHXYsI/AAAAAAAAAF4/_1lFnIj8Mzo/s1600-h/cinselsaglik.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143949225387057858" style="WIDTH: 67px; CURSOR: hand; HEIGHT: 38px" height="69" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4fxpoMzTzPU/R2L6kRHXYsI/AAAAAAAAAF4/_1lFnIj8Mzo/s320/cinselsaglik.bmp" width="122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;cinsel sağlık:&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;uzmanların sitelerinden ve kitaplarından doğru bilgiler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/cinsel-salk.html"&gt;1&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; - &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/cinsel-salk-2.html"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;2&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; - &lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/cinsel-salk-3.html"&gt;3&lt;/a&gt; - 4&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bebek-cinsiyet-tayini.html"&gt;Bebek cinsiyet tayini&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bebein-einin-erken-ayrlmas.html"&gt;Bebeğin eşinin ( Plasentanın ) erken ayrılması&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bulant-kusma-ve-gebelik.html"&gt;Bulantı kusma ve gebelik hiperemezis gravidarum&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bel-soukluu.html"&gt;Bel Soğukluğu Gonore&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/bakteriyel-vajinit.html"&gt;Bakteriyel Vajinit&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/cinsel-iliki-ve-gebelik.html"&gt;Cinsel İlişki ve Gebelik&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/dk.html"&gt;Düşük: Abortus&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-5341173477144861725?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/5341173477144861725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=5341173477144861725&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/5341173477144861725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/5341173477144861725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/cinsel-salk-2.html' title='cinsel sağlık-2'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4fxpoMzTzPU/R2L6kRHXYsI/AAAAAAAAAF4/_1lFnIj8Mzo/s72-c/cinselsaglik.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-2968337610089958511</id><published>2007-12-16T00:35:00.004-08:00</published><updated>2011-10-19T02:57:37.598-07:00</updated><title type='text'>anne sütü</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51916"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: #cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Anne sütü&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Her bebek için en ideal besin kendi annesinin sütüdür.Yaşamın ilk 4 ayı başka ek bir gıdaya gerek yoktur. Anne sütü alan bebeğe D vitamininden başka bir şey verilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annenin ilk sütü (ağız:kolostrum) bebeğin ilk aşısıdır..Süregelen adetlerin aksine İLK SÜT HER BEBEĞE MUTLAKA VERİLMELİDİR... Anne sütü bebeği, ishal, grip, idrar yolları iltihabı ve barsak parazitlerinden korur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal doğum yapan her annede, doğumdan hemen sonra bebeğin çıplak olarak annenin memeleri üzerine yatırılması, anne-bebek ilişkisinin hemen başlamasına, bebeğin huzurlu olmasına, emme başlayınca sütün daha erken ve bol gelmesine neden olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezaryenle doğumla, anestezinin etkisinin devamı ve annenin ağrılı olması gibi nedenler, sütün gelmesini bir süre geciktirirse de bebeği en kısa zaman içinde annesine verip emzirmeye başlatılmalıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumdan sonra bebeğin anne ile aynı odada kalması emmesini kolaylaştırır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin, meme ucunu emmeye başlaması ile hipofiz bezinden süt yapımını sağlayan prolaktin adlı hormon salgılanır. Bebek ne kadar fazla emerse, bu hormonun etkisi ile bir sonraki emzirmede o kadar fazla süt yapılmış olur.. Annenin yemesi, içmesi, dinlenmesi dahil HİÇBİR ŞEY SÜT YAPIMINI BEBEĞİN MEMEYİ EMMESİ KADAR ARTTIRAMAZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annenin bebeğini görmesi, onunla birlikte olması, dokunması, sesini duyması sütün salınmasını sağlarken, bebeğinden ayrı kalmak, ağrı, endişe, sütün yetmediğini düşünmek gibi olumsuzluklar sütün akmasını engeller..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne sütünün bebeğe yetip yetmediğini anlamanın tek yolu, bebeğin kilo takibidir. Duygusal yaklaşımlarla bebeğin doymadığına kanaat getirerek ek besinlere erken geçmek, beraberinde birçok sorunu da birlikte getirecektir....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emzirme bebek her istedikçe, gece ve gündüz sık aralıklarla yapılmalıdır...Özellikle gece emzirmeleri bebeğin beslenmesi ve bununla birlikte gelişmesi için önemlidir..Yaşamın özellikle ilk iki ayında gece emzirmelerine önem verilmelidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emzirmeden önce ve sonra meme temizliği çok önemlidir.. Kaynamış soğutulmuş su ile ıslatılan gazlı bezle memeler her seferinde iyice temizlenmelidir.. Gözlemlerimizin çoğunda annelerin, gece emzirmelerinde temizlik konusunda erindikleri saptanmıştır.. Sonuçta anne memelerinde çatlama ve yaralar oluşmakta, anne çektiği acıdan dolayı emzirememekte, göğüsler sütle dolup gerilmekte ve çatlak ve yaraların acısına gerilme ağrıları da eklenmektedir...Anne sütüne kavuşamayan bebek ise aç kalmaktadır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temizliğe dikkat edilmemesi sonucu bebeklerin ağzında başlayan pamukçuklarda (moniliasis) bebeğin emerken acı duymasına neden olmakta ve huzursuzluğu artmaktadır... Her emzirmede, memeden sona doğru gelen sütte yağ miktarı artar ve bu, bebekte doygunluk hissi yaratır ve bebek memeyi bırakır..Bu nedenle her emzirmede yalnızca bir meme verilmeli ve o meme tamamen boşalmadan diğerine geçmemelidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek emme sırasında memenin başı ile birlikte koyu kahverengi kısmını ağzına almalıdır... Emmeye hazırlanan bebek, meme ucunu tutarken saldırır gibidir.. Memeyi kavradığı an, hızla emmeye başlar ve doygunluk hissi ile memeden ayrılır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni doğan döneminde hemen her bebekte gördüğümüz sarılıkların bir kısmı anne sütüne bağlıdır.. Anne sütünün 1-2 gün kadar kesilmesinin sarılığı azalttığı görülmüşse de, anne sütünün kesildiği dönemlerde bebeğin başka besinlerle beslenmesi, anne sütünün koruyucu etkilerinin olması ve anne sütü sarılığının hemen hiçbir zaman tehlikeli düzeylere çıkmaması göz önüne alınarak SARILIK DURUMLARINDA ANNE SÜTÜNÜN KESİLMESİ ÖNERİLMEMEKTEDİR... İNEK SÜTÜ ANNE SÜTÜNÜN SEÇENEĞİ DEĞİLDİR !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt çocukluğunda en önemli alerjik besin inek sütüdür ve yakınmalar genellikle ilk 2-3 ayda görülür... Çoğunda kusma, ishal ve karın ağrısı vardır.. Genellikle inek sütü ile beslenenlerin barsaklarında mikro kanamalar oluşur ve bu da demir eksikliğine neden olur... Ani bebek ölümleri, diş çürümeleri, orta kulak iltihabı, büyüme ve gelişme problemleri inek sütü ile beslenenlerde sık karşılaşılan hastalıklardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-2968337610089958511?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/2968337610089958511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=2968337610089958511&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2968337610089958511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2968337610089958511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/anne-st.html' title='anne sütü'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-4486593922901355655</id><published>2007-12-16T00:35:00.003-08:00</published><updated>2007-12-16T00:35:39.072-08:00</updated><title type='text'>ağrısız doğum</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51915"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ağrısız doğum&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Doğum ağrılı bir olaydır, ama sancılarında bir amacı olduğunu unutmayın. Her kasılma sizi bebeğinizin doğumuna biraz daha yakınlaştırır. Ağrı giderme yöntemlerini kullanmak konusunda ne kadar kararlı olursanız olun olaya geniş bir açıdan bakmanızda fayda vardır. Bu yöntemlerin gerekliliği yaşayacağınız doğurma sürecine ve sizin ağrıya dayanma gücünüze bağlıdır. Eğer katlanabileceğinizden fazla acı ile karşı karşıyaysanız ağrı giderme yöntemlerine başvurulmasını istemekten çekinmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epidural Anestezi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epidural anestezi vücudun alt bölümlerine giden sinirleri geçici bir süre uyuşturur. Özellikle doğumdaki sırt ve bel ağrılarının giderilmesinde faydalıdır. Her hastanede uygulanan bir yöntem değildir. Epidural blok şiddetli doğum ağrılarının giderilmesinin yanı sıra hem normal yolla hemde sezaryen doğumlar için giderek daha popüler hale gelmektedir. Bunun temel nedeni daha güvenli ve kolay uygulanabilir olmasıdır. Epiduralin zamanlaması etkisi doğumun ikinci evresinde geçecek şekilde yapılmalıdır, yoksa bebeğin doğumu gecikebilir. Epidurali uygulamak yaklaşık 20 dakika alır. Dizlerinizi karnınıza çekerek yan yatmanız istenir. Anestezik madde ince bir tüp ile belinize enjekte edilir. Bu tüp yerinde bırakılarak gerektiğinde ağrı kesicinin yeniden verilmesi sağlanır. İlacın etkisi yaklaşık 2 saat sürer. Epidural uygulandığında sürekli kontrol altında kalacaksınız ve belinizdeki kateter varlığından dolayı hareketleriniz kısıtlanacaktır.Epidural gereği gibi etki gösterirse doğumda hiç ağrı duyulmaz. Bazı hamilelerde bayılma hissi ve baş dönmesi yapabilir. Ayrıca bebeğin kalp atışlarını etkiliye bileceğinden bebek kalp atışları sürekli monitörden izlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pudental Anestezi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntem ikinci aşamadaki ağrıları gidermek için kullanılır ve genellikle normal yolla doğumda tercih edilir. Perine ve vajina çevresindeki bölgeye sokulan bir iğne yoluyla uygulanır, o bölgedeki ağrıları azaltır ancak rahimdeki ağrılara pek etki etmez. En çok forseps kullanıldığında yararlıdır ve etkisi epizotomi yapılana dek sürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaz ve hava&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksijen ve azot oksit karışımı kendinizi iyi hissetmenizi sağlayarak ağrıları durdurur. Doğumun birinci evresinin sonlarına doğru etkilidir. El maskesi ile uygulanan gazı solumanız istenir. Etkisi bir iki dakika içerisinde görüldüğünden sancının başlayacağını hissettiğinizde gazdan bir kaç derin soluk almanız yeterli olur. Gaz ağrıyı ancak kısmen giderdiği için bazen yeterli olmayabilir. Gazı solurken başınız dönebilir,bulantı gelebilir. Bu gazın bebeğe zararlı bir etkisi yoktur ancak yinede günümüzde kullanımı nadirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer ağrı kesiciler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güçlü bir ağrı kesici olan meperidin hidroklorid kadın doğumda en çok kullanılan ağrı kesicidir. En etkili uygulama şekli damar içine veya kas içine enjekte edilmesidir. İki ile dört saatte bir tekrarlanabilir. Genellikle kasılmaları etkilemez. Doğumdan yaklaşık 2-3 saat önce verilir. Annenin ilaca yanıtı ve ağrının azalma derecesi çok değişkendir. Bazı kadınlar ilacın kendilerini gevşettiğini ve kasılmalara daha iyi dayandıklarını ileri sürerler, bazıları ise uyuşukluk duygusundan hiç hoşlanmazlar ve kasılmalarla başa çıkmakta zorlandıklarını söylerler. Kadının duyarlılığına göre değişen yan etkiler arasında bulantı, kusma, solunumun zayıflaması ve kan basıncında düşme sayılabilir. Meperidin ayrıca doğum sonrası epizyotomi ve sezaryen acısını dindirmek içinde verilebilir. Eğer doğuma çok yakın verilmişse bebek uykulu olabilir ve emmekte zorlanabilir ama bu etkileri kısa sürelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel anestezi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar ağrısız doğum için en gözde yöntemlerden biri olan genel anestezi, artık yalnızca ameliyatlı doğumlarda (sezaryen) kullanılır. Hızlı etkisinden dolayı daha çok bölgesel anestezi yapılmasına zaman bulunamadığı acil sezaryen durumlarında uygulanmaktadır. Bazı ön ilaçların enjekte edilmesinden sonra genel anestezik madde hastaya solunum yolu ile verilir. Bunu bir uzman anestezist yapar. Anne doğumun bütün aşamalarında bilinçsiz olacaktır. Kendine geldiğinde de bir süre sersem, çevresini ve zamanı tanımaz ve huzursuz olabilir. Boğazına koyulmuş bir tüpten dolayı öksürebilir, boğazı sızlayabilir, bulantı ve kusması olabilir. Geçici bir kan basıncı düşmeside başka bir olası yan etkidir. Genel anestezinin büyük sorunu anneyle birlikte bebeğin de sakinleşmiş olmasıdır. Bununla birlikte tam doğum anında anestezik madde kesilerek bebeğin uyuşukluğu en aza indirilebilir. Bu yolla bebek henüz kendine fazla miktarda ilaç ulaşmadan doğabilir. Anne yan yatırılarak (genelde sola) ve oksijen verilerek, bebeğe giden oksijen arttırılmaya çalışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel aestezinin başka bir yan etkisi de annenin kusması ve kusmuklarının, öksürük refleksleri baskılanmış olduğundan,ciğerlerine kaçarak zatüreye yol açma olasılığıdır.Doğum öncesinde sizden hiçbir şey yiyip içmemenizin istenmesinin nedeni de budur&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-4486593922901355655?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/4486593922901355655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=4486593922901355655&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4486593922901355655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/4486593922901355655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/arsz-doum.html' title='ağrısız doğum'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-3997733382778860500</id><published>2007-12-16T00:35:00.001-08:00</published><updated>2007-12-16T00:35:17.528-08:00</updated><title type='text'>adet öncesi gerginlik</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51914"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Adet öncesi gerginlik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75'inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. (Premenstrüel Sendrom, PMS)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75'inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. Premenstrüel şikayetler fizyolojik ya da psikolojik olabilir ve kültürel farklılıklardan etkilenebilir. PMS hem fizyolojik hem de psikolojik olayların bileşkesidir. Çalışmalar değişik kültürlerden gelen kadınlarda farklı şikayetlerin ortaya çıktığını göstermektedir. Uzakdoğulu kadınlarda en sık rastlanılan şikayet ağrı iken gelişmiş batı toplumlarında depresyon en sık karşılaşılan bulgudur. Kişinin sosyal yaşamını olumsuz etkileyen ve her ay görülen yakınmalar kadının kendine olan güvenini yitirmesine dahi neden olabilir.&lt;br /&gt;Fiziksel belirtiler&lt;br /&gt;PMS bulguları veren kadınların hemen hemen hepsinde memelerde hassasiyet ve hafif geçici kilo artışı saptanır.Diğer belirtiler ise sindirim sitemi bozuklukları, başağrısı, döküntüler, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, diş eti kanamaları, çarpıntı, denge bozuklukları, sıcak basmaları, ses ve kokulara aşırı hassasiyet, ajitasyon, uykusuzluk olarak sayılabilir. Adet kanamasının ağrılı ya da fazla olması yani dismenore PMS olarak değerlendirilmez.&lt;br /&gt;Duygusal belirtiler&lt;br /&gt;Duygusal hipersensitivite PMS de çok sık görülür. depresyondan endişeye ve aşırı sinirliliğe kadar pekçok değişik duygu durumu olabilir. Bazı kadınlarda hafif hafıza kaybı görülebilir. Konsantrasyon bozukluğu PMS'de nadir olmayan bir durumdur. Bazı kadınlarda görülen depresyon hali, huzursuzluk ve gerginlik tablosuna premenstrüel disforik bozukluk (PMDD) adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedenleri&lt;br /&gt;PMS nedenlrini bulmaya yönelik çalışmalar bu tablonun altında yatan faktörleri tam olarak ortaya koyamamıştır.Ancak bazı teoriler mevcuttur. Ovülasyonu baskılayan bazı hormonların verilmesi halinde PMS belirtilerinde gerileme olmaktadır. Buna göre üreme hormonları PMS'ye neden olabilir, ancak bu rolün ne olduğu açıklanamamıştır. PMS'nin bu hormonlar ile sinirlerde iletimi sağlayan bazı maddelerin ortak hareket etmesi sonucu ortaya çıktığı yönünde güçlü bulgular vardır. En çok suçlanan maddeler GABA ve serotonin adı verilenlerdir. Bazı araştırmacılar ise kalsiyumve magnezyum dengesindeki bozukluğun PMS tablosuna yol açtığına inanmaktadırlar. Bu iki mineralin vücuttaki dağılımı sinir hücreleri arasındaki iletişimi etkileyerek tabloya neden olabilir. Bu araştırmacılar PMS'li kadınlarda magneyum eksikliği ya da kalsiyum fazlalığının şikayetleri yarattığını öne sürmektedirler. PMS etiyolojisinde öne sürülen bir diğer neden de stress hormonlarıdır.Bu hormonların fazlalığı şiakyetlerin daha yoğun yaşanmasına neden olabilir. PMS etiyolojisinde vücutta salgılanan hemen hemen tüm hormon ve maddeler suçlanmaktadır. Ancak kanıtlanmış bir neden bulunamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlerde görülür&lt;br /&gt;PMS tüm dünyada bütün kültürlerde rastlanılan bir durumdur.Yapılan bir çalışmada kadınların %88'inde değişik düzeylerde PMS bulgularına rastlanmıştır. Yaş arttıkça şikayetlerin şiddeti azalmakta ancak çocuk sayısı ile birlikte şiddet artmaktadır.Annesinde PMS olan kadınlarda da şikayetlere daha sık rastlanmaktadır. PMS bazı hastalıkların da şiddetini arttırabilir. Örneğin migreni olankadınlarda atakların büyük bir kısmı adet öncesi döneme rastlamaktadır. Yine şeker hastalarında kan şekeri düzeyleri ve insülin ihtiyacı adet öncesi dönemde değişiklikler gösterir. Astım atakları daha sık görülür ve pekçokkronik hastalık alevlenmeler gösterir. Bu dönemde kişinin çevresi ile olan uyumu bozulur işte veya evde ilişkide bulunduğu kişiler ve çocukları ile arası bozulabilir. Ergenlik dönemindeki genç kızlarda intihara olan eğilim artabilir. Yeme bozukluklarına rastlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı&lt;br /&gt;PMS tanısı pozitif bulgulara dayanmaz. Tanı için en güvenilir yol 2-3 ay süre ile şikayetleri kaydetmek ve şiddetlerini skorlamaktır. Şikayetler fiziksel ve ruhsalolarak ayrılmalı ve ne zaman başlayıp ne zaman bittiği düzenli şekil de kaydedilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;PMS nedeni tam olarak bilinmediği için tedavisi de kesin değildir. Bu konuda çok değişik tedavi yaklaşımları mevcuttur.&lt;br /&gt;Diet: Azar azar ve sık sık yemek yemenin şikayetleri azalttığı yönünde raporlar vardır.Adet öncesi dönemde taze meyve ve sebze tüketilmesi, kırmızı et ve donmuş yağlardan uzak durulması, içinde katkımaddesiiçeren besinlerin tüketilmemesi bazen yararlı olabilmektedir. Aynı şekilde kafein ve alkol tüketiminin azaltılması da faydalı olabilmektedir.&lt;br /&gt;Egzersiz: yapılan bir çalışmada egzersiz yapmayan kadınlarda PMS'ye daha sık rastlandığı bulunmuştur. Hergün yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş yararlı olabilir.&lt;br /&gt;Kalsiyum ve Magnezyum: Günlük 1200 mg kalsiyum alımının 3 ay sonunda şikayetleri yarı yarıya azalttığını bildiren bir çalışma vardır. Bazı kadınlarda ise magnezyum desteğinden fayda sağlanmışıtr.Ancak bu konuda kesin bulgular henüz yoktur.&lt;br /&gt;Vitaminler: A, E ve B6 vitaminlerinin PMS'ye neden olduğu ileri sürülmüş olsa da kesin olarak kanıtlanmış bir bulgu yoktur.&lt;br /&gt;Diğer tedavi seçenekleri arasında seratonin metabolizması ile ilgili ilaçlar, hormon ilaçları, antidepresan ve anksiyete gibi psikiyatrik ilaçlar, idrar söktürücüler, erkeklik hormonları sayılabilir ancak bunlardan hiçbirinin kesinleşmiş faydası yoktur.&lt;br /&gt;Diğer nadir tedavi yaklaşımları arasında ise psikoterapi ve akupunktur bulunur.&lt;br /&gt;"Bu yazı Dr. Alper Mumcu'dan (&lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;) alınmıştır"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-3997733382778860500?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/3997733382778860500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=3997733382778860500&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3997733382778860500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3997733382778860500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/adet-ncesi-gerginlik.html' title='adet öncesi gerginlik'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-2818572917845397322</id><published>2007-12-16T00:34:00.001-08:00</published><updated>2007-12-16T00:34:48.966-08:00</updated><title type='text'>amniyosentez ve gebelik</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51913"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Amniyosentez ve Gebelik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentez nedir?&lt;br /&gt;Bebeğiniz tüm hamileliğiniz süresince amniyon kesesi adı verilen bir kese içinde gelişimini sürdürür. Bu kesenin içi amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı ile doludur. Amniyon sıvısı statik bir sıvı olmayıp sürekli emilim ve yapım halinde bulunur. Sıvının ana kaynağı bebeğin akciğerleri ve boşaltım sistemidir. Bu sıvı aynı zamanda bebekten dökülen hücreleri de içerir. Bu hücreler bebeğinizin tüm hücreleri ile aynı genetik yapıya sahip olduklarından incelenmeleri bebeğinizin genetik durumu hakkında bilgi verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentez bebeğinizin içinde yüzdüğü amniyon sıvısından ince bir iğne yardımıyla örnek alınması demektir. En sık uygulanan anne karnında tanı yöntemlerinden birisidir. İlk kez 1882 yılında fazla olan amniyon sıvısının miktarını azaltmak için uygulanmıştır. Daha sonraları ise kan uyuşmazlığı olan çiftlerde bebeğin etkilenme derecesini saptamak için ya da erken doğum tehditi olgularında bebeğin akciğer olgunlaşmasının yeterli olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kullanım alanı bulmuştur. Günümüzde ise başta bebekteki bazı doğum defektlerini ve genetik bozuklukları saptamak olmak üzere pek çok nedenle gebeliğin ikinci trimester'ında uygulanan bir testtir. Tıp alanında ve gebelik takibinde pek çok modern gelişme lmasına rağmen amniyosentez hala daha en yeterli bilgiyi sağlayan altın değerinde bir testtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentezin en sık uygulanan prenatal test olduğunu belirtmiştik. Koriyonik villus örneklemesi (CVS) gibi diğer bazı testler ise doğumsal anomalilerin pek çoğunu saptamakla birlikte amniyosentez kadar etkili değillerdir. CVS gebeliğin daha erken döneminde yapılmakla birlikte amniyosenteze göre daha yüksek oranda düşük ve başka komplikasyon riskleri taşır. Bazı araştırmalar CVS sonrası çok düşük oranda el ve ayak parmaklarında doğum anomalilerine rastlanabildiğini ileri sürmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeklerin bir kısmı çeşitli anomaliler ile doğarlar. Bunlardan bazıları yaşam ile bağdaşmazken bazıları hayati olmamakla birlikte bireyin ve çevresinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu gruba en güzel örnek down sedromudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentez ve diğer tüm prenatal testlerin (anne karnında teşhise yönelik testler) amacı özellikle tedavi olanağı olmayan genetik hastalıklar başta olmak üzere bu hastalıkları ve anomalileri mümkün olduğunca erken dönemde saptamak, anne baba adaylarına hastalık ve bebeğin dünyaya geldikten sonraki olası durumu hakkında bilgi vermek ve yine onların kararı ve onayıyla mümkün olduğunca erken dönemde gebeliğin sonlandırılmasını sağlamaktır. Bazı anne baba adayları Down sendromu gibi yaşam ile bağdaşan anomalilerin varlığında hamileliği devam ettirme yönünde karar verebilirler. Bu tamemen çiftlerin seçimi olup yasal ya da vicdani hiçbir zorlama mevcut değildir. Benzer şekilde amniyosentez yapılıp yapılmaması kararı da yine yalnizc çifte aittir. Doktorunuz sizi amniyosenteze zorlamaz, sadece önerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentez kimlere önerilir?&lt;br /&gt;Amniyosentez hem invazif bir girişim olduğu için hem de az da olsa düşük riski taşıdığı için rutin olarak her hamile kadına önerilmez. Kromozomal ya da genetik doğum defekti ya da bazı malformasyonlar açısından yüksek risk altında olduğu saptanan kadınlrda önerilen bir testtir. Genel olarak amniyosentez önerilmesi gereken durumlar şunlarıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleri anne yaşı: Down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme riski kadının yaşı ile paralel olarak artış göstermektedir. Eğer anne adayının yaşı beklenen doğum tarihinde 35 ya da daha fazla olacak ise amniyosentez yapılması önerilir. İleri anne yaşı en sık amnyosentez önerilen durumdur.&lt;br /&gt;Pozitif öykü: Daha önceki bir hamilelik genetik bir sorun nedeni ile sonlandırıldıysa ya da nöral tüp defekti, spina bifida gibi doğum defektli bir bebek öyküsü varsa sonraki hamileliklerde amniyosentez önerilir.&lt;br /&gt;Bilinen genetik hastalık varlığı: Anne ya da baba adayında, ya da yakın akrabalarında bilinen genetik bir hastalık varsa amniyosentez önerilir. Bazı metabolik hastalıklar kalıtsal geçiş gösterir. Anne ya da babada hastalık olmamasına karşın bunlar taşıyıcı olabilirler ve sorunu bebeklerine aktarabililirler. Her iki ebeveyneden de hastalıklı gen geldiğinde bebekte hastalık ortaya çıkar. Bu gibi duruların araştırılmasında amniyosentez yararlı olabilir. Akdeniz anemisi gibi hastalıklar ise bazı bölgelerde çok sık görülür. Bu gibi durumların varlığında da amniyosentez bebeğin hastalık taşıyıp taşımadığını anlamak için yararlı olabilir. Bir diğer konu da akraba evlilikleridir. Akraba evliliklerinde çiftin her ikisinin de taşıyıcı olma olasılıkları normal topluma göre daha yüksek olduğundan bbekte hastalık görülme riski yüksektir ve bu nedenle amniyosentez önerilebilir. Bu grup hastalarda amniyosentez şart değildir. Şart olan hamilelik öncesi ya da erken dönemde genetik danışmanlıktır. Genetik uzmanı sizden ve eşinizden detaylı bir öykü alarak risk oranınızı belirler ve amniyosenteze gerek olup olmadığına karar verir.&lt;br /&gt;Pozitif tarama testi: Günümüzde genetik hastalıklar ve anomaliler açısından yüksek risk taşıyan hamilelikleri saptamak amacıyla bazı testler her hamile kadında rutin olarak uygulanmaktadır. Bu testlerden en sık kullanılan üçlü tarama testidir. Tarama testleri adından da anlaşılabileceği gibi anomali varlığını belirtmez sadece yüksek risk altındaki kişileri işaret eder. Bu testlerin pozitifi çıkması durumunda kesin tanıya ulaşmak amacıyla amniyosentez önerilir.&lt;br /&gt;Ultrasonografide anomali saptanması: Hamilelik takibi sırasında yapılan rutin ultrason incelemelerinde anomali saptanması varlığında, anomali ile birlikte görülebilecek genetik bozukluk riskine göre amniyosentez önerilebilir.&lt;br /&gt;Akciğer gelişiminin değerlendirilmesi: Erken doğum riski olan, ya da hamileliğin devamının anne ya da bebek açısından risk oluşturduğu durumlarda amnyon sıvısından örnek alınarak lesitin/sfingomeyelin gibi bazı maddelere bakılarak akciğer olgunlaşmasının tamamlanıp tamamlanmadığında karar verilebilir. Yenidoğan yoğun bakım şartları günümüzde çok iyi düzeye gelmiştir. Ülkemizde de iyi merkezlerde 24-25 haftalık bebekler yaşatılabilmektedir. Bu nedenle akciğer gelişimi değerlendirmek amacıyla amniyosentez uygulaması artık eskisi kadar popüler değildir.&lt;br /&gt;Polihdramniyos: Amniyon sıvısının normalden fazla olması durumunda anne adayını rahatlatmak amacıyla amniyosentez yapılarak bir miktar sıvı alınabilir.&lt;br /&gt;Amniyosentez ne zaman yapılır?&lt;br /&gt;Bebeğin amniyon sıvısından örnek almak için en uygun zaman son adet tarihinden itibaren hamileliğin 16-18. haftaları arsıdır. Sonuçlar genelde 1-2 hafta içinde bazan daha geç çıktığından bu haftalarda yapılması idealdir. Son zamanlarda erken amniyosentez (15. haftdan önce) uygulansa da hem laboratuvar şartları hem de işlemden kaynaklanan risklerin yüksekliği nedeniyle pek tercih edilmemektedir. Bu uygulama henüz deneysel aşamadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentez nasıl yapılır?&lt;br /&gt;Amniyosentez işlemi esnasında çok ince bir iğne ile bebeğin içinde yüzdüğü amniyon kesesine girilir ve sıvı çekilir. İşlemden önce detaylı bir ultrason incelemesi yapılarak bebeğin durumu ve pozisyonu değerlendirilir. Daha sonra amniyosentez için uygun bir alana karar verilerek hazırlıklara başlanır. İşlem sırasında iğnenin bebeğin plasentasından geçmeyeceği bebekten uzakta bir bir alan bulmak önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlemden önce hamile kadın ultrason masasında sırtüstü uzanır. İğnenin girileceği alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra karın steril örtü ile örtülür. Bir doktor ultrason ile işlemi gerçekleştirecek olan doktora rehberlik eder. İşlem tek kişi ile yapılacak ise özel tasarlanmış ultrson guide'ları kullanılmalıdır. İşlemi yapacak olan kişi ultrason görüntüsü altında iğneyi karın üzerinden yerleştirir ve önce karın katlarını daha sonra rahim kasını geçerek amniyon kesesine girer. İğnenin ucunu ultrasonda gördükten sonra arkasına bir enjektör takarak yaklaşık 20 mililitre sıvı alır.Bu aşamada bebeğin tüm amniyon sıvısının miktarı yaklaşık 200-300 mililitredir. Alınan sıvının kanlı olmaması gerekir. Yeterli miktarda sıvı alındıktan sonra iğne tek bir hamlede çıkarılır ve işlem tamamlanmış olur. Alınan sıvıyı bebek 1-2 saat içinde yeniden üretir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra ultrasonografi ile bebek ve kalp atımları yeniden değerlendirilir. Hasta 10-15 dakika dinlendirildikten sonra evine gönderilebilir. Alınan sıvı oda sıcaklığında muhafaza edilerek laboratuvara gönderilir. Tüm işlem 1-2 dakika kadar sürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınan sıvıda ne gibi işlemler yapılır?&lt;br /&gt;Amniyon sıvısı bebeğe ait canlı hücreler içerir. Bu hücrelerin kaynağı bebeğin solunum , sindirim, boşaltım sistemi ve cildinden dökülen hücrelerdir. Alınan sıvı laboratuvarda ayrıştırıldıktan sonra hücreler kültür ortamınada çoğaltılır ve elde edilen hücrelerde genetik inceleme yapılır. Eğer amniyosentez bebeğin akciğer gelişimini değerlendirmek amacıyla yapılıyor ise laboratuvara gönderilmez. Değerlendirme aynı anda yapılabilr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçlar ne zaman alınır?&lt;br /&gt;Amniyosentez sonuçları iki aşamalı olarak değerlendirilebilir. İlk planda florasan teknik ile (FISH) hücrelerin genetik yapısı incelenir. FISH 2-3 gün içinde sonuçlanır fakat her zaman kesin sonuç vermeyebilir. Kesin sonuç için hücre kültürlerinin beklenmesi gerekir. Bu genelde 1-3 haftarasında zaman alır. FISH yöntemi her yerde uygulanmayan sadece belirli laboratuvarlarda uygulanan güncel bir yöntemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentez güvenli midir?&lt;br /&gt;Her yıl dünyada milyonlarca kadında amniyosentez yapılmaktadır ve bu anne adaylarıın hepsinin zinhini kurcalayan temel soru budur. Ultrasonun yaygın olmadığı dönemlerde işlem körlemesine yapıldığından riskler daha yüksekti. 1976 yılında geniş kapsamlı bir araştıma sonucu Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri gebeliğin ikinci trimesterında yapılan amniyosentezin güvenli olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Ancak tüm invazif girişimlerde olduğu gibi amniyosentezde de bazı riskler vardır. Bu riskler şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük: Amniyosentez önerilen çiftleri en fazla endişelendiren konu olmakla birlikte amniyosenteze bağlı düşük riski son derece azdır. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin verilerine göre amniyosenteze bağlı düşük riski 200-400 işlemde 1'dir. İşlemi yapan kişinin tecrübesi ile düşük riski arasında ilişki olduğu düşünülmektedir. Düşük riski erken amniyosentezde daha fazladır. 1998 yılında Kanada'da yapılan bir araştırmada erken amniyosentez sonrası düşük riski %2.6 olarak bulunmuştur. Bu oran ikinci trimestarda yapılan amniyosentezlerde %0.8'dir. Günümüzde kabul edilen görüş amniyosentezin düşük riskini sadece %1 oranında arttırdığıdır (%1 düşük riski taşır demek değildir).&lt;br /&gt;Enfeksiyon: Amniyosentez sonrası enfeksiyon görülme riski 1000'de birden daha azdır. Steril şartların sağlandığı durumlarda son derece nadir olarak görülür.&lt;br /&gt;Su gelmesi: Yaklaşık %1 olguda vajinadan az miktarda sıvı gelebilir. Sıvı kaçağının yeri iğnenin giriş deliğidir. Amniyon zarı 1-2 gün içinde kendini onarır ve sıvı kaçağı kaybolur.&lt;br /&gt;Su kesesinin açılması: Çok nadir karşılaşılır. Bu durumda gebeliğin sonlandırılası gerekir.&lt;br /&gt;Plasenta veya kordonun zedelenmesi : Nadir görülen bir komplikasyondur.&lt;br /&gt;Erken doğum eylemi: Nadir görülen bir komplikasyondur.&lt;br /&gt;İşlemin başarısız olması: Uygun bir giriş alanı bulunamadığında ya da amniyon zarı rahim duvarından ayrılıp içeri doğru bombeleştiğinde iğnenin kese içine girmesi mümkün olmyabilir. Bu gibi bir durumda işlem birkaç gün sonra tekrarlanır.&lt;br /&gt;Bebeğin zarar görmesi : İşlem ultrason altında yapıldığından son derece nadir olarak karşılaşılır. En sık olabilecek olan problem iğne batmasıdır. Bu durum bebekte kalıcı bir zarar yaratmaz.&lt;br /&gt;İşlemin tekrarlanması: Alınan sıvı miktar olarak yetersiz ise ya da çok kanlı ise birkaç hafta sonra işlemin tekrarlanması gerekebilir. Bazı durumlarda tek bir girişte kese içine ulaşılamaz. Birden fazla giriş yapıldığında tüm riskler artar.&lt;br /&gt;İşlem için herhangi bir ön hazırlık gerekir mi?&lt;br /&gt;Hayır. Amniyosentez öncesinde herhangi bir hazırlık yapmanız gerekmez. Bazı durumlarda mesanenizin dolu olması işlemi kolaylaştırabileceğinden doktorunuz su içmenizi önerebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlem sırasında acı olur mu?&lt;br /&gt;Hayır. Amniyosentez genelde ağrısız bir işlemdir ancak iğne rahim kasına girerken ve çıkarken adet sancısı tarzında kramplar olabilir. Bundan daha fazla bir rahatsızlık sık karşılaşılan bir durum değildir.Bu nedenle lokal aneztezi uygulanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlem sonrası nelere dikkat etmek gerekir?&lt;br /&gt;Amniyosentez sonrası yatak istirahati ya da aktivite kısıtlaması gerekli değildir. 24 saat süre ile ağır fiziksel aktiviteden kaçınılması, 15 dakikadan daha uzun ayakta durulmaması önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer kan grubunuz Rh (-), eşiniz de Rh(+) ise işlem sonrasında koruyucu iğne yapılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğul gebeliklerde amniyosentez yapılabilir mi?&lt;br /&gt;Evet. Çoğul gebelikler amniyosentez için kontraendikasyon oluşturmazlar. Eğer mümkün ise tek bir iğne girişi ile tüm bebeklerden ayrı ayrı sıvı almak idealdir. Bir bebeğin kesesine girilip sıvı alındıktan sonra kese içine indigokarmen adı verilen renkli bir sıvı verilir. Bu sıvının bebeğe herhangi bir zararı yoktur. Amaç sıvı alınan bebeği belirlemektir. Daha sonra ultrason eşliğinde diğer bebeğin kesesine girildiğinde eğer renkli sıvı gelir ise yanlış kesede olunduğu belli olur ve bu sayede aynı bebekten iki defa sıvı alınmasının önüne geçilebilir. Tek bir kese içinde bulunan monoamniyotik ikizlerde ise böyle bir şans yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal olarak bulunan bir sonuç bebeğin sağlıklı olacağını garanti eder mi?&lt;br /&gt;Yüksek risk saptanan anne adaylarının %95'inde prenatal testlerin sonucu normal olarak bulunur. Ancak hiçbir perinatal test sağlklı bir bebek için %100 garanti veremez çünkü bazı anomaliler doğumdan önce hiçbir şekilde saptanamaz. Bebeklerin %3-4'ü anomalili olarak doğarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentezin kromozomal anomalileri saptamadaki başarısı %99.4 ile %100 arasında değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentez ile saptanan anomaliler tedavi edilebilir mi?&lt;br /&gt;Günümüzde pekçok defekt doğum öncesi saptanabilmekte ancak çok azı tedavi edilebilmektedir. Down sendromu gibi genetik hastalıkların tedavisi ne yazık ki mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amniyosentez sonrası doktorunuzu aramanız gereken acil durumlar:&lt;br /&gt;Eğer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasılmalarınız ya da şiddetli kramplarınız olursa&lt;br /&gt;Vajinal kanamanız olursa&lt;br /&gt;Vajinal sıvı kaçağı fazla miktarda olur ya da 1-2 günden uzun sürerse&lt;br /&gt;Ateşiniz 37.5 derecenin üzerine çıkarsa&lt;br /&gt;Kötü kokulu bir akıntınız olursa&lt;br /&gt;zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;Dr.Alper MUMCU &lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-2818572917845397322?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/2818572917845397322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=2818572917845397322&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2818572917845397322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/2818572917845397322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/amniyosentez-ve-gebelik.html' title='amniyosentez ve gebelik'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-6438255332537227549</id><published>2007-12-16T00:33:00.002-08:00</published><updated>2007-12-16T00:34:15.977-08:00</updated><title type='text'>astım ve gebelik</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51910"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Astım ve Gebelik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astım mutlak tedavisi bulunmayan solunum sisteminin kronik bir hastalığıdır. Astımlı kişilerdeki en önemli değişim solunum yollarında görülen iltihap yani enflamasyondur. Bu mikrobik bir olay olmayıp solunum sistemini oluşturan yapıların şiş ve kızarık olması şeklinde basitleştirilebilir. Bu enflamasyon hava yollarını astım ataklarına neden olan ya da başlatan dış etkenlere karşı çok daha duyarlı hale getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal soluk alma sırasında hava önce burundan geçer. Hava burada ısınır, nem oranı artar ve yabancı küçük maddelerden temizlenir. Alınan hava daha sonra gırtlaktan geçerek trakea adı verilen soluk borusunua girer. Trakea akciğerlere girmeden önce ikiye ayrılır ve bunlar sağ ve sol bronkus olarak adlandırılır. Bronkuslar daha sonra giderek incelen binlerce hava yoluna ayrılır ve bunlar da bronşiyoller olarak isimlendirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astımda genellikle etkilenen kısım işte bu bronşiyollerdir. Astımlı bir kişi atakları başlatan herhangi bir etkenle karşılaştığında aşırı hassas hava yolları daha da şişer, enflame olur ve daralır. Sonuçta akciğerlere giren ve çıkan hava akımında bir tıkanıklık meydana gelir ve kişinin soluk alıp vermesi güçleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç çeşit astım vardır&lt;br /&gt;Astım kronik bir hastalıktır. Zaman zaman iyileşmiş gibi görünebilir ve ataklar çok uzun süre ortaya çıkmayabilir. Ancak hava yollarında kronik enflamasyon olduğundan herhangi bir dönemde yeniden alevlenebilir. Temel olarak 2 tür astım varlığından söz edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alerjik astım: Genelde çocuklarda ve ergenlik çağındaki kişilerde görülür. Alerjiye neden olabilen herhangi bir madde örneğin hayvan tüyü, ev tozu bu atakların başlamasına yol açabilir. Genelde 35 yaşından önce ortaya çıkan astım hastalığı alerjik türdedir.&lt;br /&gt;Alerjik olmayan astım: Bu tür astım daha ziyade orta yaştaki kişilerde görülür. Astım atakları egzersiz, soğuk hava, üst solunum yolu enfeksiyonları gibi faktörlerce tetiklenir ve ortaya çıkar. Astım ataklarından alerjik mekanizmalar sorumlu değildir.&lt;br /&gt;Astım atağı nedir?&lt;br /&gt;Astım atağı zaten aşırı duyarlı olan hava yollarının gösterdiği reaksiyon sonrasında ortaya çıkan solunum sıkıntısı olarak özetlenebilir. Alerjik ya da başka bir nedenle hava yolları daralınca hava akımları zorlaşır. Bu daralmanın 3 temel nedeni vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava yollarını çevreleyen kasların kasılması&lt;br /&gt;Hava yollarını döşeyen dokuların şişmesi&lt;br /&gt;Hava yollarında normal olarak üretilen salgılar (mukus, balgam) dışarı atılamadığı için buraları tıkaması&lt;br /&gt;Astım bulguları çok hafif ya da çok şiddetli olabilir. Bazı kişilerde sadece mevsimsel alevlenmeler görülürken, bazılarında sadece egzerszi sonrası ya da alerjik bir maddeyle karşılaşılmasını takiben ortaya çıkabilir. Bazılarında ise olay çok daha kroniktir ve hemen hergün bulgular görülebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava yolları daralıp tıkandıkça soluk alıp vermek ve havayı buradan geçirebilmek için daha fazla efor harcanması gerekir. Hava daralmış bir alandan geçerken ıslık benzeri bir ses çıkmasına neden olur. Bu ses astım ataklarında tipiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astım ataklarında en sık karşılaşılan yakınma ve bulgular şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öksürük: Öksürük çok sık karşılaşılan ancak kolaylıkla atlanabilen bir astım bulgusudur. Genelde astım dışında başka bir soruna bağlanır. Genel kural olarak sağlıklı kişiler boğazlarında birşey olmadığı ya da soğuk algınlığı gibi enfeksiyonlara yakalanmadıkları sürece öksürmezler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wheezing: Daralmaya bağlı olarak görülen ıslık sesi wheezing olarak adlandırılır. Astım için tipiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs sıkışması: Daralmış hava yollarından havayı geçirebilmek için daha fazla efor gerektiğinden pekçok astımlı kişi göğsünden rahatsız edici bir his ve daralma tanımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefes darlığı: Bazı kişilerce hava açlığı olarak tanımlanan ve sanki alınan nefes yetmiyormuş hissini uyandıran durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mukus üretimi: Pekçok astımlı kişide kalın ve aşırı miktarda balgam üretimi vardır. Bu mukus solunum yollarını tıkayarak öksürüğe neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu zaman astım bulguları geceleri ya da sabahın ilk saatlerinde şiddetlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllardır astım ile yaşayan kişiler atakları nelerin tetiklediğini az çok bilirler. Öte yandan bir astım atağı çoğu zaman ortaya çıkmadan önce belirtiler verir. Kişinin hastalığını iyi tanıması ve bu belirtilere dikkat etmesi atak gelmeden önce önlem alabilecek zamana sahip olmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astım tehlikeli bir hastalık mıdır?&lt;br /&gt;Astım atakları çoğu zaman hafif ya da orta şiddette görülür ve ilaçlara kolay cevap vererek birkaç dakika ile birkaç saat arasında düzelir. Ancak bazı ataklar rutin ilaçlara cevap vermeyebilir ve acil müdahale gerektirebilir. Bu tür şiddetli ve uzun süren ataklar hayati tehlike doğurabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astımın iyi kontrol edilmesi ne demektir?&lt;br /&gt;Astım kesin tedavisi olmayan kronik bir hastalıktır. Bu nedenle tüm tedavi girişimlerinde amaç iyi astım kontrolü sağlamaktır. Burada kastedilen uzun süre ataksız dönem geçmesini ve atak varlığında biran önce normale dönmesini sağlamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi astım kontrolünün hedefleri şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wheezing, öksürük ve nefes darlığının olmaması&lt;br /&gt;Gece uykusunun astım atakları ile bölünmemesi&lt;br /&gt;Egzersiz ve günlük aktivitelerin sorunsuz yapılabilmesi&lt;br /&gt;Atakları rahatlatan ilaçların haftada üç kereden az kullanılmasının sağlanması&lt;br /&gt;Hamilelik ve astım&lt;br /&gt;Astım hamilelikte en sık karşılaşılan sistemik kronik hastalıklardan birisidir ve tüm hamilelerin %4-7'sinde görüldüğü kabul edilmektedir. Bununla birlikte hayatı tehdit edecek şekilde şiddetli astım atakları çok daha nadir olarak %0.05-2 arasında görülür. İyi kontrol edilmediği taktirde hem anne adayında hem de bebekte ciddi sorunlara neden olabilir. Astım daha önceden var olabileceği gibi ilk kez hamilelik sırasında da ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamilelikte solunum sisteminde ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler&lt;br /&gt;Hamilelik dönemi tüm vücut sistemlerinde olduğu gibi solunum sisteminde de bazı değişikliklere neden olur. Bu değişikliklerin hemen hepsi normal kabul edilir ve vücudun gebeliğe uyumu için gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle son dönemlerde genel ödeme paralel olarak ve östrojen hormonunun etkisiyle solunum yollarında da ödem ve şişlikler olur. Bunun sonucunda burun tıkanıklığı, akıntı, horlama ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahim büyüdükçe diyafram kasını yaklaşık 4 cm yukarı iter ve göğüs çapı artar. Progesteron hormonu ise akciğer kapasiteleri üzerinde değişikliğe neden olur. Buna bağlı olarak hamile bir kadın daha hızlı soluk alıp verir ve kandaki oksijen ve karbondioksit oranları değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu değişimler hamile kadınlarda daha kolay ve şiddetli solunum yetmezliği ortaya çıkmasına zemin hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin astım üzerindeki etkileri&lt;br /&gt;Astım gebelik döneminde değişken bir seyir izler. Genel olarak hastaların 1/3'ünde hastalığın seyrinde düzelme, 1/3'ünde kötüleşme saptanırken geri kalan üçtebirlik kısımda herhangi bir değişiklik gözlenmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık genelde gebeliğin son dönemlerinde düzelme eğilimi gösterir ve akut atakların sıklığı azalır. Bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte progesteron hormonundaki değişimlerin neden olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akut ataklar en sık gebeliğin 24. haftaları civarında görülürken ortaya çıkan değişimler doğumdan 3 ay kadar sonra gebelik öncesi haline döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak eğer astım hamilelikten önce kötü ve şiddetli ise hamilelik sırasında daha da şiddetleneceği öngörülebilir. İkinci ya da daha sonraki hamileliklerini yaşayanlarda ise ilk hamilelikte ortaya çıkan değişikliklere benzer değişimler beklenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç olarak kız bebek bekleyenlerde astımın şiddetlendiği ileri sürülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astımın gebelik üzerindeki etkileri&lt;br /&gt;Astımın gebe kadın ve karnındaki bebeği üzerindeki etkileri değişkendir. İyi kontrol edilen bir astım varlığında hem anne adayı hem de bebekte sorun çıkma olasılığı oldukça düşüktür. Öte yandan iyi kontrol edilmeyen olgularda ortaya çıkan istenmeyen etkilerin altında yatan temel sebep yan etkilerinden çekinerek yetersiz ilaç kullanılmasıdır. Bu oldukça yanlış bir yaklaşımdır çünkü astım ilaçları gebelikte güvenli olarak kabul edilen maddelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi kontrol edilemeyen astım anne adayında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bulantı ve kusmalarda&lt;br /&gt;Vajinal kanama görülme sıklığında&lt;br /&gt;Gebeliğe bağlı hipertansiyon görülme riskinde&lt;br /&gt;Anne ölümlerinde&lt;br /&gt;artışa neden olabilir.&lt;br /&gt;Bebeklerde ise&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken doğum&lt;br /&gt;Büyüme geriliği&lt;br /&gt;Düşük doğum ağırlığı&lt;br /&gt;Kronik hipoksi (oksijen yetersizliği)&lt;br /&gt;Anne karnında ölüme&lt;br /&gt;neden olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Astımlı bir hamilelinin tedavisi hamile olmayanlardan çok farklı değildir ve genelde aynı tür ilaçlar kullanılır. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların gebelik ve bebek üzerinde zararlı etkileri gösterilmemiştir ve bu nedenle güvenli olarak kabul edilirler. Asıl korkulması gereken kontrol edilemeyen astımın neden olduğu bebekteki zararlı etkilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astım tedavisinde amaç en iyi solunum fonksiyonuna ulaşarak ataksız bir dönem sağlamaktır. Tedavide genel prensipler ise mümkün olan en az sayıdaki ilacın kullanılması, optimal solunum fonksiyonunun sağlanması, havayolu iritanlarından kaçınılması, astımı alevlendiren üst solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit ve reflünün tedavi edilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelerde astım tedavisinin amacı hipoksi yani oskijen azlığına neden olan atakların önlenmesi ve ideal solunum fonksiyonunun sağlanarak bu hipoksinin bebeğin gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerinin engellenmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavide belki de en önemli faktör hasta eğitimi ve bilinçlendirmedir. Öte yandan hastalığın ve gebeliğin solunum sisteminde neden olduğu değişimler sık aralıklarla yapılacak olan solunum fonksiyon testleri ile değerlendirilmeli, hastaya göre tadavi dozu ve şeması belirlenmelidir. Doktorunuza haber vermeden ilaç dozlarını değiştirmeniz olumsuz etkilerin ortaya çıkma riskini arttıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astım ataklarını tetikleyen ev tozu, küf, mantar, evcil hayvanlar, sigara dumanı, kirli hava, kokular, yiyecek katkı maddeleri gibi alerjenlerden kaçınmak ilaç gereksinimini de en alt düzeye indirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebe kalmayı planlayan bir kadında ise önceden astım kontrol altına alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekte astım ortaya çıkması&lt;br /&gt;Astım hastası anne adaylarının en büyük endişelerinden birisi de bebeklerind ede bu hastalığın ortaya çıkma olasılığıdır. Yapılan araştırmalar astımlı annelerden dünyaya gelen bebeklerin %20'sinde bu hastalığın görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu oran genel popülasyonda görülen oranın çok üzerindedir. Ancak anne sütü ile besleme, alerjen faktörlerden kaçınma, bebeğin bulunduğu ortamda sigara içmeme gibi basit önlemler bu oranların azaltılmasında yardımcı olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anderson HR, Butland BK, Strachan DP. Trends in prevalance and severity of childhood asthma. Br Med J 1994; 308: 1600-1604.&lt;br /&gt;Hernandez E, Angell CS, Johnson JWC. Asthma in pregnancy-current concepts. Obstet Gynecol 1980; 55: 739-744&lt;br /&gt;Ortega CD, Busse W. Spesific problems-asthma in pregnancy and menses. Manuel of Asthma Management'da Ed. O'Bryne PM, Thompson NC. Londra, WB Saunders, 1995; 653-671.&lt;br /&gt;Schatz M. Asthma during pregnancy: interrelationships and management. Ann Allergy 1992; 68: 123-133.&lt;br /&gt;Tetikkurt C. Asthma in pregnancy. CerrahpaÅŸa J Med 2001; 32 (1): 60-67&lt;br /&gt;White RJ, Coutts I, Gibbs CJ, MacIntyre C. A prospective study of asthma during pregnancy and the puerperium. Respir Med 1989; 83: 103-106.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı Dr.Alper MUMCU dan &lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; alınmıştır&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-6438255332537227549?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/6438255332537227549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=6438255332537227549&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6438255332537227549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6438255332537227549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/astm-ve-gebelik.html' title='astım ve gebelik'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-8484593599312005912</id><published>2007-12-16T00:33:00.001-08:00</published><updated>2007-12-16T00:33:42.842-08:00</updated><title type='text'>adet düzensizlikleri</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Adet Düzensizlikleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kadın zaman zaman adet duzeninde sapmalar, gecikmeler ya da ara kanamalar yaşayabilir. Normal insan hayatında yaşanılan stresler, sıkıntılar, ani kilo değişiklikleri, spor, üzüntüler gibi pekçok faktör adet düzenini etkileyebilir ve adeta bir saat gibi işleyen bu mekanizmada sapmalara neden olabilir. Adet düzenindeki sapmaların hiçbir türlüsü normal değildir ve araştırılması gerekir. Çünkü kadın üreme sistemindeki hemen hemen bütün patolojilerin en sık verdiği belirti adet düzensizlikleridir. Her adet duzensizliği anormal olmasına rağmen herzaman bir patolojiyi, kisti, myomu ya da en korkuncu kanseri işaret etmez. Altta yatan anatomik bir patoloji olmadığı halde normal adet düzeninde meydana gelen anormal kanamalara disfonksiyonel uterin kanama (DUK) adı verilir.Burada önemli olan nokta kanama bozukluğunu açıklayacak organik bir lezyonun bulunmamasıdır. İlk kez 1927 yılında tanımlanan bu tabloya methropathia hemorrhagica ya da başka bir deyişle metropatik uterus adı verilmiştir, günümüzde ise disfonksiyonel uterin kanamalar başlığı altında incelenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klinik&lt;br /&gt;Disfonksiyonel kanamalar adet kanamasının ritminin, miktarının ya da her ikisinin birden bozulması ile belirgindir. Genelde beyin-hipofiz-yumurtalık üçgenindeki hormonal dengenin bozulmasından kaynaklanır. Beyinden salgılanan gonadotropin adı verilen hormonların salgılanma bozuklukları ya da uyumsuzlukları altta yatan ana nedendir. Bu durum yumurtlama bzoukluklarına neden olarak östrojen ve progesteron arasındaki dengenin de bzoulmasına yol açar. Neticede disfonkisyonel uterin kanamalar, endometrial hiperplazi, over kistleri gibi hastalıklar ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klinik olarak kanamanın patternine göre isimlendirilirler.Buna göre&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amenore 3 ya da daha fazla adet dönemi icin gereken sürede hiç adet görmemek&lt;br /&gt;Oligomenore 35 günden daha seyrek olan kanamalar&lt;br /&gt;Polimenore 21 günden daha sık olan kanamalar&lt;br /&gt;Hipomenore Adet kanamasının miktarının az olması&lt;br /&gt;Hipermenore Adet kanamasının miktarının fazla olması&lt;br /&gt;Menoraji Adet kanamasının süresinin uzaması&lt;br /&gt;Metroraji Ara kanamaların olması&lt;br /&gt;Menometroraji Düzensiz aralıklarla fazla miktarda kanama olması&lt;br /&gt;Ovülasyon kanaması Siklus ortasında görülen hafif kanama&lt;br /&gt;Spotting Lekelenme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DUK jinekolojik şikayetlerin yaklaşık %10'unu meydana getirir.En sık ergenlik başlangıcında ve menopoza yakın dönemde görülür.&lt;br /&gt;Düzensiz kanamalar yumurtlamanın olduğu (ovülatuar) ve olmadığı (anovülatuar) olarak kabaca 2 ye ayrılır. DUK'ın yaklaşık %90'ı anovülatuardır. Yani herhangi bir nedene bağlı olarak o adet siklusunda yumurtlama olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ovülatuar Kanamalar&lt;br /&gt;Genelde üreme çağındaki kadınlarda görülür. Göreceli olarak FSH eksikliği nedeni ile yumurta gelişimi gecikir ve çatlama geç oluşur. Bunun sonucunda kişide oligomenore görülür. Eğer yumurta hücresinin FSH'a duyarlılığı artmış ise bu kez yumurta hücresi vaktinden önce gelişir ve çatlar neticede polimenore ortaya çıkar.Adet ortasıda yumurtlama döneminde denk gelen kanama da bu sınıfta değerlendirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anovülatuar Kanamalar&lt;br /&gt;Gelişen yumurta hücresinin çatlamaması sonucu buradan östrojen hormonu salgılanmaya devam eder. Bu etki ile rahim iç zarı olan endometrium kalınlaşmaya devam eder. Yumurtlama olmadığı için progesteron dolaşıma yeterli kadar salınamaz ve kalınlaşmaya başlayan endometrium bir süre sonra kırılır ve kanama ortaya çıkar. Anovülatuar sikluslar ilk adet kanamasından sonraki ergenliğe geçiş döneminde, polikistik over hastalığında, menopoz öncesi dönemde, emzirme dönemlerinde ve şişman hastalarda sık rastlanılan bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hormonal etkiler&lt;br /&gt;Endometrium sürekli yenilenen ve her ay değişim gösteren bir dokudur (Bkz.Endometrial hiperplazi). Bu doku östrojen ve progesteron adlı hormonlara karşı çok hassastır. Endometriumu etkileyecek organik bir patoloji olmadan östrojen ve progesteronun düzensiz ve değişik düzeylerdeki etkileri düzensiz kanamalara yani disfonksiyonel uterin kanamaya neden olur. Bu tür kanamalar oluş mekanizmasına göre 5 başlık altında toplanırlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Östrojen çekilme kanaması: Östrojenle uyarılmış ve kalınlaşmakta olan endometriumda östrojenin aniden ortadan çekilmesi ile meydana gelen endometrium dökülmesi ve görülen kanamadır. Bu kanama türünde progesteronun bir etkisi yoktur. Dışarıdan verilen östrojenin kesilmesi ya da ameliyat ile her iki yumurtalığın alındığı durumlarda görülür. Pratikte pek sık karşılaşılan bir tablo değildir.&lt;br /&gt;2.Östrojen kırılma kanaması: Östrojenle sürekli uyarılmakta olan endometriumda östrojene olan cevap endometriumun her alanında aynı ve eşit değildir. Östrojen uyarısı devam ettikçe fazla gelişmiş ve kalınlaşmış kısımlarda kanlanma ve dolayısı ile beslenme bozuklukları başlar ve bu kısımlar dökülerek kanamaya neden olur. Anovülasyonda ortaya çıkan kanama bzoukluklarının mekanizması budur, dolayısı ile disfonksiyonel uterin kanamaların altında yatan en önemli mekanizma da östrojn kırılma kanamasıdır.&lt;br /&gt;3.Progesteron çekilme kanaması: Östrojenle uyarılmış ve kalınlaşmış endometrium yumurtlamadan sonra progesteronun etkisi altına girer ve artık kalınlaşmaz. Progesteron ortamdan çekildiğinde ise endometrium üzerindeki destek ortadan kalkar ve tüm fonksiyonel endometrium dökülerek kanamaya neden olur. Normal adet kanamaları ve doğum kontrol hapı kullanırken ilaç bittikten sonra görülen kanama bu türdedir.&lt;br /&gt;4.Progesteron kırılma kanaması: Progesteron düzeyi endometrium kalınlığını korumaya yetmez ve kanamaya yol açar.&lt;br /&gt;5.Atrofi kanaması: Östrojen ve progesteronun ortamda yeterli miktarlarda bulunmamasına bağlı olan kanamalardır. Menopoz sonrası dönemde görülürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı&lt;br /&gt;Anormal vajinal kanama olan hastalarda altta yatan organik bir lezyonun bulunamaması ile tanı konur.Ayırıcı tanıda myomlar, endometrium iltihabı, spiral, dışarıdan verilen ilaç ve hormonlar, gebelik, düşükler, dış gebelik, habis tümörler, kan hastalıkları, karaciğer hastalıkları düşünülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Tedavide amaç kanamanın durdurulması ve yeniden tekrar etmesinin engellenmesidir.Bu amaçla değişik hormon kombinasyonları kullanılır. 35 yaş üzeri kanamalar durdurulamıyorsa cerrahi müdahale gerekebilir. Bazen genç hastalarda da akut kanamayı durdurmak için kürtaj gerekli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.gata.edu.tr/cerrahibiliml...sss/jsrs4.html" target="_blank"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;http://www.gata.edu.tr/cerrahibiliml...sss/jsrs4.html&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-8484593599312005912?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/8484593599312005912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=8484593599312005912&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8484593599312005912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8484593599312005912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/adet-dzensizlikleri.html' title='adet düzensizlikleri'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-9075898287089484118</id><published>2007-12-16T00:32:00.001-08:00</published><updated>2007-12-16T00:32:48.786-08:00</updated><title type='text'>ağrılı adet görme</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51908"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ağrılı Adet Görme: Dismenore&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adet kanaması esnasında ya da hemen öncesinde kasıklarda ortaya çıkan rahatsızlık ve kramp tarzında ağrılara dismenore ya da menstrüel kramp adı verilir. Dismenore primer (1.cil) ve sekonder (2.cil) olmak üzere iki şekilde incelenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Primer (birincil) dismenore :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıklıkla adet kanamasının başlangıcından sonraki ilk 1-2 yıl içinde ortaya çıkar ve kırklı yaşlara kadar sürebilir. Bazen kadınlarda ilk doğumdan sonra ağrılar hafifleyebilir. Ağrının nedeni rahimde ağrıya ve kasılmaya yol açan prostaglandin maddesinin yapımının artmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrı genellikle adet kanaması başlamadan 1-2 gün önce ortaya çıkar, adetin birinci gününde belirginleşir ve genellikle 2.günde sakinleşir. Ağrı karnın alt kısmında aralıklı gelen kramp şeklindedir. Ağrı bir bölgede toplanabileceği gibi sırta, bele, kasıklara ve vulvaya (idrar yapılan açıklık ve vajinal açıklık) da yayılabilir. Ağrıya bazen terleme, yorgunluk, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, baş dönmesi, baş ağrısı, baygınlık, kabızlık gibi belirtiler eşlik edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden sancılı adet görülür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancılı adet görme aslında normal adet görme mekanizmasının önemli bir parçası olan uterus (rahim) kasılmalarının kadın tarafından ağrı şeklinde hissedilmesidir. Bu uterus kasılmalarının amacı uterus iç tabakasını atılarak yenilenmesi sırasında oluşan kanama miktarını en az seviyede tutmaktır. Kasılmalar esnasında uterusta bölgesel olarak prostaglandin adı verilen bazı maddeler salgılanır. Ağrıya yol açan bu prostaglandinlerin ya aşırı miktarda salgılanması ya da kadınlarda prostaglandinlere ağrı şeklinde aşırı duyarlılık oluştuğu kabul edilmektedir. Prostaglandin salgısı yumurtlama sonrasında oluşan bir olay olduğundan tipik olarak adet görmeden kısa süre önce başlayan adet bittikten sonra tümüyle kaybolan adet sancısı yumurtlama olduğuna dair belirtilerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancılı adet görmenin nadir görülen nedenleri arasında serviks (rahim ağzı) girişi, kürtaj, enfeksiyon gibi nedenlere bağlı olarak daralmış olması ve buna bağlı olarak adet kanının "zorlukla atılması" ve spiral kullanımı yer alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gibi belirtiler verir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dismenore karnın alt bölgelerinde kramp benzeri ağrılar ve rahatsızlıklardır. Bu eşlik eden diğer belirtiler; Sırt ağrısı, baş ağrısı, bulantı, bacakların iç yüzünde hassasiyet olabilir. Dismenore ile birlikte adet öncesi gerginlik sendromu (PMS) de görülebilir ancak bu şart değildir. PMS genelde adet başlangıcından birkaç gün önce görülür. Dismenoreli kadınların yaklaşık %10-15'inde şikayetler normal günlük aktivitelerini kısıtlayacak kadar şiddetlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ağrılar;&lt;br /&gt;Normal zamanında gelen bir adet kanamasına eşlik etmiyorsa&lt;br /&gt;Her zaman olduğundan çok daha şiddetli ise&lt;br /&gt;2-3 günden daha uzun sürüyor ise&lt;br /&gt;Her zaman olandan daha farklı ise&lt;br /&gt;mutlaka bir hekim kontrolünden geçilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekonder (ikincil) dismenore:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seconder (ikincil) dismenorede (ağrılı adet görme) altta yatan bir patolojik (hastalık yapan) durum mevcuttur. Bir kaç örnek verecek olursak doğuştan olan kızlık zarının kapalı olması, bazı vajinal (hazneye ait) veya rahime ait anormallikler veya daha sonradan ortaya çıkan bazı hastakıklar gibi… Doğuştan olan problemler daha nadir olduğundan, sıklıkla daha genç yaşlarda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekonder dismenore nedenleri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Endometriozis&lt;br /&gt;2-Yumurtalık kistleri veya tümörleri&lt;br /&gt;3-Pelvik inflamatuar hastalık (PID)&lt;br /&gt;4-Myomlar&lt;br /&gt;5-Uterus polipleri&lt;br /&gt;6-Rahim içi yapışıklıklar&lt;br /&gt;7-Rahim içi araçlar&lt;br /&gt;8-Rahim boynu darlıkları&lt;br /&gt;9-Rahim tümörleri&lt;br /&gt;10-İmperfore hymen (kızlık zarının adet görmeyecek şekilde tam kapalı olması)&lt;br /&gt;11-Çift uterus veya uterusda septun bulunması&lt;br /&gt;12-Enfeksiyonlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman jinekolojik değerlendirme gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adet sancıları ağrı kesicilerle kontrol altına alınabiliyorsa ve başka bir jinekolojik belirti yoksa jinekolojik muayene gerekli değildir. Ancak adet sancıları çok şiddetli olup genel iyilik halini etkilemeye başlamışsa ve/veya iş kaybına neden oluyorsa mutlaka jinekolojik değerlendirme yapılmalı etkili bir tedavi uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jinekolojik değerlendirmenin çok önemli bir amacı vardır. Endometriozis (rahim iç tabakasının normal dışı bölgelerde bulunması), kronik enfeksiyon, yapışıklıklar, yumurtalık kistleri, uterus myomları ve diğer bazı jinekolojik hastalıklar kendilerine özgü belirtiler dışında aynen adet sancısı gibi belirtiler de verebilirler. Yapılan jinekolojik muayene bu durumların varlığını ortaya çıkarır ve böyle durumlarda tedavi tamamen farklı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl tanı konulur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanıda öncelikle hastanın öyküsü önem kazanır. cevaplanması gereken bir takım sorular vardır. Bunlar:&lt;br /&gt;Ağrının ne zaman olduğu&lt;br /&gt;Ağrıyı geçirmek için ne yapıldığı&lt;br /&gt;Eşlik eden başka bir şikayetin olup olmadığı&lt;br /&gt;Doğum kontrol haplarının ağrıyı azaltıp azaltmadığı&lt;br /&gt;Gün geçtikçe ağrının şiddetlenip şiddetlenmediği ve&lt;br /&gt;Ağrılar nedeni ile aktivitenin bozulup bozulmadığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrıların primer ya da altta yatan başka bir patolojiye bağlı olup olmadığını anlamak maksadıyla detaylı bir muayene yapılmalıdır. Herhangi bir enfeksiyon ya da kist gibi bir patolojiyi ayırt etmek için kan ve idrar tetkikleri ile ultrason incelemesi çoğu zaman gerekli olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Primer dismenore tedavisi nasıl yapılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dismenorenin (ağrılı adet görmenin) oluşmasını önlemek mümkün değildir. Ağrı doktorun size tavsiye edeceği ilaçları kullanarak hafifletilebilir. Yine;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta dereceli bölgesel sıcak uygulama iyi gelebilir. Bunun için sıcak banyo ya da ayaklara sıcak uygulama (sıcak bir havlu, termofor) önerilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta sıcak uygulama direkt karına yapılmamalıdır; çünkü karın içerisinde herhangi bir iltihabı reaksiyon varsa bu karın zarına yayılabilir ve oldukça tehlikelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman iyi beslenme ve bunun adet kanaması sırasındada sürdürülmesi ağrıyı azaltama da etkilidir. Eğer kişide adet kanamasından önce baş ağrısı, karında şişlik,...vb problemler oluyorsa adetten 1 hafta önce tuz kısıtlanmasına gidilebilir. Yine doğal idrar yaptırıcı olan maydanoz, ıhlamur, kuşkonmaz gibi besinlerin bu dönemde alınması ödemi(vücutta su toplaması)ve ödemin neden olacağı rahatsızlığı giderir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine diyette B vitamini ve Mg (magnezyum)'dan zengin besinlerin alınması bu dönemde oluşan rahatsızlıkları ve ağrıyı gidermede yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B Vitamininden zengin yiyecekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Et, balık, karaciğer, kurubaklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, diğer sebzeler... Mg(magnezyum)'dan Zengin Yiyecekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağlı tohumlar(fındık, fıstık, susam...vb.), koyu yeşil yapraklı sebzeler, öğütülmemiş tahıllar(kepekli ekmek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrıyı gidermede kullanılan bir diğer yöntem düzenli egzersizdir. Kas tonüsünü güçlendirici egzersizler ve nefes egzersizleri dismeonoreyi kontrol eder. Menstrual problemleri önlemek ve kas tonusunu artırmak için yüzme önerilen bir egzersizdir. Bunun yanında kişinin ev ortamında yapacağı hafif egzersizlerde ağrıyı azaltmada yardımcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masajda ağrıyı azaltmada etkili bir yöntemdir. Ağrıyan bölgenin altına yoğurma tarzında ritmik masaj uygulanırsa ağrının algılanması azaltılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli uyku,gerginliği azaltacağından ağrıyı kontrol etmede kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin kadın olmaya ve adet görmeye ilişkin pozitif tavır takınmasında ağrıyı oluşturabilecek psikolojik etkenleri giderir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolojik faktörler primer (1.cil) dismenorenin nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Bu yüzden cinsiyete ilişkin olumlu duyguların sergilenmesi ağrının azaltılması için önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekonder dismenore tedavisi nasıldır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedene yol açan hastalıklar gerekli tıbbi ve cerrahi tedavi ile düzeltilir ve tedavi sonunda ağrı azalır veya kaybolur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl önlem alınmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dismenore alınacak bazı basit önlemler ile bir miktar engellenebilir. Örneğin adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması, karın bölgesine masaj yapılması, uzun süre ayakta durmaktan ya da yürüyüş yapmaktan kaçınılması şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır. Aşırı yorgun, sinirli kişilerde adet sancısı daha fazla görülür. Bu nedenle kanama esnasında dinlenmek son derece önemlidir. Yine kabızlığı olanlar bu sancıları daha şiddetli yaşarlar. Lifli gıdaların bol tüketilmesi kabızlığı önler. Bol miktarda su içilmesi, sigaradan uzak durulması, fazla miktarda alkol tüketilmemesi gibi basit ve kısa süreli önlemler ile sancılı adet kanamaları biraz daha rahat geçirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.gata.edu.tr/cerrahibiliml...sss/jsrs3.html" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;http://www.gata.edu.tr/cerrahibiliml...sss/jsrs3.html&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-9075898287089484118?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/9075898287089484118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=9075898287089484118&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/9075898287089484118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/9075898287089484118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/arl-adet-grme.html' title='ağrılı adet görme'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-6278735669947217213</id><published>2007-12-16T00:27:00.000-08:00</published><updated>2007-12-16T00:32:02.843-08:00</updated><title type='text'>ağrılı cinsel ilişki</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_51898"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ağrılı cinsel ilişki: Disparoni&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Cinsel ilişki esnasında kadının geçici bir zaman için ya da sürekli olarak ağrı duyması durumudur. Cinsel tatminin önünde çok büyük bir engeldir.Kadınların yaklaşık %15'i bu rahatsızlığı zaman zaman yaşar, %1-2 kadında ise sürekli bir disparonia durumu söz konusudur. Cinsel yönden aktif hemen her yaştaki kadını etkileyebilir. Disparonide etkilenen organlar vajinal kaslar, hymen, bazı durumlarda rahim ve beyindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel aktivite esnasında ya da öncesinde genital bölgede yaşanan ağrı olarak tanımlanır. Bu ağrı zaman zaman ilişki sonrasında da görülebilir. Ağrının şiddeti ilişkiden ilişkiye ya da pozisyona göre değişkenlik gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzeyel ve derin disparonia olarak 2 ana başlık altında incelenir. Yüzeyel ya da eksternal disparonia da ilişki esnasında sürtünmeye bağlı olarak yanma ya da kuruluk hissi bulunur. Yetersiz ıslanma sonucu ortaya çıkar. Önsevişmenin uzun tutulması yolu ile doğal kayganlığın sağlanması ya da bazı kayganlaştırıcı jellerin kullanılması sorunu giderebilir.Yüzeyel disparoniye bazı enfeksiyonlar (özellikle mantar) neden olabilir. Bu yüzden detaylı bir jinekolojik muayene gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin disparonia ise ilişkinin kuvvetli anlarında derin penetrasyon esnasında duyulan ağrıdır. Bu ağrıya derin penetrasyon esnasında basınca duyarlı olan iç organların normal cevabı neden olabilir. Bu durumda derin penetrasyondan kaçınılmalıdır. Kadının derin penetrasyonu kontrol edebildiği cinsel birleşme pozisyonları bu sorunun giderilmesine yardımcı olabilir. Eğer sorun ısrarcı ise jinekoloji konsültasyonu faydalı olabilir. Bu gibi durumlarda altta yatan neden bir enfeksiyon ya da endometriozis olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedenleri&lt;br /&gt;Bunlar fiziksel ya da psikolojik kökenli olabilir.&lt;br /&gt;Fiziksel nedenler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genital organlarda enfeksiyon&lt;br /&gt;Geçirilmiş operasyon ya da radyoterapi gibi nedenlere bağlı nedbe dokusu&lt;br /&gt;Epizyotomi nedbesi&lt;br /&gt;Myom ya da diğer rahim tümörleri&lt;br /&gt;Endometriozis&lt;br /&gt;Normalden daha kalın kızlık zarı&lt;br /&gt;Ürethrada (mesanenin vajinaya açılan kısmı) zedelenme&lt;br /&gt;Yetersiz kayganlık&lt;br /&gt;Menopoz sonrası olduğu gibi hormon yetersizliğine bağlı vajinal kuruluk&lt;br /&gt;Psikolojik nedenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebe Kalma korkusu&lt;br /&gt;Gebelik esnasında bebeğe fiziksel zarar gelebileceği korkusu&lt;br /&gt;Yetersiz önsevişme neticesinde&lt;br /&gt;Cinsel tecrübe ve bilginin yetersiz olması&lt;br /&gt;Daha önceden geçirilmiş seksüel yaralanma ya za psikolojik travma&lt;br /&gt;Partnere karşı geçici isteksizlik&lt;br /&gt;Olarak sayılabilir. Ayrıca stress, yeni geçirilmiş ya da henüz devam eden hastalık hali, yorgunluk gibi durumlar riski arttırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Disparonia tedavi edilmediği taktirde kişisel ilişkilere zarar veren, cinsel deneyimlerden keyif almayı engelleyen ve uzun dönemde kişinin kendine olan saygısını zedeleyen bir durumdur. Tedavide asıl amaç altta yatan fiziksel veya psikolojik nedenleri gün ışığına çıkarmak ve bu faktörleri ortadan kaldırmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi amaçlı günde 3-4 defa tekrarlanan 10-15 dakikalık ılık oturma banyoları hassasiyeti ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Cinsel ilişki esnasında allerji yapmayan bebe yağı gibi kayganlaştırıcılar kullanılabilir. Hekim kontrolü altında vajinayı genişletmeye yönelik egzersizler ya da cerrahi girişimler yapılabilir. Disparoninin tedavisinde en etkili yönemlerden biriside değişik birleşme pozisyonları deneyerek en az ağı verenini bulmaya çalışmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrılı cinsel ilişki ya da tıbbi terminolojideki adıyla dispronia jinekoloğa başvuran kadınlar arasında oldukça yaygın bir yakınmadır. Pek çok kadın dönem dönem bu tür şikayetler yaşar buna karşın bazı kadınlar sürekli hemen her ilişkide bu durumla karşı karşıya kalırlar. Dispronia çoğu zaman nedeni saptanabilen ve kolaylıkla tedavi edilebilen bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç ana tür dispronia vardır. Bunlardan en nadir görüleni ilişki ya da orgazmdan hemen sonra ortaya çıkan türüdür. Bu durum orgazm sırasında rahimde görülen kasılmalara bağlı olabilir. İlişki öncesinde ağrı kesici alınması sorunu çözer. Bu tür ağrının bir diğer nedeni ise meniye karşı olan alerjidir ve çok nadir olarak görülür. Erkek boşaldığında vajina ve dış genital organlarda şidetli bir yanma ve kızarıklık ortaya çıkar. Literatürde bu tür bir alerji nedeni ile şok ortaya çıkan çok az sayıda kadın bulunmaktadır. Mantar enfeksiyonu başta olmak üzere bazı vajinal enfeksiyonlar da irritasyona bağlı olarak bu tür yakınmalara neden olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penisin vajinaya penetrasyonu ya da dış bölgeye teması sırasında ortaya çıkan ağrı birkaç tıbbi probleme bağlı olarak görülebilir. Örneğin genital herpes enfeksiyonları (uçuk) dokunmaya oldukça duyarlı lezyonlara yol açarlar. Genital temizlik sırasında vajinada oluşan kesikler ya da sıyrıklar da ilişkinin başlangıcında ağrı yaşanmasının altında yatan sebep olabilir. Bazı kadınlarda kızlık zarı kalıntıları da bu tablonun nednei olabilmektedir. Mantar başta olmak üzere vajinal enfeksiyonlar ya da liken skleroz gibi dermatolojik hastalıklar dokunmaya karşı hassasiyet yaratırlar. Özellikle yaz aylarında görülen alerjik reaksiyonları da unutmmak gerekir. İlişki öncesi yeterli vajinal kayganlığın oluşmaması ağrılı cinsel ilişkinin bir başka nedenidir. Penetrasyon sırasında ağrıya neden olabien bir başka durum da vajinismustur. Kadın istem dışı olarak kendini kastığında doğal olarak ağrı duyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sık karşılaşılan disparonia türü derin penetrasyon yani ilişki süresince duyulan ağrıdır. Pek çok durum bu tür ağrıya neden olabilir. Örneğin doğumdan sonra ortaya çıkan tablo rahimdeki sarkmaya bağlı olabilir. Rahim sarkmasının en önemli ve belki de tek nedeni normal doğumdur. Benzer şekilde mesanede sarkma ya da epiyotomi kesisine bağlı nedbe dokusu da disparoniaya neden olabilmektedir. Nadiren karın içerisindeki yapışıklıklar, yumurtalık kistleri ve büyük myomlar da altta yatan neden olabilir. Endometriozis de ağrılı cinsel ilişkinin önemli bir nedenidir. İrritabl kolon sendromu adı verilen barsak hastalığı durumunda, ilişki sırasında rahimin barsaklar ile temas etmesi ağrı duyulmasına yol açabilir. Derin penetrasyon sırasında ortaya çıkan ağrının nedeninin saptanması her zaman çok kolay olmayabilir hatta bazı durumlarda tanıya ulaşabilmek için laparoskopi yapılması dahi gerekebilir. Bu tür disparonianın en önemli ve ihmal edilmemesi gereken nedenlerinden biri de pelvik enfeksiyonlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi pekçok durum ağrılı cinsel ilişkiye yol açabilmektedir. Yaygın kanının aksine psikolojik nedenler oldukça nadirdir ve genellikle altta yatan tıbbi bir sorun mevcuttur. Bu nedenle disparonia sorunu yaşayan kadınlar mutlaka jinekologlarına baş vurmalıdırlar. Kısa bir araştırma ve işbirliği ile neden ortaya konabilir ve sorun çözülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetleyecek olursak disparonia nedenleri şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orgazm&lt;br /&gt;Semen alerjisi&lt;br /&gt;Mantar enfeksiyoları&lt;br /&gt;Vajinal enfeksiyonlar&lt;br /&gt;Alerjik reaksiyonlar&lt;br /&gt;Cilt hastalıkları&lt;br /&gt;Genital uçuklar&lt;br /&gt;Travma ve tahrişler&lt;br /&gt;Kalın kızlık zarı kalıntıları&lt;br /&gt;Vajinal kuruluk&lt;br /&gt;Vajinismus&lt;br /&gt;Pelvik enfeksiyonlar&lt;br /&gt;Epizyo nedbesi&lt;br /&gt;Rahim ve idrar kesesinde sarkma&lt;br /&gt;Karın içi yapışıklıklar&lt;br /&gt;Yumurtalık kistleri&lt;br /&gt;Myomlar&lt;br /&gt;Barsak hastalıkları&lt;br /&gt;Endometriozis&lt;br /&gt;KAYNAK:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mumcu.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#9d0000;"&gt;www.mumcu.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-6278735669947217213?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/6278735669947217213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=6278735669947217213&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6278735669947217213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/6278735669947217213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/arl-cinsel-iliki.html' title='ağrılı cinsel ilişki'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-633929044354355571</id><published>2007-12-15T10:06:00.000-08:00</published><updated>2011-11-19T14:38:53.862-08:00</updated><title type='text'>E-mail Grubum 2</title><content type='html'>&lt;h2&gt;&lt;/h2&gt;&lt;fieldset&gt;&lt;legend&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Yahoo giriş formu&lt;/span&gt;&lt;/legend&gt;&lt;br /&gt;&lt;form action="https://edit.europe.yahoo.com/config/login?" autocomplete="off" method="post" name="login_form" onsubmit="return hash(this,'http://us.rd.yahoo.com/reg/login1/suli/login/us/ym/*http://edit.europe.yahoo.com/config/login')"&gt;&lt;table id="yreglgtb" summary="form: login information"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;th&gt;&lt;label for="username"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Yahoo adresin:&lt;/span&gt;&lt;/label&gt;&lt;/th&gt;&lt;td&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;input class="yreg_ipt" id="username" name="login" size="17" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;script language="JavaScript" type="text/javascript"&gt;if(document.getElementById) document.getElementById('username').focus();&lt;/script&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;th&gt;&lt;label for="passwd"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Pasaportun:&lt;/span&gt;&lt;/label&gt;&lt;/th&gt;&lt;td&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;input class="yreg_ipt" id="passwd" name="passwd" size="17" type="password" value="" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;input id="persistent" name=".persistent" type="checkbox" value="y" /&gt; Beni bu bilgisayarda hatırla&lt;label for="persistent"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="subperstxt"&gt;onlinesinif.blogspot.com'un yahoo e-mail grubuna katılmak için eklemeniz gereken adres:&lt;/span&gt;&lt;/label&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;label for="persistent"&gt;&lt;a href="mailto:onlinesinif@yahoo.com"&gt;onlinesinif@yahoo.com&lt;/a&gt; &lt;/label&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yreglgsb"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;input name=".save" type="submit" value="Sign In" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/form&gt;&lt;/fieldset&gt;&lt;a href="http://us.rd.yahoo.com/reg/login1/suli/forgot_lib/us/ym/*http://edit.europe.yahoo.com/config/eval_forgot_pw?new=1&amp;amp;.done=http%3A//mail.yahoo.com&amp;amp;.src=ym&amp;amp;partner=&amp;amp;.intl=us&amp;amp;pkg=&amp;amp;stepid=&amp;amp;.pd=ym_ver%3d0%26c=&amp;amp;.ab=&amp;amp;.last="&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;şifremi unuttum&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;img src="http://www.oriontextile.com/imaj/templates/default/images_flags/yahoo.gif" /&gt;&lt;strong&gt;Yahoo hesabımız aktiftir&lt;/strong&gt;. Listenize adresimizi ekledikten sonra site editörü ve sizin adresinize yönlendirilecek diğer arkadaşlarınızla güvenilir bir şekilde sohbet edebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-633929044354355571?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/633929044354355571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=633929044354355571&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/633929044354355571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/633929044354355571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/ana-sayfa.html' title='E-mail Grubum 2'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-3187531010594151327</id><published>2007-12-15T09:22:00.000-08:00</published><updated>2011-11-19T14:38:24.031-08:00</updated><title type='text'>Yıllık ödev menü</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="thread_statusicon_218188" src="http://www.bydigi.com/images/statusicon/thread_hot.gif" /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/mercek-ve-aynalar.html"&gt;Mercek ve aynalar&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="thread_statusicon_218188" src="http://www.bydigi.com/images/statusicon/thread_hot.gif" /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/foton-nedir.html"&gt;Foton nedir?&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="thread_statusicon_218188" src="http://www.bydigi.com/images/statusicon/thread_hot.gif" /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/fizik-nedir.html"&gt;Fizik nedir?&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="thread_statusicon_218188" src="http://www.bydigi.com/images/statusicon/thread_hot.gif" /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/moment-denge.html"&gt;Moment-Denge&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="thread_statusicon_218188" src="http://www.bydigi.com/images/statusicon/thread_hot.gif" /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/optik.html"&gt;Optik&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="thread_statusicon_218188" src="http://www.bydigi.com/images/statusicon/thread_hot.gif" /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/hareket-kuvvet.html"&gt;Hareket-kuvvet&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="thread_statusicon_218188" src="http://www.bydigi.com/images/statusicon/thread_hot.gif" /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/i-g-enerji.html"&gt;İş-güç-enerji&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="thread_statusicon_218188" src="http://www.bydigi.com/images/statusicon/thread_hot.gif" /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://onlinesinif.blogspot.com/2007/12/basit-harmonik-hareket.html"&gt;Basit harmonik hareket&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-3187531010594151327?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/3187531010594151327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=3187531010594151327&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3187531010594151327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/3187531010594151327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/yllk-dev-men.html' title='Yıllık ödev menü'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-8693540057989571540</id><published>2007-12-15T09:19:00.000-08:00</published><updated>2011-11-19T14:41:03.988-08:00</updated><title type='text'>basit harmonik hareket</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: darkred;"&gt;&lt;strong&gt;BASİT HARMONİK HAREKET&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Sürekli olarak kendini tekrar eden harekete Harmonik Hareket denir. Yukarıdaki cisim sürekli belli bir aralıkta hareket edip geçtiği konumları düzenli olarak tekar eder. Dairesel hareket de aynı zamanda basit harmonik harekettir. Yayın ucunda salınan kütle, sarkaç, su dalgaları harmonik harekete örnektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda düzgün dairesel hareket yapan bir cismin gölgesinin yaptığı basit harmonik hareket görülüyor. Gölgenin hareketi cismin hareketinin yatay izdüşümü olduğundan, cisme ait vektörel niceliklerin yatay bileşenleri gölgenin vektörel niceliklerini verir. Mesela, cismin konum vektörünün yatay bileşeni gölgenin konum vektörüdür. Benzer şekilde, cismin hız vektörünün yatay bileşeni gölgenin hız vektörüdür. Bu mantıkla dairesel hareketin formüllerinden basit harmonik hareketin formülleri çıkarılabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #22229c;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span class="smallfont"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #22229c; font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: large;"&gt;Yukarıdaki şekilde cismin konum vektörü r, hız vektörü V dir. Basit harmonik hareket yapan gölgenin ise konum vektörü x, hız vektörü Vx dir. Trigonometrik bağıntılardan yararlanarak x ve Vx in denklemlerini hesaplayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer değerlerde benzer trigonometrik bağıntılardan çıkarılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cismin O noktasına göre konumuna (x) uzanım denir. Uzanımın maksimum değerine (r) genlik denir. Bir periyotluk süre cismin B noktasından hareket edip yine B noktasına gelmesi için gereken süredir. B den A ya gitmesi veya A dan B ye gitmesi Yarım periyotluk zaman diliminde olur. B den O ya, O dan A ya gitmesi ise çeyrek periyotluk sürede gerçekleşir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: green;"&gt;Yaylar&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: large;"&gt;Sürtünmesiz bir ortamda bir yayın ucuna bir cismi bağladıktan sonra cismi çekip bırakırsak, cisim şekildeki gibi basit harmonik hareket yapar. Yani cismin hareketi yukarıdaki harmonik hareket formüllerine uyar. Yayın ve cismin özelliklerine göre cismin periyodu hesaplanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayın ucunda basit harmonik hareket yapan cismin periyodu (T) ve frekansı (f):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;denklemleriyle bulunur. Burada m cismin kütlesi, k yay sabitidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yay paralel yada seri bağlanmışsa ortak yay sabitleri aşağıdaki formüllerden bulunur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: indigo;"&gt;Sarkaç&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: large;"&gt;Bir ucundan tavana asılmış ipin diğer ucuna bir cisim bağladığımızda basit sarkaç elde etmiş oluruz. Sarkaca bir hız kazandırdığımızda sarkaç basit harmonik hareket yapmaya başlar. Eğer sürtünme yoksa, cisim sonsuza dek salınım hareketini sürdürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarkacın periyodu (T) ve frekansı (f):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;denklemleriyle bulunur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: large;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/mail%20to:engin.sevinc@mynet.com"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;input class="smallfont" onclick="javascript:window.location.href='register.php'" type="button" value="ödevin detayını mail göndererek alabilirsiniz..." /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7435755075891354622-8693540057989571540?l=www.onlinesinif.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.onlinesinif.net/feeds/8693540057989571540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7435755075891354622&amp;postID=8693540057989571540&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8693540057989571540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7435755075891354622/posts/default/8693540057989571540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.onlinesinif.net/2007/12/basit-harmonik-hareket.html' title='basit harmonik hareket'/><author><name>Administrator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-owGo0UiG4d8/TwJYD1_b1_I/AAAAAAAABDo/vGY-RhQFgXw/s220/colins.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7435755075891354622.post-1380197985498176329</id><published>2007-12-15T09:18:00.002-08:00</published><updated>2011-11-19T14:40:55.741-08:00</updated><title type='text'>mercek ve aynalar</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_1016116"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Mercek Ve Aynalar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayna, insanın kendisini görmesi için kullandığı cam veya maden levhadır. Mercek ise içinden geçen paralel ışınları birbirine yaklaştıran ya da uzaklaştıran saydam bir cisimdir. İnsan gözünün görmesini göz merceği sağlar. Görme bozukluğunu gidermek için merceklerden oluşan gözlük takılır. Fotoğraf makinesi ve büyüteç de, mercekle çalışan araçlardır. Mikrokskop, teleskop ve diğer birçok ölçme araçlarında mercekler ve aynalar bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Bir aynanın önünde durup bakarsanız, yüzünüzü görebilirsiniz. Aynanın durumunu değiştirince, başka cisimleri de görebilirsiniz. Aynada, önündeki cismin bir görüntüsü oluşur.&lt;br /&gt;Mercek ve aynalar, görüntü eldesi için kullanılırlar. Normal bir düz aynada, öndeki cismin görüntüsü, cisimle aynı büyüklükte ve doğrultudadır; fakat sağı ve solu yer değiştirmiştir. Sol el, görüntünün sağ tarafında görünür. Aynalar ve merceklerle daha büyük yada daha küçük görüntüler de elde edilebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Mercek, bir ya da iki yüzü çukur veya tümsek olan, cam veya plastikten yapılmış bir araçtır. Saydamdır, yani ışığı geçirir. Fakat içinden geçen ışığın gidişini saptırır. Bu sapmaya ışığın kırılması denir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Ayna ise ışığın geçemediği, parlak bir cisimdir. Yüzleri düz veya eğri olabilir. Camın bir tarafını gümüş veya başka metalle kaplayarak yapılır. Ayna, üzerine gelen ışığı, geldiği tarafa geri gönderir. Bu olaya da ışığın yansıması denir.&lt;br /&gt;Mercekler ve aynalarla ilgili çalışmalara geometrik optik denir. Optik, ışık bilgisi demektir. Geometri ise, şekiller ve doğrultuları inceleyen bilimdir.farklı şekilli mercekler ve aynalar, ışığın gidişini çeşitli şekillerde değiştirirler. Bunlar geometrik optik kurallarıyla belirlenmiştir.&lt;br /&gt;Işık, bir enerji türüdür. Kitabın sayfasından göze gelen ışık, göze enerji taşımaktadır. Fakat ayna ve merceklerin çalışmasını açıklamak için ışığın ne olduğunu açıklamaya gerek yoktur. Işığın ne olduğu öğrenilmeden çok önce ışığın hareket şekli incelenmiş ve anlaşılmıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Işık, cam, su ve hava gibi maddelerden geçebilir. Bu maddelere ortam denir. Boşluk da bir ortamdır ve ışık ondan da geçebilir. Işığın hareketi, ışınlardan yola çıkılarak daha kolay incelenebilir. Işık ışını, ışığın çok ince bir parçasıdır.&lt;br /&gt;Bir ortamda yol alan bir ışın doğrusal olarak gider. Fakat başka bir ortama geçince, doğrultusu değişir. Bir ayna veya merceğe çarpınca da aynı şey olur. Bunlara gelirken ve çıktıktan sonra ışık doğrusal yayılır. Fakat içinde, kırılmalar nedeniyle sapmalar olur.&lt;br /&gt;Düz bir çizgi çizin. Bunu bir aynanın düz yüzü varsayın. Sonra bu yüzeye gelen, doğrusal bir ışın çizin. Bu ışın, aynaya herhangi bir noktada çarpsın. Aynı noktaya gelen, fakat aynaya dik bir ışın daha çizin. Buna dik çizgi veya normal denir.&lt;br /&gt;Önce çizilen herhangi ışın, normalle bir açı yapar ve bu açıya gelme açısı adı verilir. Yansıyan ışın da, normalle bir açı yapar. Buna yansıma açısı denir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Yansıma yasasına göre, gelme açısıyla yansıma açısı birbirine eşittir. Böylece, yansıyan ışın, gelen ışının normalle yaptığı açının aynını yapacak şekilde, normalin diğer tarafına çizilebilir. Gelme açısı sıfır derece ise, gelen ışınla yansıyan ışın üstüste çakışır.&lt;br /&gt;Gelme açısı doksan dereceye yakınsa, yansıyan ışın da ayna yüzüne değerek gider.&lt;br /&gt;Bu olay, bir bilardo topunun masanın kenarına çarpıp, aynı açıyla diğer tarafa gitmesine benzer.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Aynanın önüne bir cisim koyduğumuzu düşünelim. Cismin her noktasından geçerek gelen ışınlar aynaya çarpar.&lt;br /&gt;Her ışın, yansıma kuralına uyar. Yansıyan ışınlar, normalin diğer tarafına doğru yol alırlar. Aynanın arkasındaki bir noktadan ışınlar çıkıyormuş gibi görünür. Cisim oradaymış gibi olur. Bu şekilde, aynanın arkasında oluşan görüntüye gerçek olmayan görüntü denir.&lt;br /&gt;Düz aynada,cisimle görüntü aynı boydadır. Ayna arkasındaki görüntünün ve öndeki cismin, aynaya uzaklıkları eşittir.&lt;br /&gt;Bütün cisimler, üzerlerine gelen ışığın bir kısmını yansıtırlar. Böyle olmasaydı, onları göremezdik. Fakat neden her c
